İthal Edilen Telefonlara İlişkin Yeni Düzenlemeler Ne Getirecek?

Yayın Tarihi: 24/07/2019

Yayınlanan Yer: Hürses Gazetesi – www.hurses.com.tr

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre ülkemizde cep telefonu ithalatı gittikçe azalmaktadır. 2014-2018 yıllarını kapsayan beş yıllık döneme bakıldığında, Türkiye’nin en fazla cep telefonu ithalatı yaptığı 2015 yılında 13 milyon 581 bin 718 cep telefonu ithal edilmiştir. Günümüze yaklaşıldığında, 2017 yılında 12 milyon 189 bin 655 cep telefonu ithal edilmiş iken, bu sayı 2018 yılında 9 milyon 820 bin 192 olarak gerçekleşmiştir. Bir diğer ifadeyle, 2018 yılındaki cep telefonu ithalatı, 2017 yılına göre yüzde 30 oranında azalmıştır.

Diğer taraftan, Türkiye’de esasen yabancı telefonların kayıt altına alınması ve çok sayıda telefonun vergisiz satılmak üzere ülkeye sokulmasının önüne geçilmesi amacıyla alınan maktu harç tutarı geçtiğimiz hafta 1.500,00 TL’ye yükseltilmiştir. Bakıldığında, bu tutar 2018 yılının Kasım ayında 170,00 TL’den 500,00 TL’ye çıkarılmış idi. Getirilen bu yeni düzenleme ile bu tutar yüzde 200 oranında artmıştır.

Buna ek olarak, geçtiğimiz yıllarda her pasaport için iki yılda bir defaya mahsus yapılabilen yurt dışı telefon kaydettirme işlemine ilişkin hüküm, 2019 yılının Mayıs ayında üç yılda bir olarak değiştirilmiştir.

Son tahlilde, yeni düzenlemelerde hem pasaport için iki yılda bir defaya mahsus yapılabilen yurt dışı telefon kaydettirme işleminin üç yılda bir olarak değiştirilmiş olması; hem de maktu harç tutarının 1.500,00 TL’ye yükseltilmesi ile birlikte, 2019 yılında gerçekleşecek cep telefonu ithalatının önemli oranda azalacağını söylemek mümkündür. Bu durum, bir taraftan yerli üretim için bir fırsat yaratmakta ise de, diğer taraftan başka sorunlara yol açabilir. Özellikle, birtakım yasa dışı yöntemlerle (örneğin, yurt dışından getirilen yeni telefonlara bazı kodlar uygulanarak eski telefonlardaki IMEI’nin kopyalanması gibi) yeni telefonun kullanılabilir hale getirilmesinin mümkün olduğu göz önüne alındığında; bu işlemlerin artabilme ihtimaline yönelik gerekli tedbirlerin ciddiyetle ele alınması gerektiği düşünülmektedir.

07-Temmuz içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

DİJİTAL EKONOMİDE VERGİLENDİRME, FİNANSAL RAPORLAMA VE DENETİM: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ (SATIŞTA!)

 

KİTABIN KÜNYESİ

Yazar: Dr. Yusuf ARTAR

Kitabın Adı: Dijital Ekonomide Vergilendirme, Finansal Raporlama ve Denetim: Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Birinci Baskı: Mayıs 2019

Basılı ISBN: 978-605-315-718-2

Online ISBN: 978-605-315-719-9

Yayıncı: Legal Yayıncılık A.Ş. (Sertifika No: 27563)

Dijital ekonominin vergisel boyutuna yönelik iki yılı aşkın bir süredir emek verdiğim çalışmam, Türkiye’nin lider yayıncılarından Legal Yayıncılık A.Ş. tarafından satışa sunuldu ve tüm seçkin kitabevlerinin rafında yerini aldı.

Gelecekte küresel anlamda öneminin artarak devam etmesi beklenen dijital ekonomi konusuna ilişkin akademik çalışmaların sadece ülkemizde değil, dünya genelinde de oldukça yetersiz olduğu günümüzde; konunun vergilendirme, finansal raporlama ve denetim boyutlarını birlikte ve kapsamlı bir şekilde ele alan bu kitap, aynı zamanda bu içeriği ile Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor!

Eğitime verdiği önemle, biz çocuklarının hayatını aydınlatan rahmetli babam Kemal ARTAR’a ithaf ettiğim kitabımın okuyuculara yararlı olmasını ve gelecekte yapılacak çalışmalara ışık tutmasını temenni ediyor; bu süreçte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Kitabın içeriğini görmek ve kitabı satın almak için bağlantı adresi:

https://legal.com.tr/urun/dijital-ekonomide-vergilendirme-finansal-raporlama-ve-denetim-sorunlar-ve-cozum-onerileri/368147

05-Mayıs, 2019 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

LATİN AMERİKA & KARAYİP ÜLKELERİ İLE OECD ÜLKELERİNİN VERGİ GELİRLERİ İLE VERGİ YAPILARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Yayın Tarihi: 01/09/2018

Yayınlanan Yer: Legal Mali Hukuk Dergisi, Eylül 2018, Sayı: 165

PDF: Latin Amerika & Karayip Ülkeleri ile OECD Ülkelerinin Vergi Gelirleri ile Vergi Yapılarının Karşılaştırılması

COMPARISON OF THE TAX REVENUES AND TAX STRUCTURES BETWEEN LATIN AMERICA & THE CARIBBEAN COUNTRIES AND OECD COUNTRIES

1.LATİN AMERİKA & KARAYİP ÜLKELERİ İLE OECD ÜLKELERİNİN VERGİ GELİRLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

Latin Amerika & Karayip Ülkeleri (Latin America and the Caribbean/LAC)’nde 2016 yılı itibariyle toplam vergi gelirinin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH)’ya oranı (Vergi/GSYİH) ortalama %22,7’dir. Bu oran, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, en yüksek Vergi/GSYİH oranı sırasıyla Küba (% 41,7), Barbados (% 32,2) ve Brezilya (% 32,2)’da görülmektedir. En düşük Vergi/GSYİH oranına sahip ülkeler ise Guatemala (% 12,6), Dominik Cumhuriyeti (% 13,7) ve Venezuela (% 14,4) olarak sıralanmaktadır. LAC ülkelerinin Vergi/GSYİH oranlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler aşağıdaki Şekil 1’de yer almaktadır.

Şekil 1: LAC Ülkelerindeki Vergi/GSYİH Oranları, 2016

Kaynak: (OECD, 2018, s. 28). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684599

Diğer taraftan, 2015 ve 2016 yılının başındaki verilere göre OECD ülkeleri arasında en yüksek Vergi/GSYİH oranı %45,9 ile Danimarka’da görülmektedir. Bu ülkeyi Fransa (%45,2), Belçika (%44,8), Finlandiya (%43,9) ve İsveç (%43,3) izlemektedir. Hem OECD hem de LAC ülkeleri arasında yer alan Meksika ve Şili, OECD ülkeleri arasında en düşük Vergi/GSYİH oranına sahiptir. Meksika’da bu oran, %17,2, Şili’de ise %20,4’tür. Bu ülkeleri İrlanda (%23,0) ve Türkiye (%25,4) takip etmektedir.

Şekil 2: OECD Ülkelerindeki Vergi/GSYİH Oranları, 2015 ve 2016-İlk

Kaynak: (OECD, 2017, s. 21). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611449

Şekil 2’de görüleceği üzere, yedi OECD ülkesi (Danimarka, Fransa, Belçika, Finlandiya, Avusturya, İtalya ve İsveç), LAC ülkelerinde en yüksek Vergi/GSYİH oranına sahip olan Küba (% 41,7)’dan daha yüksek bir orana sahiptir. Genel anlamda bakıldığında, toplam vergi gelirinin GSYİH’ye oranı, LAC ülkeleri ile kıyaslandığında, OECD ülkelerinde oldukça yüksektir. Dikkat edileceği üzere -Küba hariç olmak üzere- tüm LAC ülkeleri, % 34,3 Vergi/GSYİH oranına sahip olan OECD ortalamasının altında bir Vergi/GSYİH oranına sahiptir.

Bunların yanı sıra, 2015 ve 2016 yılları arasında LAC ve OECD ülkelerindeki Vergi/GSYİH oranlarında birtakım değişiklikler gerçekleşmiş olup, bu değişiklikler, söz konusu orana ilişkin trendin yönünü ortaya koymaktadır. Şöyle ki, 2015 ve 2016 yılları arasında LAC ülkelerinde, ortalama Vergi/GSYİH oranı %0,30 puan azalmıştır. Bu düşüş, kısmen LAC bölgesindeki genel ekonomik çevreyi ve çoğu ülkede yapısal vergi reformlarının olmamasını yansıtmaktadır. Latin Amerika’da, ortalama reel GSYİH büyüme oranı 2012 yılından bu yana yavaşlamış; 2015 ve 2016 yıllarında ise negatif hale gelmiştir. Diğer taraftan, özellikle emtia fiyatlarının düzelmesiyle birlikte LAC bölgesinin 2018 yılında %2 ila %2,5 arasında GSYİH büyümesine ulaşması beklenmekte olup ortalama reel GSYİH büyüme oranının yakın gelecekte tekrar pozitife döneceği öngörülmektedir (OECD, 2018, s. 29).

OECD ülkelerinde ise Vergi/GSYİH oranı ortalama %0,27 artmıştır. Bu veri, LAC ülkeleri ile kıyaslandığında, OECD ülkelerinde zaten daha yüksek olan ortalama Vergi/GSYİH oranının daha da yükseldiğini göstermektedir. Şekil 3 ve Şekil 4’te, 2015 ve 2016 yılları arasında LAC ve OECD ülkelerindeki Vergi/GSYİH oranlarındaki değişiklikler, ülke bazlı olarak yer almaktadır.

Şekil 3: 2015 ila 2016 Yılları Arasında LAC Ülkelerinde Vergi/GSYİH Oranlarındaki Değişim

Kaynak: (OECD, 2018, s. 30). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684618

Şekil 3’te görüldüğü üzere, 2016 yılında Trinidad ve Tobago’da Vergi/GSYİH oranı, bir önceki yıla göre %7,7 gibi ciddi bir oranda azalmıştır. Aynı şekilde Venezuela’da da bu oran %6,4’tür. Diğer taraftan Küba (%3,1), Bahamalar (%2,6) ve Belize (%2,4)’de Vergi/GSYİH oranı, diğer ülkelere göre önemli şekilde yükselmiştir. Bu üç ülkede 2015 ve 2016 yıllarında önemli vergi reformları gerçekleştirilmiştir. Bahamalar, 2015 yılının Ocak ayında KDV’yi uygulamaya koymuş ve başarılı ekonomi ve vergi politikalarını sürdürmüştür. Bu da KDV gelirlerinin 2015 yılına kıyasla GSYH’nin yüzdesi olarak ikiye katlanmasını sağlamıştır. Belize 2016 yılının Mart ayında yakıt vergileriyle ilgili yeni önlemler getirmiştir. Yine, 2016 yılında Küba’daki yüksek turist sayısının 2015 ile 2016 arasındaki GSYİH oranındaki artışa katkıda bulunmuş olabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla, mal ve hizmetler üzerinden alınan vergiler ile gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerin Küba’nın büyümesindeki ana etkenler olduğu ifade edilmektedir. Bahamalar’daki artışa en çok katkı yapan unsur mal ve hizmet vergilerinden elde edilen gelir (özellikle KDV) olurken, Belize’deki ana artış tüketim vergisi gelirinden kaynaklanmıştır (OECD, 2018, s. 29).

Trinidad ve Tobago ile Venezuela’daki düşüşler, esas olarak ekonomik bağlamda açıklanmaktadır. Petrol gelirlerine bağımlı bir ülke olan Trinidad ve Tobago, kurumlar vergisi gelirlerinin büyük bölümünü hidrokarbon şirketlerinden elde etmekte olup, 2016 yılında hidrokarbon fiyatlarının düşmesi ve üretimin azalması, bu ülkedeki kurumlar vergisi gelirinin önemli oranda azalmasına neden olmuştur. Venezuela açısından ise, yüksek enflasyon, iç tüketim ve ithalattaki düşüşler ile ülkenin petrol üretimindeki düşüşler, kurumlar vergisi, KDV ve diğer tüketim vergilerinden elde edilen gelirleri olumsuz yönde etkilemiştir (OECD, 2018, s. 29).

OECD ülkeleri bazında bakıldığında ise, 2016 yılında Vergi/GSYİH oranındaki değişimin önemli boyutta olmadığı söylenebilir. Vergi/GSYİH oranının en çok azaldığı ülkeler sırasıyla Avusturya (%0,99), Yeni Zelanda (%0,97) ve Belçika (%0,63)’dır. Aksine, Yunanistan’da bu oran %2,16 artarken, bu ülkeyi Hollanda (%1,49) ve Letonya (%1,23) izlemektedir.

Şekil 4: 2015 ila 2016 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde Vergi/GSYİH Oranlarındaki Değişim

Kaynak: (OECD, 2017, s. 19). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611411

2008, 2009 ve 2016 yılları hariç olmak üzere, LAC ülkelerinde ortalama Vergi/GSYİH oranı 1990 yılından beri sürekli artmıştır. 1990’da %16,0 olan bu oran 2016 yılına gelindiğinde 6 puandan fazla artarak %22,7’ye yükselmiştir. Bu büyümenin arkasında; olumlu makroekonomik koşullar, vergi sistemindeki değişiklikler ve vergi idarelerinin güçlendirilmesi yatmaktadır. OECD ülkelerinde ise ortalama Vergi/GSYİH oranı 1990 yılından 2016 yılına gelindiğinde yalnızca 2,3 puan artarak %32,0’dan %34,3’e yükselmiştir. LAC ve OECD ülkelerindeki ortalama Vergi/GSYİH oranları arasındaki fark 1990 ve 2009 yılları arasında daralmış, daha sonra ise istikrarlı bir seyir izlemiştir. Bu fark, 1990 yılında %15,9’dan 2009 yılında yaklaşık %11,5’e düşmüş ve 2014 yılına kadar bu seviyede sabit kalmıştır. 2015 yılında %10,9’a kadar düşen bu oran 2016 yılında tekrar %11,5 seviyesine gelmiştir (OECD, 2018, s. 31).

Şekil 5: 1990-2016 Yılları Arasında LAC ve OECD Ülkelerindeki Vergi/GSYİH Oranlarındaki Değişim

Kaynak: (OECD, 2018, s. 32). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684675

LAC ülkelerindeki Vergi/GSYİH oranları, on yıllık bir makroekonomik istikrarsızlık döneminden sonra, 1990’lı yılların başında artmıştır. 1980’li yıllar boyunca, bazı LAC ülkeleri mali dengesizliklerle uğraşmış ve aynı zamanda bunlardan bazıları, harcamaları finanse etmek için borç almak veya para basmak gibi alternatif yollara başvurmuştur. Bu durum, ülkelerin vergi gelirlerinin gerçek değerini azaltan hızlı enflasyona neden olmuştur. 1990’lardaki reformlar ile; fiyat istikrarı, ticaret liberalizasyonu ve mali disipline odaklanılmıştır. Çoğu LAC hükümeti, vergi gelirlerini artırmaya yönelik harcamaları ve uygulanan politikaları azaltmış; böylece bütçe yönetimi ve mali dengeler önemli ölçüde iyileşmiştir. Aynı şekilde, bu ülkelerde son yirmi yılda vergi idarelerinin ve vergi sistemlerinin modernize edilmesi için önemli çabalar sarf edilmiştir. Bu bağlamda, yeni bilgi teknolojisi sistemleri uygulanmış, vergi idaresi yapıları rasyonelleştirilmiş, vergi toplama sistemleri daha verimli hale getirilmiş ve uzman personel yetiştirilmeye başlanmıştır. Ayrıca, bazı LAC ülkelerinde vergi tabanları genişletilerek vergi sistemleri basitleştirilmiş, esas olarak yabancı yatırımın teşvik edilmesi amacıyla belli faaliyetler ve sektörlere tanınan muafiyet ve vergi teşviki sayısı azaltılmıştır. 2010 yılından bu yana ise LAC ülkelerinde, oran artışları ve vergi tabanının genişlemesini içeren çeşitli gelir vergisi reformları başlatılmıştır. Transfer fiyatlandırmasındaki ek kontrollerin yanı sıra, asgari vergilerin oluşturulması ve finansal işlemlere ilişkin vergiler hakkındaki düzenlemeleri içeren bu reformlar sayesinde Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Guatemala, El Salvador, Nikaragua, Panama ve Peru gibi birçok ülkede gelirler olumlu yönde etkilenmiştir (OECD, 2018, s. 32-33).

LAC ülkeleri açısından 1980’ler ve 1990’ların başındaki en önemli vergi reformu, KDV’nin getirilmesi olmuştur. Bu dönemden sonra, KDV ile ilgili reformlarda, vergi oranının artırılmasına ve vergi tabanının genişletilmesine odaklanılmıştır. Şekil 6’da görüleceği üzere, 1990 ve 2016 yılları arasında, GSYİH’nin yüzdesi olarak KDV’den elde edilen gelir, LAC ülkeleri için ortalama iki kattan fazla artmış; 1990 yılında %2,4 olan bu oran, 2016 yılında %6,2’ye ulaşmıştır. Aynı dönemde, LAC ülkelerinde mal ve hizmet üzerinden alınan gümrük ve ithalat vergileri gibi diğer vergi gelirlerinin GSYİH’ye oranı düşmüştür. Bu gerileme, LAC ülkelerince ithal ve ihraç edilen mallar da dahil olmak üzere belirli mal ve hizmetlerin vergilerinin değiştirilmesi sonucu oluşan ticari liberizasyondan kaynaklanmıştır. Bu politikaya önemli bir istisna olarak 2002 yılında ihracat vergisinin yeniden tesis edildiği Arjantin gösterilmekte ise de 2015 yılının Aralık ayında kurulan hükümet, neredeyse tüm tarım ürünleri üzerinde ihracat vergisini kaldırarak diğer LAC ülkelerinin politikalarına uyum sağlamıştır (OECD, 2018, s. 32-33).

LAC ülkelerindeki ortalama Vergi/GSYİH oranındaki büyümenin gerekçesi, 1990 ila 2002 yılları arasında KDV; 2002 ila 2016 yılları arasında hem KDV, hem de gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler olmuştur. KDV gelirleri, 1990 ve 2002 yılları arasında 1,9 puan artarken, gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler, dönem boyunca 0,4 puan artmıştır. Aynı şekilde, 2002 ve 2016 yılları arasında gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, özellikle 2003 yılından itibaren emtia fiyatlarının düzelmesiyle birlikte KDV ile paralel olarak 1,8 puan artmıştır.

Şekil 6: LAC Ülkelerinde 1990-2016 Yılları Arasında Bazı Vergi Türlerine İlişkin Gelirlerin GSYİH’ye Oranı (%)

Kaynak: (OECD, 2018, s. 33). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684694

Konuya OECD ülkeleri açısından bakıldığında, 1990 ila 2015 yılları arasında ortalama Vergi/GSYİH oranındaki 2,3 puanlık büyüme, her ne kadar düşük bir oran olarak görülse de, oranın %34,3’e yükseldiği ve asıl büyümenin LAC ülkelerinden yıllar önce başladığı hususları göz önünde bulundurulduğunda, bu oranın önemli bir oran olduğu söylenebilir. Öte yandan, diğer OECD ülkelerinden farklı olarak, İrlanda’da ortalama Vergi/GSYİH oranı yıllar içerisinde azalarak %23,0’a kadar gerilemiştir (OECD, 2017, s. 22). Zira İrlanda, son yıllarda vergi politikalarını sınır ötesi şirketlerin önünü açacak şekilde değiştirmiş ve böylece bürokrasinin azalarak iş odaklı politikaların geliştirilmesini sağlamıştır. Bu sayede vergi gelirleri azalsa da, sağlanan vergi indirimleri ve vergi iadesi sistemi ile ülkenin ekonomik çevresi ciddi anlamda genişlemiş, ar-ge ve fikri mülkiyet hakları gibi konularda uluslararası alanda önemli aşamalar katedilmiştir.

1973-1974 yıllarındaki 1. Petrol Krizi öncesi, güçlü ve neredeyse kesintisiz gelir artışı, tüm OECD ülkelerinde vergi düzeylerinin yükselmesini sağlamıştır. 1975 yılından 1985 yılına kadar OECD bölgesindeki vergi yükü 2,9 puan kadar yükselmiştir. 1970’li yılların ortasından sonra reel gelir büyümesinin yavaşlaması ve yüksek işsizlik oranları dolayısıyla vergi gelirlerinin artması sınırlanmıştır. Fakat 1980 yılında gerçekleşen 2. Petrol Krizini takiben yaşanan derin durgunluk (resesyon) sırasında ve sonrasında Avrupa ülkeleri, sosyal güvenlik üzerindeki yüksek harcamaları finanse etmek ve bütçe açıklarını yeniden düzenlemek için vergi oranlarını daha da artırmıştır (OECD, 2017, s. 22).

1980’li yılların ortasından sonra OECD ülkelerinin çoğu, gelir ve kurumlar vergisinin yasal oranlarını önemli ölçüde düşürmüş, fakat vergi reformlarının olumsuz gelir etkisi, vergi indirimlerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması ile bu durumu çoğu zaman dengelemiştir. 2000 yılında OECD ülkelerinin ortalama Vergi/GSYİH oranı, o zamanki en yüksek seviyesi olan %34,0’a kadar yükselmiştir. 2001 ila 2004 yılları arasında düşen bu oran, 2007 yılındaki kriz öncesi dönemde (2005-2007 yılları arasında) tekrar yükselmiştir. Son tahlilde, 2015 yılına gelindiğinde OECD ülkelerinde Vergi/GSYİH oranının 1995 yılına göre %0,7 oranında arttığı görülmektedir (OECD, 2017, s. 22-23).

Tüm bunların yanı sıra, OECD ülkelerinin ulusal Vergi/GSYİH oranları arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. 1965 yılında OECD ülkelerinin Vergi/GSYİH oranları %10,6 (Türkiye) ile %33,6 (Fransa) arasında değişirken, 2015 yılında bu oran, en düşük olarak -aynı zamanda bir LAC ülkesi olan- Meksika’da (%16,2); en yüksek olarak ise Danimarka’da (%45,9) görülmektedir. Bu dönemde yüksek vergi seviyelerine doğru eğilim, neredeyse bütün OECD ülkelerinde artan kamu sektörü harcamalarının önemli ölçüde finansman ihtiyacını yansıtmaktadır (OECD, 2017, s. 23).

Vergi türleri itibariyle bakıldığında, 1990 ila 2015 yılları arasında gelir ve kurumlar vergisi gelirlerinin toplamının GSYİH’ye oranının %12,2’den %11,5’e düştüğü görülmektedir. Buna karşın, 1990 yılında %10,0 olan mal ve hizmetler üzerinden alınan vergi gelirleri 2015 yılında %10,9’a yükselmiştir. Bu vergilerin içerisinde yer alan KDV’nin oranı ise %5,2’den %6,7’ye yükselmiştir (OECD, 2017, s. 22).

Şekil 7: OECD Ülkelerinde 1990-2015 Yılları Arasında Bazı Vergi Türlerine İlişkin Gelirlerin GSYİH’ye Oranı (%)

Kaynak: (OECD, 2017, s. 22). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611677

2.LATİN AMERİKA & KARAYİP ÜLKELERİ İLE OECD ÜLKELERİNİN VERGİ YAPILARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Bilindiği üzere, OECD’nin sınıflandırmasına göre vergiler altı ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar;

  • Gelir, Kâr ve Sermaye Kazançları Üzerinden Alınan Vergiler
  • Sosyal Güvenlik Katkı Payları
  • Ücret ve İstihdam Vergileri
  • Mülkiyet Üzerinden Alınan Vergiler
  • Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler
  • Diğer Vergiler’dir.

Temel vergi türlerinin toplam vergi gelirleri içindeki payı olarak tanımlanan “vergi yapısı”, vergi gelirlerinin bileşimini farklı vergi türleri ile göstermektedir. Bu, farklı vergilerin farklı ekonomik ve sosyal etkilere sahip olmasından ötürü ülkelerin karşılaştırılması açısından önemli bir göstergedir (OECD, 2018, s. 37).

LAC ülkelerinde ortalama vergi bileşimini oluşturan vergi türlerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, 1990 yılından günümüze, KDV ile gelir üzerinden alınan vergiler üzerine yoğunlaşmıştır. 1990 yılında %16,3 olan KDV gelirlerinin payı 2016 yılına gelindiğinde 13 puan artarak %29,3’e ulaşmıştır. Buna karşın, mal ve hizmetlere ilişkin gümrük ve ithalat vergileri gibi diğer vergilerin gelir payı, aynı dönemde 17,3 puan azalmıştır. Yine, 1990 yılında %22,8 olan gelir üzerinden alınan vergilerin payı, özellikle vergi tahsilatlarının daha etkin şekilde gerçekleştirilmesi sonucunda 2016 yılında %27,3’e yükselmiştir. Sosyal güvenlik katkı paylarının toplam vergi gelirleri içindeki payı da son 26 yılda 3,3 puan artarak 2016 yılında %15,9’a yükselmiştir.

Bu iki karşıt eğilim, KDV’nin artan önemini ve mal ve hizmetler üzerindeki diğer vergilerin azalan rolünü yansıtmaktadır. 1980 yılında KDV’nin uygulandığı LAC ülkelerinin sayısı 12 olmakla birlikte, 1990’lı yılların başından itibaren KDV, LAC ülkelerinin gelir kaynakları arasında giderek artan bir öneme sahip olmuştur ve vergi idarelerinin güçlendirilmesinin yanı sıra vergi oranlarına yönelik düzenlemelerin uygulanması ile konsolide edilmiştir. Söz konusu yıllarda gerçekleştirilen reformlar ile, vergi sistemlerinin sadeleştirilmesine de odaklanılmış olup bu dönemde çoğu ülke, sıfır veya düşük oranlı kalem sayısını azaltarak, birkaç durumda tek oranlı KDV programlarına yönelmiştir (OECD, 2018, s. 37).

Şekil 8: 1990 ile 2016 Yıllarında LAC Ülkelerinin Vergi Yapısı

Kaynak: (OECD, 2018, s. 38). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684770

LAC ülkelerinde mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, toplam vergi gelirinin yarısını oluşturmaktadır. Mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, Trinidad ve Tobago, Meksika ve Panama dışındaki tüm LAC ülkeleri için ana gelir kaynağıdır. Gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, Meksika ile Trinidad ve Tobago için en büyük payı temsil ederken, sosyal güvenlik katkı paylarından elde edilen gelirler ise Panama için en önemli vergi geliridir. Trinidad ve Tobago, 2016 yılında vergi gelirlerinin yaklaşık %50’sini gelir kâr ve sermaye üzerinden alınan vergilerden sağlamıştır (OECD, 2018, s. 39).

Şekil 9: 2016 Yılı İtibariyle LAC Ülkelerinin Ülke Bazında Vergi Yapısı

Kaynak: (OECD, 2018, s. 39). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684808

2015 yılı verilerine göre, OECD ülkelerinin vergi yapıları değişkenlik göstermektedir. Bunların arasında 17 ülkenin gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergileri; 9 ülkenin sosyal güvenlik katkı payları; 9 ülkenin tüketim vergileri (KDV dahil); toplam vergi gelirlerinin içerisindeki en yüksek payı oluşturmaktadır. Öte yandan OECD ülkelerinin çoğunda, emlak ve ücretlere ilişkin vergi gelirlerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı oldukça düşüktür (OECD, 2017, s. 23).

Şekil 10: 2015 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinin Ülke Bazında Vergi Yapısı

Kaynak: (OECD, 2017, s. 23). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611468

OECD ülkeleri ile LAC ülkelerinin vergi yapıları karşılaştırıldığında, LAC ülkelerinde OECD ülkelerine nispeten dolaylı vergi gelirlerinin, doğrudan vergi gelirlerinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu dolaylı vergilerin önemli bir kısmı mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden kaynaklanmakta olup toplam vergi gelirlerinin yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Buna karşın bu oran, OECD ülkelerinde toplam vergi gelirlerinin ortalama üçte birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, 2015 yılında mal ve hizmetler üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYİH’ye oranı, LAC ülkelerinde %11,5, OECD ülkelerinde ise %10,9 olarak gerçekleşmiş olup benzer düzeydedir. Aynı şekilde KDV/GSYİH oranı da LAC ülkelerinde ortalama %6,3, OECD ülkelerinde ise %6,7’dir (OECD, 2018, s. 45).

2015 yılında LAC ülkelerindeki toplam vergi gelirlerinin %44’ünden daha azı, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergiler ile sosyal güvenlik katkı paylarından oluşmakta iken bu oran OECD ülkelerinde ortalama %60’tır. Bu iki vergi türüne ilişkin gelirin GSYİH’ye oranı LAC ülkelerinde %10 civarında iken OECD ülkelerinde bu oran %20,5 olup LAC ülkelerinin iki katından daha fazladır. Yine, sosyal güvenlik katkı paylarının toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, OECD ülkeleri ile kıyaslandığında (%25,8), LAC ülkelerinde yaklaşık 10 puan daha düşüktür (% 16,0). Bu fark, LAC ülkelerinin birçoğunda bulunan özel sosyal güvenlik sağlama eğiliminden kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerindeki vergilerin LAC ülkelerindeki toplam vergi gelirine katkısı OECD ortalamasından 6,7 puan daha düşüktür (%27,4’e karşılık %34,1).

Kurumlar vergisi geliri, LAC ülkelerinde toplam vergi gelirinin %15,9’unu oluştururken bu oran OECD ülkelerinde %8,9’dur. Kurumlar vergisinin GSYİH’ye oranı ise sırasıyla %3,7 ve %2,8 olarak gerçekleşmiştir (Bkz. Şekil 11 ve Şekil 12). Gelir vergisi gelirlerinin toplam vergi gelirine oranı, OECD ülkelerinde %24,4 olurken, LAC ülkelerinde bu oran %9,5 ile oldukça düşük kalmıştır. Gelir vergisinin GSYİH’ye oranı da OECD ülkelerinde %8,4 olarak gerçekleşirken bu oran LAC ülkelerinin (%2,2) neredeyse dört katına denk gelmektedir (OECD, 2018, s. 46).

Şekil 11: 2015 Yılı İtibariyle LAC ve OECD Ülkelerinin Vergi Yapıları (Toplam Vergi Gelirlerinin Yüzdesi Olarak)

Kaynak: (OECD, 2018, s. 46). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684941

LAC bölgesindeki KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, OECD bölgesine göre daha yüksektir. 2015 yılı itibariyle LAC ülkelerinde ortalama %28,6 olan bu oran, OECD ülkelerinde %20,0 olarak gerçekleşmiştir. Buna benzer şekilde, mal ve hizmetler üzerinden alınan diğer vergiler açısından da bu oran sırasıyla %21,7 ile %12,4’tür.

Şekil 12: 2015 Yılı İtibariyle LAC ve OECD Ülkelerinin Vergi Yapıları (GSYİH’nin Yüzdesi Olarak)

Kaynak: (OECD, 2018, s. 47). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684960

Diğer taraftan, servete veya ücrete dayanan “Diğer Vergiler”, gelir kaynağı bakımından LAC ülkelerinde daha az öneme sahip olmakla birlikte, özellikle ücret vergilerinden elde edilen gelirler, göz ardı edilebilecek seviyededir (OECD, 2018, s. 47).

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

LAC ve OECD ülkelerine ilişkin OECD tarafından yayınlanan ve ayrıntılarına yukarıdaki bölümlerde yer verilen gelir istatistiklerine ilişkin raporlar, ülkelerin vergi gelirleri ile vergi yapılarını kapsayan önemli verilerden oluşmaktadır. Genel anlamda bakıldığında, vergi gelirlerinin OECD ülkelerinde, LAC ülkelerine göre daha yüksek olduğu görülmekte olup, bu veriler ışığında, vergi bilinci ile vergi politikalarının OECD ülkelerinde daha gelişmiş olduğu kanaatine varılmaktadır. Diğer taraftan, OECD ülkeleri ile LAC ülkelerinin vergi yapıları karşılaştırıldığında, LAC ülkelerinde OECD ülkelerine nispeten dolaylı vergi gelirlerinin, doğrudan vergi gelirlerinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Buna paralel olarak, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerindeki vergilerin LAC ülkelerindeki toplam vergi gelirine katkısı OECD ülkelerine göre önemli oranda düşüktür. Bu nedenlerle, dolaylı vergilerin doğrudan vergilerden daha yüksek olduğu LAC ülkelerinin özellikle vergi adaleti açısından OECD ülkelerine göre zayıf kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Sonuç olarak, LAC ülkeleri ile OECD ülkelerinin vergi gelirleri ile vergi yapıları karşılaştırıldığında, temel vergisel konularda OECD ülkelerinin LAC ülkelerine göre daha ileri bir düzeyde olduğu açıktır.

KAYNAKÇA

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2017). Revenue Statistics, 1965-2016, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2018). Revenue Statistics in Latin America and the Carribean, 1990-2016, Paris: OECD Publishing.

09-Eylül içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

DİJİTAL EKONOMİNİN GELECEĞİNE YÖNELİK AVRUPA BİRLİĞİ DİJİTAL TEK PAZARI

Yayın Tarihi: 01/07/2018

Yayınlanan Yer: Legal Mali Hukuk Dergisi, Temmuz 2018, Sayı: 163

PDF: Dijital Ekonominin Geleceğine Yönelik Avrupa Birliği Dijital Tek Pazarı

ÖZ

Ekonomik yapının küresel anlamda dijitalleştiği son yıllarda, birçok kurum ve kuruluş sınır ötesi dijital ekonomik faaliyetlere ilişkin engelleri kaldırmak amacıyla birtakım eylem planları hazırlamaktadır. Bu kuruluşlar arasında önemli bir yeri olan Avrupa Birliği (AB) konuya ilişkin olarak 2000 yılında Lizbon Stratejisi’ni ortaya koymuş, bu süreç 2010 yılında kamuoyuna açıklanan Avrupa 2020 Stratejisi ile devam etmiştir. Özellikle Avrupa 2020 Stratejisi’nde AB üyesi ülkelerin bilgi toplumuna geçişini sağlamak amacıyla bir Dijital Tek Pazar oluşturulması planlanmıştır. Bu çalışmada Avrupa Birliği Dijital Tek Pazarı hakkında bilgilere yer verilmiş, Pazar’a yönelik eylemler belirtilmiş ve Pazar’ın dijital ekonominin geleceği açısından önemine vurgu yapılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Dijital Ekonomi, Avrupa Birliği, Dijital Tek Pazar

EUROPEAN UNION’S DIGITAL SINGLE MARKET FOR THE FUTURE OF THE DIGITAL ECONOMY

ABSTRACT

In recent years, as the economic structure is digitized globally, many institutions and organizations are preparing a set of action plans to remove obstacles to cross-border digital economic activity. The European Union (EU), which has an important place among these organizations, put forward the Lisbon Strategy in 2000 and this process continued with the European 2020 Strategy announced to the public in 2010. Especially in the European 2020 Strategy, it is planned to create a Digital Single Market in order to ensure the transition of the EU member countries to the information society. In this study, information about the European Union’s Digital Single Market is given, the actions for the Market are stated and the importance of the Market for the future of the digital economy is emphasized.

Keywords: Digital Economy, European Union, Digital Single Market

1.DİJİTAL EKONOMİ KAVRAMI

1.1.Dijital Ekonominin Tanımı:

Son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerinde (BİT) yaşanan hızlı gelişmeler ile internetin hayatın birçok alanında yaygın olarak kullanılması, dijital ortamda gerçekleştirilen ticari işlemlerin oluşmasına ve yaygınlaşmasına neden olmuştur. Yeni BİT’lerin yaygın olarak kullanılması, ekonomi literatüründe “İnternet Çağı”, “Bilgi Teknolojisi Devrimi”, “Dijital Ekonomi” gibi terimlerle ifade edilmektedir. Dünya genelinde dijital ekonomi terimi yerine, tekonomi, enformasyon ekonomisi (information economy), ağ ekonomisi (network economy), bilgi ekonomisi (knowledge economy), ağırlıksız ekonomi (weightless economy) ve yeni ekonomi (new economy) terimleri de kullanılmaktadır (Mastar Özcan, 2016, s. 73).

Dijital ekonomi terimi ile elektronik ticaret (e-ticaret) teriminin genellikle birbiri yerine kullanıldığı görülmekle birlikte dijital ekonomi, içerisinde e-ticareti de barındıran bir üst kavramdır. Dijital ekonomi; e-ticaret, çevrimiçi uygulama mağazaları, web tabanlı reklamcılık, bulut bilişim, üç boyutlu baskı, dijital (sanal) para kullanımı gibi faaliyetlerin veya iş modellerinin tümünü içermektedir (Mastar Özcan, 2016, s. 73).

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) (2015a, s. 54-64), “Dijital Ekonomiden Kaynaklanan Vergilendirme Problemlerinin Belirlenmesi” adlı raporunda dijital ekonomi faaliyetlerini/iş modellerini aşağıdaki şekilde sınıflandırılmıştır.

  • Elektronik Ticaret,
  • Elektronik Ödeme Hizmetleri,
  • Uygulama Mağazaları,
  • Çevrimiçi Pazarlama/Reklamcılık,
  • Bulut Bilişim,
  • Yüksek Frekanslı İşlemler,
  • Katılıma Dayalı Ağ Platformları.

Dijital ekonomiye ilişkin bu iş modellerini bir araya getirerek dijital ekonomi kavramını şu şekilde tanımlamak mümkündür: Mal veya hizmet satımının yanında hem maddi hem de gayri maddi işlemlerin kolaylıkla dünyanın her yerinden yapılmasına olanak sağlayarak günlük yaşantıyı kolaylaştıran dijital ekonomi (Mastar Özcan, 2016, s. 75), “teknolojiyi daha ucuz ve daha güçlü yapan ve iş süreçlerinin geliştirilmesini standartlaştıran ve aynı zamanda ekonomideki bütün sektörlerde yeniliği destekleyen bilgi ve iletişim teknolojisi tarafından getirilen değişim süreçlerinin bir sonucudur” (OECD, 2015a, s. 11).

1.2.Dijital Ekonominin Temel Özellikleri:

Yukarıda yer alan faaliyetlerin veya iş modellerinin ortaya çıkmasına neden olan dijital ekonominin temel özelliklerini aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür (OECD, 2015a, s. 64-65).

  • Hareketlilik,
  • Verilere ve Kullanıcı Katılımına Olan Güven,
  • Ağ Etkisi,
  • Çok Taraflı İş Modeli,
  • Monopol veya Oligopole Yönelik Eğilim,
  • Değişkenlik.

Hareketlilik, dijital ekonominin üzerinde yoğunlaştığı; maddi olmayan varlıklara göre, kullanıcılara göre ve iş fonksiyonlarına göre olmak üzere üç başlıkta değerlendirilmektedir (OECD, 2015a, s. 64).

Maddi olmayan varlıkların geliştirilmesi ve işletilmesi dijital ekonominin önemli bir özelliği olup, bu özellik şirketler bakımından değer yaratımı ve ekonomik büyümede ana etmendir (Li, 2014, s. 23). Örneğin dijital şirketler, yazılımlarına oldukça güvenmekte olup mevcut yazılımları yükseltmek veya yeni yazılım ürünleri geliştirmek için araştırma ve geliştirme ile ilgili önemli kaynaklar harcamaktadır (OECD, 2015a, s. 65). Maddi olmayan bu varlıklara ilişkin haklar çoğu zaman kolaylıkla bir başkasına devredilebilmekte veya ilişkili işletmeler arasında transfer edilebilmektedir. Bu nedenle varlıkların yasal sahipliği ile varlıkların faaliyetleri birbirinden ayrı tutulmaktadır (Budak, 2018, s. 14).

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, kullanıcıların ticari faaliyetlerini uzaktan da sürdürmelerine imkân sağlamaktadır (Olbert ve Spengel, 2016, s. 6). Örneğin bir kişi, bir ülkede ikamet etmekte iken, ikinci bir ülkede kaldığı esnada bir uygulama satın alabilmekte ve bu uygulamayı üçüncü bir ülkede kullanabilmektedir. Öte yandan bu durum, internette birçok etkileşimin anonim kalmasına sebep olabilmekte, böylece kullanıcıların kimliklerinin ve yerlerinin tespit edilmesini zorlaştırmaktadır (OECD, 2015a, s. 65).

Gelişmiş telekomünikasyon, bilgi yönetimi yazılımı ve kişisel bilgisayar işlemleri, karmaşık faaliyetlerin organizasyon ve koordinasyon maliyetlerini önemli ölçüde azaltmıştır. Bunun sonucunda, işletmeler küresel operasyonlarını, operasyonun yapıldığı yere veya müşterilerinin bulunduğu yere bağlı olmaksızın merkezi bir konumdan entegre bir şekilde yönetebilmektedir (Unhelkar, 2008, s. 208; OECD, 2015a, s. 65).

Dijital ekonomide, işletmelerin müşterileri, kullanıcıları, tedarikçileri ve işlemleri hakkında veri toplaması yaygın bir uygulamadır. Veriler, hem kişisel hem de kişisel olmayan veriler içerebilmekte ve çeşitli şekillerde elde edilebilmektedir. Kişisel veriler doğrudan müşterilerden temin edilebilmekte (örneğin, bir çevrimiçi siteye kaydolurken), gözlemlenebilmekte (örneğin, internet tarama tercihlerinin kaydedilmesi, konum verileri vb.) veya diğer bir veriyle kombinasyon halinde analize dayalı olarak çıkarılabilmektedir. Öte yandan kişisel ve kişisel olmayan veriler arasındaki bölme çizgisi her zaman açık değildir (OECD, 2015a, s. 68). Dijital ekonomide, müşteri ve kullanıcıya ilişkin kişisel veya kişisel olmayan veriler, işletmelerin çeşitli hedeflerini gerçekleştirmeleri bakımından oldukça önemli ve gereklidir. Örneğin, bazı dijital ekonomik iş modellerinde işletmeler, sık sık kendi yatırımcılarına, müşterilerle yaptığı değer yaratan aktif iş birliğine ilişkin rapor sunmaktadır (Endo, 2017, s. 107).

Ağ etkisi, bir malın veya hizmetin kullanıcı sayısının veya kullanım kombinasyonlarının artmasıyla o malın tüketiciye sağladığı faydanın artması olarak tanımlanabilir (Çelebi, 2016, s. 1). Örneğin tek bir faks cihazının kendi başına herhangi bir fonksiyonu bulunmamakta iken, bir kullanıcının bir faks cihazı satın alma tercihini, önceden faks cihazı satın alanların kararı etkilemektedir. Bu yeni teknoloji, ancak her iki kullanıcının da aynı cihaza sahip olması ve cihazın, kullanıcıların işlerini görmesi durumunda fayda sağlayacaktır (Coyle, 2017, s. 11). Dolayısıyla, dijital ekonomide faaliyette bulunan şirketlerin müşteri ve kullanıcılarının kararları, söz konusu müşteri ve kullanıcının kararları hakkında bilgi sahibi olan diğer potansiyel müşteri ve kullanıcıların kararları üzerinde doğrudan etkilidir (Deniz, 2016, s. 99). Bu ağ etkileri dijital ekonomideki birçok işletmenin önemli bir özelliğidir (OECD, 2015a, s. 71).

Çok taraflı iş modeli, birbirinden farklı çıkar gruplarının aynı platformda eylemde bulunmalarını, bu eylemlerin bir dışsallık yaratarak diğer grubu olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesini ifade etmektedir (Campbell-Kelly vd., 2015, s. 717; Deniz, 2016, s. 99). Dolayısıyla bu model çok paydaşlı olup paydaşların birbirleriyle olan etkileşimi aracılığı ile değer yaratılan bir sistemdir. (Li, 2017, s. 8). Bir web sitesinde reklamı yayınlanan bir firmanın reklam bedelinin, söz konusu web sitesini kullanan kişilerin tık sayısına göre belirlenmesi buna örnek olarak verilebilir (Deniz, 2016, s. 99).

Dijital ekonominin yükselişi, çok taraflı iş modellerini sınır ötesi bağlamda daha yaygın hale getirmiştir. Esneklik (flexibility) ve erişim (reach) dijital ekonomideki çok taraflı iş modellerinin iki önemli özelliğidir (OECD, 2015a, s. 72).

Dijital ekonomide belirli bir alanda faaliyet gösteren şirketler, uzun vadede diğer şirketlere göre çok daha fazla büyüyebilmekte ve hakim konuma gelebilmektedir (Deniz, 2016, s. 99). Yine  dijital ekonomide piyasaya giriş bariyerlerinin yüksek olmaması, her geçen gün daha hızlı gelişen bilgi ve iletişim teknolojileri, mevcut duruma adapte olabilmek için gerekli olan inovasyon çalışmaları gibi birçok etken, dijital ekonomide faaliyette bulunan şirketlerin pazar paylarını kaybetmelerine veya çok hızlı büyümelerine neden olabilmektedir (Deniz, 2016, s. 99).

1.3.Dijital Ekonominin Genel Ekonomi İçerisindeki Yeri:

1.3.1.Büyüme Açısından:

Bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) yatırımı (ICT Investment), bir yıldan fazla üretimde kullanılan ekipman ve bilgisayar yazılımlarının edinilmesi olarak tanımlanmaktadır. BİT’in üç bileşeni bulunmaktadır. Bunlar, bilgi teknolojisi donanımı (bilgisayar ve ilgili donanım), iletişim donanımı ve yazılım olup (OECD Data, 2017), BİT ürün ve hizmetlerine yapılan yatırım, dijital ekonominin büyümesinde önemli bir etkendir. 2013 yılında OECD ülkelerindeki BİT yatırımı, toplam sabit yatırımın %13,5’ini ve GSYİH’nin %2,7’sini temsil etmiştir (OECD, 2015b, s. 160).

BİT yatırımının üçte ikisinden fazlası bilgisayar yazılımları ve veritabanları için gerçekleştirilmiş olup 2001 ila 2013 yılları arasında BİT yatırımları, GSYİH’deki yıllık büyümeye 0,15 ila 0,52 puanlık katkı sağlamıştır (OECD, 2015b, s. 162). Bununla birlikte, 2007 yılında finansal krizin başlamasından bu yana BİT yatırımının büyümeye katkısı yavaşlamıştır (OECD, 2015b, s. 162). 2001-2007 yılları arasında BİT yatırımları GSYİH’daki yıllık büyümenin %0,22’si ila %0,59’u arasında değişmekte iken (Şekil 1), bu oran 2008-2013 yılları arasında %0,07 ila %0,45 arasında kalmıştır (Şekil 2).

Şekil 1: 2001 ila 2007 Yılları Arasında BİT ve BİT Harici Yatırımların GSYİH Büyümesine Katkısı

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 162). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225109

Şekil 2: 2008 ila 2013 Yılları Arasında BİT ve BİT Harici Yatırımların GSYİH Büyümesine Katkısı

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 162). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225096

1.3.2.Verimlilik ve İstihdam Açısından:

2013 yılı verilerine göre, BİT sektöründe OECD işgücü verimliliği (yani istihdam edilen kişi başına katma değer) 162 bin ABD dolarıdır. Diğer bir deyişle ekonominin geri kalanından %79 daha yüksektir (OECD, 2015b, s. 163). Aynı yıl itibariyle işgücü verimliliği, telekomünikasyon sektöründe toplam ekonomiden %160 daha yüksektir. Bu oran bilgisayar üretiminde %138, yazılım üretiminde %103 ve iletişim teknolojisi hizmetlerinde %21 olarak görülmektedir (OECD, 2015b, s. 163). Diğer taraftan Şekil 3’te görüleceği üzere bu verilere ilişkin ülkeler arasında büyük farklılıklar mevcuttur.

Şekil 3: 2013 Yılında BİT Sektörünün İşgücü Verimliliği ve Toplam Ekonomi

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 162). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225113

2001 ila 2013 yılları arasında, BİT endüstrileri, OECD ülkelerinin çoğunda toplam işgücü verimliliği artışında önemli rol oynamıştır. Şekil 4’te yer aldığı üzere BİT sektörü, İrlanda’da toplam işgücü verimliliğine %4; Estonya, Slovak Cumhuriyeti ve ABD’de yaklaşık %3; Macaristan, Norveç ve İsviçre’de %2 oranında katkı sağlamıştır. Buna karşın, BİT sektöründeki verimlilik artışındaki yavaşlama Finlandiya ve Lüksemburg’da ise bir düşüşe neden olmuştur (OECD, 2015b, s. 163).

Şekil 4: 2001 ve 2013 Yılları Arasında BİT Sektörünün Toplam İşgücü Verimliliği Artışındaki Rolü

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 164). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225121

Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, dijital ekonominin genel ekonomi içerisindeki payı her geçen gün artmaktadır. Dijital platformlarda yer alan birçok yeni faaliyet veya iş modellerinin yanı sıra ekonomik araçların da giderek dijitalleştiği günümüzden bakıldığında, yakın gelecekte dijital ekonominin, genel ekonominin vazgeçilmez bir parçası olacağını söylemek mümkündür.

2.AVRUPA BİRLİĞİ DİJİTAL TEK PAZARI

2.1.Pazara Yönelik Planların Gelişimi:

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dünyada dijital ekonominin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle, aralarında Avrupa Birliği (AB)’nin de bulunduğu birçok kurum ve kuruluş sınır ötesi dijital ekonomik faaliyetlere ilişkin engelleri kaldırmak amacıyla birtakım eylem planları hazırlamaktadır. AB konuya ilişkin olarak öncelikle 2000 yılında Lizbon Stratejisini ortaya koymuş, bu süreç 2010 yılında kamuoyuna açıklanan Avrupa 2020 Stratejisi ile devam etmiştir.

Bu planlarda, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yenilikçilik, ekonomik büyüme ve istihdam alanlarında sunduğu imkânlardan AB’nin en geniş şekilde yararlanması için yol haritaları sunulmuş olup, Avrupa 2020 Stratejisi’nde, AB’nin bilgi toplumuna dönüştürülmesi ve bunun için de AB’de bir Dijital Tek Pazar oluşturulmasının önemine vurgu yapılmıştır (Akses, 2015, s. 1). Bu planla birlikte malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımının sağlandığı Avrupa’da, yeni bir unsur olan “verilerin” de serbest dolaşımının sağlanması amaçlanmıştır. Bu sayede AB üye ülkelerinde yer alan kişilerin ve işletmelerin, çevrimiçi mal ve hizmetlere, vatandaşı oldukları ülkeye bakılmaksızın kolayca erişebilecekleri bir altyapının oluşturulması düşünülmüş, böylece 28 üye ülkenin yer aldığı bu büyük piyasada yeni girişimciler için birçok yeni fırsatın ortaya çıkacağı savunulmuştur (Ansip, 2017).

Diğer taraftan, AB üye ülkelerindeki dijital pazarlar arasında birçok yasal ve teknik engellerin bulunduğu tespit edilmiştir. Başlıca engeller; vergi mevzuatı, ödeme sistemleri/alışkanlıkları, lojistik düzenlemeler, telif hakları ve tüketici hakları itibariyle üye ülkeler arasında bulunan mevcut farklılıklar ile coğrafi ayrımcılık uygulamaları olarak sıralanabilir (T.C. Ekonomi Bakanlığı, 2018). Örneğin telif hakları özelinde; üye devletler bünyesinde 20’ye yakın farklı uygulamanın bulunduğu ve dolayısıyla bu konuda acil uyumlaştırmanın gerektiği belirtilmiştir. Lojistik hizmetler açısından bakıldığında ise kargo teslimatında merkezden uzak bölgelere ve sınır ötesi teslimatta haksız fiyat farklarının bulunduğu tespit edilmiştir. Yine vergisel açıdan bakıldığında, KDV farklılıklarının özellikle KOBİ’leri zor durumda bıraktığı, bu sebeple bu alanda basitleştirmenin gerektiği ifade edilmiştir (T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı, 2018, s. 1).

2.2.Dijital Tek Pazar Stratejisi:

Yukarıda açıklanan engelleri aşabilmek için, Avrupa Komisyonu, 6 Mayıs 2015 tarihinde, üç temel başlıktan ve 16 farklı eylemden oluşan Dijital Tek Pazar Stratejisi’ni açıklamıştır. Söz konusu strateji ile öncelikli olarak AB’de tüketiciler ve işletmelerin dijital ürün ve hizmetlere erişimlerinin kolaylaştırılması, dijital ağların ve yenilikçi hizmetlerin geliştirilmesi için gerekli ortamın oluşturulması ve dijital ekonominin büyüme potansiyelinin desteklenme hususları saptanmış olup, bu stratejinin AB’nin tüm bölgelerinde kapsayıcı bir ekonomik büyüme sağlanması için kullanılmasının önemi de vurgulanmıştır (Akses, 2015, s. 1).

Dijital Tek Pazar Stratejisi’nin üç temel başlığı ve başlıkların içeriğinde yer alan 16 eylem şunlardır (European Commission, 2015):

1) AB’de tüketiciler ve işletmelerin dijital ürün ve hizmetlere erişimlerinin daha iyi sağlanması:

  • Sınır ötesi e-ticareti kolaylaştıracak kurallar oluşturmak,
  • Tüketici kurallarını daha hızlı ve tutarlı bir şekilde uygulamak,
  • Daha verimli ve uygun fiyatlı paket teslimatı gerçekleştirmek,
  • Haksız coğrafi engellemeyi sona erdirmek,
  • Avrupa e-ticaret pazarlarını etkileyen potansiyel rekabet sorunlarını tespit etmek,
  • Modern, daha geniş Avrupa telif hakkı yasası oluşturmak,
  • Çevrimiçi yayınların genişletilmesi gerekip gerekmediğini ve Avrupa’daki yayıncıların hizmetlerine sınır ötesi erişimin nasıl artırılacağını araştırmak için Uydu ve Kablo Direktifi’ni gözden geçirmek,
  • İşletmelerin farklı KDV rejimlerinden dolayı karşı karşıya oldukları idari yükü azaltmak,

2) Dijital ağların ve yenilikçi hizmetlerin geliştirilmesi için doğru şartların sağlanması:

  • AB telekom kurallarını ciddi bir şekilde gözden geçirmek,
  • Görsel ve işitsel medyayı 21. yüzyıla uygun hale getirmek,
  • Çevrimiçi platformların (arama motorları, sosyal medya, uygulama mağazaları vb.) pazardaki rolünü kapsamlı bir şekilde analiz etmek,
  • Özellikle kişisel verilere ilişkin dijital hizmetlerde güven ve güvenliği güçlendirmek,
  • Teknoloji alanında siber güvenlik konusunda ve çevrimiçi ağ güvenliği için çözümler önermek,

3) Dijital ekonominin büyüme potansiyelinin desteklenmesi:

  • AB’deki verilerin serbest dolaşımını teşvik etmek için bir ‘Avrupa serbest veri giriş akışı’ önermek,
  • E-sağlık, ulaşım planlaması veya enerji gibi Dijital Tek Pazar için kritik olan alanlarda standartlar ve birlikte çalışabilirlik önceliklerini tanımlamak,
  • Vatandaşların internet fırsatlarını yakalama ve iş bulma şanslarını artırmaya yönelik yeteneklerini geliştirmek üzere kapsayıcı bir dijital toplumu desteklemek.

Dijital Tek Pazarın temel girişimlerinden bazıları, Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Bunlar;

  • 2018 yılının başlarından itibaren Avrupalıların evlerinde satın aldıkları veya abone oldukları filmler, müzik veya e-kitaplar ile seyahat etmelerine olanak sağlayacak “içerik taşınabilirliği”,
  • 15 Haziran 2017 tarihinden itibaren, bir üye ülkeden başka bir ülkeye seyahat eden aboneler için fazla vergilerin sona erdirildiği “roaming hizmetleri”,
  • 5G ve yeni çevrimiçi hizmetlerin geliştirilmesi için 700 MHz bandını yayınlayan “spektrum koordinasyonu”,
  • Görme engelli veya başka bir şekilde engelli kişiler için yayınlanan eserlere erişimi kolaylaştıran “Marakeş Antlaşması’nın uygulanması”,
  • AB genelinde halka açık ücretsiz Wi-Fi noktaları sağlayacak olan “WiFi4EU girişimi

olarak sıralanabilir (European Commission, 2017, s. 4).

Diğer taraftan ortak yasal uygulamaların geliştirilmesi, üye ülkeler ve diğer paydaşlar ile yakın işbirliği içinde devam etmektedir. Örneğin, Dijitalleştirici Avrupa Endüstrisi girişimi kapsamında Komisyon, kritik bir inisiyatif ve yatırım kitlesi oluşturmak için üye devletler ve endüstri ile yakın bir şekilde çalışmaktadır. Girişimin 2016 yılının Nisan ayında ortaya çıkmasından 2017 yılına kadar tahsis edilen 100 milyon Euro değerindeki yatırım, 150’den fazla dijital inovasyon merkezine destek sağlamıştır. Yine, 2017 yılı itibariyle kamu otoritelerini, iş, eğitim ve işgücü piyasası paydaşlarını birbirine bağlayan 17 Ulusal Dijital Beceri Koalisyonu bulunmaktadır (European Commission, 2017, s. 4).

Önemli bir ilerleme kaydedilmiş olsa da, Avrupa’da tamamen entegre bir Dijital Tek Pazar elde etmek için Dijital Tek Pazar Stratejisi kapsamında birçok konuda (Örneğin; coğrafi engelleme, telif hakkı reformu, telekom reformu ve görsel-işitsel medya çerçevesinin güncellenmesi vb.) yasal müzakereler devam etmekte olup Avrupa Konseyi, Aralık 2018’e kadar Dijital Tek Pazar Stratejisini uygulamaya karar vermiştir. Dolayısıyla bu durum, müzakerelerin hızının artırılmasını gerektirecektir (European Commission, 2017, s. 4).

Tüm bunların yanı sıra, strateji kapsamında 2020 yılına kadar Avrupa’da 8.000’den fazla yerleşim yerinde ücretsiz WiFi noktaları kurularak her köy ve şehrin ana merkezlerinin kablosuz internet erişimine sahip olması planlanmaktadır (Öney, 2017). Yine, Avrupa’da 2016 yılında 6,16 milyon olan veri çalışanının 2020 yılında 10,43 milyona; 255.000 olan veri şirketlerinin 359.050’ye yükseleceği tahmin edilmektedir. Böylece, 2016 yılında yaklaşık 300 milyar Euro olan Avrupa’da veri ekonomisinin değerinin 2020 yılına kadar AB GSYİH’sinin %4’üne tekabül eden 739 milyar Euro’ya ulaşması beklenmektedir (European Commission, 2017, s. 5).

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Ekonominin giderek dijitalleştiği günümüzde, dijital ekonominin temel özelliklerinden dolayı sınır ötesi ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde birtakım güçlükler bulunmaktadır. Birçok kurum ve kuruluş gibi AB de bu güçlükleri ortadan kaldırmak amacıyla stratejiler geliştirmiştir. Avrupa Komisyonu, 6 Mayıs 2015 tarihinde, üç temel başlıktan ve 16 farklı eylemden oluşan Dijital Tek Pazar Stratejisi’ni açıklamıştır. Söz konusu strateji ile AB’de dijital ekonomi faaliyetlerinin kolaylıkla gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Gelinen noktada, bu strateji ile AB’de dijital ekonomiye yönelik önemli ilerlemeler kaydedilmiş olup süreç devam etmektedir. Bunun yanı sıra, geleceğe yönelik perspektifler söz konusu stratejik uygulamaların öneminin gelecekte de artarak devam edeceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, yeni dünyanın ekonomisi olan dijital ekonomiye ilişkin bu ve buna benzer stratejilerin gerek AB bünyesinde gerekse küresel anlamda geliştirilerek uygulanması, ekonomideki önemli engellerin ortadan kalkmasını sağlayarak yeni ekonominin gelişimine katkıda bulunacaktır.

KAYNAKÇA

Akses, S. (2015, Temmuz). AB’de Dijital Tek Pazar’ın Oluşturulmasına Doğru. İktisadi Kalkınma Vakfı, 133. http://www.ikv.org.tr/images/files/Dijital%20Tek%20Pazar%20Stratejisi%20%20Temmuz%202015.pdf (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

Ansip, A. (2017). Digital Single Market Bringing Down Barriers to Unlock Online Opportunities. European Commission, https://ec.europa.eu/commission/priorities/digital-single-market_en (Erişim Tarihi: 12/06/2018).

Budak, T. (2018). Dijital Ekonominin Vergilendirilmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.

Campbell-Kelly, M., Garcia-Swartz, D., Lam, R. ve Yang, Y. (2015). Economic and Business Perspectives on Smartphones as Multi-Sided Platforms. Telecommunications Policy, 39.

Coyle, D. (2017). Precarious and Productive Work in the Digital Economy, National Institute Economic Review, 240.

Çelebi, A. (2016, Nisan). Ağ Etkisi ve Teknoloji Şirketlerinin Yaşam Döngüsü Üzerindeki Etkisi, 2. Üretim Ekonomisi Kongresi, https://www.iku.edu.tr/upp/8562/files/Atahan%20%C3%87elebi.pdf (Erişim Tarihi: 21/05/2018).

Deniz, C. (2016, Nisan). Dijital Ekonomide Transfer Fiyatlandırması. Yaklaşım Dergisi, 280.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2015a). Addressing the Tax Challenges of the Digital Economy, Action 1, 2015 Final Report, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2015b). Digital Economy Outlook 2015, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD] Data. (2018). https://data.oecd.org/ict/ict-investment.htm (Erişim Tarihi: 25/05/2018).

Endo, T. (2017). Taxation in a Global Digital Economy, Vienna: Linde Verlag GmbH Publishing.

European Commission. (2015). A Digital Single Market for Europe: Commission sets out 16 initiatives to make it happen. https://www.eu2017.ee/sites/default/files/2017-09/EC%20for%20TDS_The%20Digital%20Single%20Market%20Strategy.pdf (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

European Commission. (2017). The Digital Single Market: State of Play. https://www.eu2017.ee/sites/default/files/2017-09/EC%20for%20TDS_The%20Digital%20Single%20Market%20Strategy.pdf (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

Li, F. (2017). The Digital Transformation of Business Models in the Creative Industries: A Holistic Framework and Emerging Trends, Technovation, https://doi.org/10.1016/j.technovation.2017.12.004 (Erişim Tarihi: 12/06/2018).

Li, J. (2014). Protecting the Tax Base in the Digital Economy. United Nations Paper, http://www.un.org/esa/ffd/tax/2014TBP/Paper9_Li.pdf (Erişim Tarihi: 24/05/2018).

Mastar Özcan, P. (2016, Ekim). Dijital Ekonominin Vergilendirilmesinde Karşılaşılan Sorunlar: BEPS 1 No’lu Eylem Planı Kapsamında Bir Değerlendirme. Electronic Journal of Vocational Colleges, 73-82.

Olbert, M. ve Spengel, C. (2016). International Taxation in the Digital Economy: Challenge Accepted? University of Mannheim Business School, https://www.sbs.ox.ac.uk/sites/default/files/Business_Taxation/Events/conferences/2016/Doctoral_mtg_2016/olbert.pdf (Erişim Tarihi: 03/06/2018).

Öney, Z. (2017). Avrupa Birliği, 8.000’den Fazla Yerleşim Yerine Ücretsiz WiFi Hizmeti Sunacak. http://www.zehraoney.com/2017/06/01/avrupa-birligi-8-000den-fazla-yerlesim-yerine-ucretsiz-wifi-hizmeti-sunacak/ (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı. (2018). Sayısal Tek Pazar Hakkında Özet Bilgi Notu. https://www.ab.gov.tr/siteimages/resimler/DSM%20web.pdf (Erişim Tarihi: 03/06/2018).

T.C. Ekonomi Bakanlığı. (2018). Avrupa Dijital Tek Pazar Stratejisi. https://www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/oracle/webcenter/portalapp/pages/content/htmlViewer.jspx;jsessionid=myY6W1rv2x5BE9bjab8elDHzXHcCGQA3BoI1EX6baXmh-SRvzXs5!460658916?contentId=UCM%23dDocName%3AEK-206719&parentPage=dis_iliskiler&_afrLoop=24935646976416401&_afrWindowMode=0&_afrWindowId=null&_adf.ctrl-state=5fp9en8vk_1#!%40%40%3F_afrWindowId%3Dnull%26_afrLoop%3D24935646976416401%26contentId%3DUCM%2523dDocName%253AEK-206719%26parentPage%3Ddis_iliskiler%26_afrWindowMode%3D0%26_adf.ctrl-state%3D5fp9en8vk_5 (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

Unhelkar, B. (2008). Handbook of Research in Mobile Business, Second Edition: Technical, Methodological and Social Perspectives, New York: IGI Global Publishing.

07-Temmuz, 2018 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

OECD VERİLERİ IŞIĞINDA DÜNYADA KATMA DEĞER VERGİSİNİN DURUMU

Yayın Tarihi: 01/06/2017

Yayınlanan Yer: Legal Mali Hukuk Dergisi, Haziran 2017, Sayı: 150

PDF: OECD Verileri Işığında Dünyada Katma Değer Vergisinin Durumu

ÖZET

Dünyada ilk olarak yaklaşık 60 yıl önce uygulanmaya başlanan katma değer vergisi (KDV), günümüzde birçok ülkede uygulanmaktadır. Bununla birlikte, KDV’nin toplam vergi gelirleri içindeki payı her geçen gün artmaktadır. Öte yandan, ileride öneminin artarak devam edeceği beklenen KDV uygulaması hakkında birçok çalışma bulunmaktadır. Bunlardan, OECD’nin 2016 yılının sonuna doğru yayınladığı “Tüketim Vergisi Eğilimleri 2016” adlı raporu, hem güncel olması hem de birçok ülkenin verilerini birleştirerek sunması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu çalışmada, dünyada katma değer vergisinin durumu, OECD’nin söz konusu raporunda yer alan istatistiki bilgilere yer verilerek açıklanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Katma Değer Vergisi, KDV, OECD, Tüketim Vergisi Eğilimleri 2016

JEL Sınıflandırması: H20, H22, H29

THE SITUATION OF VALUE ADDED TAX IN THE WORLD IN THE LIGHT OF OECD DATA

ABSTRACT

The share of value added tax (VAT), which started to be applied in the world for the first time about 60 years ago, is applied in many countries today. At the same time, the share of VAT in total tax revenues is increasing day by day. On the other hand, there are many studies about the VAT application which is expected to increase in importance in the future. The “Consumption Tax Trends 2016” report which published by the OECD towards the end of 2016 is very important because it is not only up-to-date but also presenting by combining the data of many countries. In this study, the situation of value added tax in the world is explained by including the statistical information of OECD’s report.

Keywords: Value Added Tax, VAT, OECD, Consumption Tax Trends 2016

JEL Classification: H20, H22, H29

1. OECD’YE GÖRE VERGİLERİN SINIFLANDIRILMASI

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD)’nın sınıflandırmasına göre vergiler altı ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar;

  • Gelir, Kâr ve Sermaye Kazançları Üzerinden Alınan Vergiler
  • Sosyal Güvenlik Yükümlülükleri
  • Ücret ve İstihdam Vergileri
  • Mülkiyet Üzerinden Alınan Vergiler
  • Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler
  • Diğer Vergiler’dir (OECD, 2016a, s. 35).

Tüketim vergileri ise, “5) Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler” içerisinde yer almakta olup iki alt kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar;

  • Mal ve Hizmetlere İlişkin Genel Vergiler (veya Genel Tüketim Vergileri) olup; katma değer vergisi (KDV), satış vergileri ve mal ve hizmetlere ilişkin diğer vergiler bu vergilere örnektir.
  • Spesifik/Belirli/Özel Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler olup; bu vergilere özel tüketim vergisi (ÖTV), gümrük ve ithalat vergileri ve sigorta primleri veya finansal hizmet vergileri gibi özel hizmetlere ilişkin vergiler örnek olarak gösterilebilir.

2. VERGİ TÜRLERİNE GÖRE TOPLAM VERGİ GELİRLERİ

2.1. OECD Ülkelerinin Vergi Türlerine Göre Toplam Vergi Gelirleri

2014 yılı itibariyle OECD ülkelerinin vergi türlerine göre toplam vergi gelirleri aşağıdaki Tablo 1’de yer almaktadır.

Tablo 1: 2014 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinin Vergi Türlerine Göre Toplam Vergi Gelirleri (%)

Kaynak: (OECD, 2016a, s. 135). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933416116  

2.2. Vergi Türlerine Göre Toplam Vergi Gelirlerinin OECD Ortalaması

OECD ülkelerinin 1965-2014 yılları arasında vergi gelirleri, vergi türlerine göre değişiklik göstermiştir. Örneğin, sosyal güvenlik yükümlülükleri 1965 yılında toplam vergi gelirlerinin %17,57’lik kısmını oluştururken 2014 yılında bu oran %26,15’e yükselmiştir. Yine; gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergiler söz konusu yıllar arasında dalgalı bir seyir izlemekte olup 2014 yılı itibariyle toplam vergi gelirlerinin %32,83’ünü oluşturmaktadır.

Konuya ilişkin detaylı bilgiler Tablo 2’de ve görsel olarak daha kolay anlaşılması bakımından grafiksel olarak Şekil 1’de yer almaktadır.

Tablo 2: OECD Ülkelerinde 1965-2014 Yılları Arasında Vergi Türlerinin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payları (%)

Kaynak: (OECD, 2016a, s. 35). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933416186

Şekil 1: OECD Ülkelerinde 1965-2014 Yılları Arasında Vergi Türlerinin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 18). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419936

3. TÜKETİM VERGİLERİNİN TOPLAM VERGİ GELİRLERİ İÇERİSİNDEKİ PAYI

OECD verilerine göre tüketim vergilerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı 1965-2014 yılları arasında %36’dan %30’a düşmüştür. Buna karşın KDV, vergi gelirleri içerisinde sürekli yükselen bir trend göstermiştir. Özellikle KDV uygulamasının yıllar içerisinde tüm dünyaya yayılması bu durumun en önemli sebebidir. Öte yandan, özel tüketim vergisi (ÖTV) gibi spesifik mal veya hizmetlerden alınan vergiler Türkiye haricinde tüm OECD ülkelerinde düşmüştür. 2014 yılında OECD ülkelerinin ÖTV benzeri vergilerden elde ettiği gelir, toplam vergi gelirlerinin %9,6’sı iken bu oran yalnızca Türkiye’de %22 civarındadır (OECD, 2016b, s. 17).

Şekil 2: OECD Ülkelerinde 1966-2014 Yılları Arasında Tüketim Vergilerinin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 18). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419925

4. KDV UYGULANAN ÜLKE SAYISI

1960’lı yılların sonunda 10’dan daha az ülkede uygulanan KDV, günümüzde dünya genelinde 166 ülkede uygulanmaktadır (OECD, 2016b, s. 19). Aynı zamanda, 35 OECD ülkesinin 34’ünde uygulanan KDV’nin bulunmadığı tek OECD ülkesi, Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Şekil 3: 1960-2016 Yılları Arasında KDV Uygulanan Ülke Sayısı

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 19). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419943

5. UYGULANAN KDV ORANLARI

5.1. OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranları

OECD ülkelerinde 1975-2016 yılları arasında uygulanan KDV oranları Tablo 3’te gösterilmiştir.

Tablo 3: 1975-2016 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 83). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933420089 

Tablo 3’te görüleceği üzere, 2014-2016 yılları arasında sadece iki OECD ülkesinde KDV oranları artmıştır. Bu ülkelerden Japonya’da 1 Nisan 2014 yılından itibaren KDV oranı %5’ten %8’e yükselmiştir. Lüksemburg’da ise %15 olan KDV oranı 1 Ocak 2015 itibariyle %17 olarak uygulanmaktadır. Buna karşın, iki ülke KDV oranlarını azaltmıştır. İzlanda’da %25,5 olan KDV oranı 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren %24’e düşmüştür. Yine İsrail, %18 olarak uyguladığı KDV’yi 1 Ekim 2015 tarihinden itibaren %17 oranında uygulamaktadır (OECD, 2016, s. 69).

Şekil 4: 2016 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 70). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419966 

5.2. Uygulanan KDV Oranlarının OECD Ortalaması

OECD ülkelerinde uygulanan ortalama KDV oranı yıllar içerisinde dalgalı bir seyir izlemekle birlikte 2009-2014 yılları arasında sürekli yükselmiştir. 2014 yılının sonunda %19,20’ye kadar yükselen ortalama KDV oranı, bu yıldan günümüze kadar ise sabit bir seyir izlemektedir.

Şekil 5: 1976-2016 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranlarının Ortalaması (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 69). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419952 

6. OECD ÜLKELERİNDE KDV’NİN TOPLAM VERGİ GELİRLERİ İÇERİSİNDEKİ PAYI

KDV, OECD ülkeleri bakımından harcama üzerinden alınan en önemli vergi kaynağıdır. OECD ülkelerinde 2000 yılında ortalama %19,2 olan KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı 2014 yılına gelindiğinde %20,1’e yükselmiştir. OECD ülkeleri bazında bakılırsa; 2014 yılı itibariyle KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının en yüksek olduğu Şili’de bu oran %41,6’dır. Diğer OECD ülkelerinde KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı aşağıdaki Tablo 4 ve Şekil 6’da görüleceği gibidir.

Tablo 4: 1965-2014 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde KDV’nin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payı (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 46). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933420056 

Şekil 6: 2014 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinde KDV’nin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payı (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 17). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419914 

7. OECD ÜLKELERİNDE KDV’NİN GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA (GSYİH) İÇERİSİNDEKİ PAYI

OECD ülkelerinde KDV, genel tüketim vergileri içerisinde en geniş paya sahip olan vergi türüdür. Öyle ki, 2014 yılında genel tüketim vergilerinin GSYİH içerisindeki oranı %7,0 iken bunun %6,8’i KDV’den kaynaklanmaktadır. 2012 yılından bu yana 34 OECD ülkesinin 22’sinde KDV’nin GSYİH içerisindeki payı yükselmiş olup, bu pay sadece 5 ülkede düşük bir oranda azalmıştır. 2014 yılı verilerine göre KDV’nin GSYİH içerisindeki payının en yüksek olduğu Yeni Zelanda’da bu oran %9,7’dir. Diğer OECD ülkelerinde KDV’nin GSYİH içerisindeki payına ilişkin bilgiler Tablo 5’te yer almaktadır.

Tablo 5: 1965-2014 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde KDV’nin GSYİH İçerisindeki Payı (%)

 

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 45). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933420048 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Ülkelerin en önemli vergi kaynakları arasında yer alan katma değer vergisi hakkındaki en güncel çalışmalardan biri olan OECD’nin “Tüketim Vergisi Eğilimleri 2016” adlı raporu, geçmişten bugüne KDV’nin gelişimini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Adı geçen raporda yer aldığı üzere; KDV uygulaması yıllar içerisinde tüm dünyaya yayılmış, ülkelerin uyguladığı KDV oranları günümüze yaklaştıkça yükselmiş ve böylece KDV, toplam vergi gelirleri içerisinde sürekli yükselen bir trend göstermiştir. Günümüzde KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı %20 gibi oldukça yüksek bir oran ile ifade edilmektedir. Yine KDV’nin GSYİH’ye oranı neredeyse %7’ye yükselmiştir.

Tüm bu bilgiler ışığında, ülkelerin bütçe gelirlerinin vazgeçilmez bir unsuru haline gelen KDV’nin gün geçtikçe öneminin arttığını ve gelecekte de bu önemin artarak devam edeceğini söylemek mümkündür.

KAYNAKÇA

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD]. (2016a). Revenue Statistics 2016, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD]. (2016b). Consumption Tax Trends 2016, Paris: OECD Publishing.

06-Haziran içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BEYANNAME VERME SÜRELERİ UZATILDI

Gelir İdaresi Başkanlığının 20/04/2017 tarihli ve VUK-91/2017-4 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri ile Mart 2017 dönemine ait;

  • Muhtasar Beyannameler,
  • Damga Vergisi Beyannameleri,
  • Katma Değer Vergisi Beyannameleri ile
  • 2016 Hesap Dönemi Kurumlar Vergisi Beyannamelerinin

verilme süreleri uzatılmıştır. Ayrıntılar, aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

Beyanname Türü Düzenleme Öncesi Beyannamenin Verilmesi Gereken Son Tarih Düzenleme Sonrası Beyannamenin Verilmesi Gereken Son Tarih Beyan Edilen Vergilerin Son Ödeme Tarihi
Muhtasar Beyannameler 24 Nisan 2017 Pazartesi idi. 26 Nisan 2017 Çarşamba oldu. 26 Nisan 2017 Çarşamba
Damga Vergisi Beyannamesi 24 Nisan 2017 Pazartesi idi. 26 Nisan 2017 Çarşamba oldu. 26 Nisan 2017 Çarşamba
KDV Beyannamesi 24 Nisan 2017 Pazartesi idi. 26 Nisan 2017 Çarşamba oldu. 26 Nisan 2017 Çarşamba
Kurumlar Vergisi Beyannamesi 25 Nisan 2017 Salı idi. 02 Mayıs 2017 Salı oldu. 02 Mayıs 2017 Salı

 

04-Nisan içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

MTV İLK TAKSİT ÖDEMESİNDE BUGÜN SON GÜN

“Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinde yer alan duyuruya göre, mükellefler 2017 yılı motorlu taşıtlar vergisi (MTV) ilk taksit ödemesini, GİB’in internet sayfası aracılığıyla bugün saat 22.00’ye kadar kredi kartı ve banka kartı ile yapabilecektir.”

Bilindiği üzere 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde; “Bu Kanun’un 5 ve 6’ncı maddelerinde yazılı tarifelerde yer alan; a) Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafik şube veya bürolarına kayıt ve tescil edilmiş bulunan motorlu kara taşıtları, b) Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne kayıt ve tescil edilmiş olan uçak ve helikopterler, motorlu taşıtlar vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır.

Kanun’un 5’inci maddesinde (I) sayılı tarifeye yer verilmiş olup söz konusu tarifede otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri ile motosikletlerin yıllık vergi tutarları belirtilmiştir. Kanun’un 6’ncı maddesinde ise, (I) sayılı tarifede yazılı taşıtlar dışında kalan motorlu kara taşıtlarının (II) sayılı tarifeye göre; uçak ve helikopterlerin (Türkkuşu, Türk Hava Kurumuna ait olanlar hariç) ise (IV) sayılı tarifeye göre vergilendirileceğine ilişkin hükümler mevcuttur.

Bunun yanı sıra Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun “Yetki” başlıklı 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasında, “Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan vergi miktarları o yıl için Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır.” hükmüne yer verilmiştir.

474 sıra no’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde 2016 yılı için yeniden değerleme oranının % 3,83 (üç virgül seksen üç) olarak tespit edildiği hususu 11/11/2016 tarihli ve 29885 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, 01/01/2017 tarihinden itibaren, motorlu taşıtların vergilendirilmesine ilişkin 197 sayılı Kanun’un 5 ve 6’ncı maddelerinde belirtilen (I), (II) ve (IV) sayılı tarifeler ve bu tarifelerde yer alan motorlu taşıtlara ilişkin yıllık vergi tutarları yeniden değerlenmiş olup, yeni tutarlar 27/12/2016 tarihli ve 29931 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 47 seri no’lu Motorlu Taşıtlar Vergisi Genel Tebliği’nde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

 

1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre motorlu taşıtlar vergisinin mükellefi, trafik sicili ile Ulaştırma Bakanlığınca tutulan sivil hava vasıtaları sicilinde adlarına motorlu taşıt kayıt ve tescil edilmiş olan gerçek ve tüzel  kişilerdir. Yine söz konusu Kanun’un 9’uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer aldığı üzere, motorlu taşıtlar vergisi her yıl ocak ve temmuz aylarında iki eşit taksitte ödenir.

Dolayısıyla, 2017 yılına ilişkin MTV ilk taksit ödemesinin son gününün bugün (31/01/2017) olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Örnek: Bay (A), motor silindir hacmi 1600 cm³ olan 2015 model bir otomobile sahiptir. Buna göre 2017 yılında Bay (A)’nın sahip olduğu otomobil 3 yaşında olacaktır. (Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesinin son fıkrası hükmü gereğince, taşıtların tescil belgesinde yazılı olan model yılında bir yaşında olduğu kabul edilir.) Dolayısıyla Bay (A), sahip olduğu otomobile ilişkin yıllık 1.035 TL motorlu taşıtlar vergisi tutarını ocak ve temmuz aylarında iki eşit taksitte ödeyecektir. (Söz konusu tutar 2016 yılında 997 TL idi.)

Gelir İdaresi Başkanlığının hizmete sunduğu aşağıdaki link üzerinden aracınızın tipini, yaşını ve motor silindir hacmini belirterek motorlu taşıtlar verginizi hesaplayabilirsiniz.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_HSP_MTV

Motorlu taşıtlar verginizi Gelir İdaresi Başkanlığının anlaşmalı olduğu bankaların ödeme kanalları ile veya doğrudan vergi dairesine ödeyebilirsiniz. Ayrıca isterseniz Gelir İdaresi Başkanlığı İnternet Vergi Dairesine ait aşağıdaki link üzerinden aracınızın plakasını, tescil tarihini ve T.C. kimlik numaranızı girmek suretiyle kredi kartınızla da ödeme yapmanız mümkün.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_MTV_SORGU

 

01-Ocak, 2017 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

VERGİ BORÇLARINA YENİDEN YAPILANDIRMA İMKANI

Vergi ve vergi cezaları, gecikme faizleri, gümrük vergileri, SGK ve belediye alacaklarını yeniden yapılandıran kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Getirilen düzenlemeyle Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, askerlik, sigorta primleri, genel sağlık sigortası prim alacakları gibi alacaklar ile bu alacaklara ilişkin her türlü faiz, zam, gecikme zammı, gecikme faizi, cezai faiz ve gecikme cezaları yeniden yapılandırılacak. Buna ek olarak, belediyelerin idari para cezaları, su, atık su ve katı atık ücreti alacakları, belediyelere ödenmesi gereken paylar hariç, beyana dayanan vergiler ve 2016’ya ilişkin 30 Haziran’dan önce tahakkuk eden vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları da yeniden yapılandırma kapsamında yer alacak.

KANUNUN ÖNEMLİ NOKTALARI

  • Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, getirilen düzenleme ile kesinleşmiş kamu alacaklarının asıl tutarlarından vazgeçilmeyecek. Yani vergi asıllarında herhangi bir indirim veya af söz konusu olmayacak. Ancak bu asıllara uygulanan gecikme faizi, gecikme zammı ve gecikme cezası gibi alacaklar silinecek; bunun yerine, yurt içi ÜFE esas alınarak belirlenecek olan daha düşük bir tutar ödenecek.
  • Bu suretle hesaplanmış olan yeni tutar iki ayda bir ödenmek koşulu ile 6, 9, 12 veya 18 taksitte, yani 36 aya varan vadelerle ödenecek. Bu yeniden yapılandırma işleminde alınacak olan faiz de oldukça düşük bir faiz olacak.
  • Ayrıca borcunu peşin ödeyene faiz ve gecikme zammının %50’si oranında ilave bir indirim daha yapılacak.
  • Düzenleme, 30 Haziran 2016 tarihine kadar olan borçları kapsayacak.
  • Yapılandırmadan yararlanmak isteyenler Ekim 2016 sonuna kadar ilgili vergi dairelerine, sosyal güvenlik kurumlarına ve belediyelere başvuracak olup, vergi borçluları Kasım 2016 sonuna kadar, SGK borçluları ise Aralık 2016 sonuna kadar ilk taksitlerini ödeyecekler.
  • İlk iki taksitin süresinde tam ödenmemesi ya da süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen diğer taksitlerin kanunda belirtilen şekilde ödenmemesi veya bir takvim yılında ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde yapılandırma hakkı kaybedilecek.
  • Diğer taraftan, gelir ve kurumlar vergisi ile KDV mükelleflerinin geçmiş 5 yıla ilişkin olarak daha önce beyan ettikleri tutarları belli oranlarda artırmaları halinde matrah veya vergi artırımında bulunulan yıllara ilişkin herhangi bir vergi incelemesi yapılmayacak.
  • Bu düzenlemelerden yararlanmak isteyen borçluların dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şartı aranacak.

Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra, işletme kayıtlarının düzeltilmesi ve bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılmasına ilişkin düzenlemeleri de kapsayan bu yapılandırma hakkında, Gelir İdaresi Başkanlığından ayrıntılı bilgiye ulaşılabilecek.

08-Ağustos içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİNİN İKİNCİ TAKSİT ÖDEMESİNDE SON GÜN UYARISI

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesine göre, motorlu taşıtlar vergisi (MTV) her yıl ocak ve temmuz aylarında iki eşit taksitte ödenmektedir. Bunun yanı sıra bu yıl 31 Temmuz 2016 günü hafta sonuna denk geldiği için araç sahipleri, 2016 yılına ilişkin motorlu taşıtlar vergilerinin ikinci taksitlerini en geç bugün (01 Ağustos 2016 Pazartesi) akşama kadar ödemekle yükümlüdürler.

(I), (II) ve (IV) sayılı tarifeler ve bu tarifelerde yer alan motorlu taşıtların 2016 yılına ilişkin yıllık vergi tutarları aşağıdaki gibidir. (Tablolarda yer alan tutarların yarısı olan ilk taksitlerini ocak ayında ödeyen araç sahipleri ikinci taksitlerini, yukarıda da değinildiği üzere en geç bugün ödeyeceklerdir.)

 (I) SAYILI TARİFE

Motor Silindir Hacmi  (cm³) Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)
1 – 3 yaş 4 – 6 yaş 7 – 11 yaş 12 – 15 yaş 16 ve

yukarı yaş

 1-Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri
 1300 cm³ ve aşağısı 623,00 434,00 243,00 184,00 66,00
 1301 – 1600 cm³ e kadar 997,00 748,00 434,00 307,00 118,00
 1601 – 1800 cm³ e kadar 1.760,00 1.376,00 810,00 495,00 192,00
 1801 – 2000 cm³ e kadar 2.772,00 2.136,00 1.255,00 748,00 295,00
 2001 – 2500 cm³ e kadar 4.158,00 3.019,00 1.886,00 1.127,00 446,00
 2501 – 3000 cm³ e kadar 5.797,00 5.043,00 3.151,00 1.696,00 623,00
 3001 – 3500 cm³ e kadar 8.828,00 7.943,00 4.785,00 2.389,00 877,00
 3501 – 4000 cm³ e kadar 13.880,00 11.985,00 7.059,00 3.151,00 1.255,00
 4001 cm³ ve yukarısı 22.716,00 17.035,00 10.089,00 4.535,00 1.760,00
 2-Motosikletler 
   100 –   250 cm³ e kadar 118,00 89,00 66,00 42,00 17,00
   251 –   650 cm³ e kadar 243,00 184,00 118,00 66,00 42,00
   651 –  1200 cm³ e kadar 623,00 371,00 184,00 118,00 66,00
  1201 cm³ ve yukarısı 1.508,00 997,00 623,00 495,00 243,00

 (II) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve Oturma Yeri /

 

Azami Toplam Ağırlık

Taşıtların Yaşları ile Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)
1 – 6 yaş 7 – 15 yaş 16 ve yukarı yaş
 1) Minibüs 748,00 495,00 243,00
 2) Panel van ve motorlu karavanlar (Motor Silindir Hacmi)
  1900 cm³ ve aşağısı 997,00 623,00 371,00
  1901 cm³ ve yukarısı 1.508,00 997,00 623,00
 3) Otobüs ve benzerleri (Oturma Yeri)
  25 kişiye kadar 1.886,00 1.127,00 495,00
  26 – 35  kişiye kadar 2.262,00 1.886,00 748,00
  36 – 45  kişiye kadar 2.517,00 2.136,00 997,00
  46 kişi ve yukarısı 3.019,00 2.517,00 1.508,00
 4) Kamyonet, kamyon, çekici ve benzerleri (Azami Toplam Ağırlık)
   1.500 kg’a kadar 672,00 446,00 220,00
   1.501 –   3.500  kg’a kadar 1.357,00 787,00 446,00
   3.501 –   5.000  kg’a kadar 2.037,00 1.696,00 672,00
   5.001 – 10.000  kg’a kadar 2.262,00 1.922,00 902,00
   10.001 – 20.000  kg’a kadar 2.717,00 2.262,00 1.357,00
   20.001 kg ve yukarısı 3.399,00 2.717,00 1.580,00

(IV) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve Azami Kalkış Ağırlığı Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)
1 – 3 yaş 4 – 5 yaş 6 – 10 yaş 11 ve yukarı yaş
 Uçak ve helikopterler
   1.150 kg’a kadar 12.616,00 10.089,00 7.566,00 6.051,00
   1.151 –   1.800 kg’a kadar 18.929,00 15.139,00 11.355,00 9.083,00
   1.801 –   3.000 kg’a kadar 25.241,00 20.192,00 15.139,00 12.113,00
   3.001 –   5.000 kg’a kadar 31.554,00 25.241,00 18.929,00 15.139,00
   5.001 – 10.000 kg’a kadar 37.866,00 30.291,00 22.716,00 18.171,00
   10.001 – 20.000 kg’a kadar 44.178,00 35.341,00 26.502,00 21.197,00
   20.001 kg ve yukarısı 50.489,00 40.388,00 30.291,00 24.232,00

Örneğin, Bay (A)’nın, motor silindir hacmi 1600 cm³ olan 2014 model bir otomobile sahip olduğunu düşünelim. Buna göre 2016 yılında Bay (A)’nın sahip olduğu otomobil 3 yaşında olacaktır. (Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesinin son fıkrası hükmü gereğince, taşıtların tescil belgesinde yazılı olan model yılında bir yaşında olduğu kabul edilir.) Dolayısıyla Bay (A), sahip olduğu otomobile ilişkin yıllık 997 TL tutarındaki motorlu taşıtlar vergisinin ikinci taksiti olan 498,50 TL’yi en geç bugün akşama kadar ödemekle yükümlüdür.

Gelir İdaresi Başkanlığının hizmete sunduğu aşağıdaki link üzerinden aracınızın tipini, yaşını ve motor silindir hacmini belirterek motorlu taşıtlar verginizi hesaplayabilirsiniz.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_HSP_MTV

Motorlu Taşıtlar Verginizi, Gelir İdaresi Başkanlığının anlaşmalı olduğu bankaların ödeme kanalları ile veya doğrudan vergi dairesine ödeyebilirsiniz. Ayrıca isterseniz Gelir İdaresi Başkanlığı İnternet Vergi Dairesine ait aşağıdaki link üzerinden aracınızın plakasını, tescil tarihini ve T.C. kimlik numaranızı girmek suretiyle kredi kartınızla da ödeme yapmanız mümkün.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_MTV_SORGU

Önemli Not: İnternet üzerinden yapılacak ödemelerde herhangi bir mağduriyetin oluşmaması için (dolandırıcılık amacıyla gönderilen e-postalar, sahte internet adresleri vb.) www.gib.gov.tr veya anlaşmalı bankaların resmi internet adreslerinden işlem yapmaya dikkat ediniz.

08-Ağustos içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

TÜRKİYE’DE YASAL BOŞLUK VE ESNEKLİKLERDEN YARARLANILARAK GERÇEKLEŞTİRİLEN YARATICI MUHASEBE UYGULAMALARI

Yayın Tarihi: 01/06/2016

Yayınlanan Yer: Vergi Dünyası Dergisi, Haziran 2016, Sayı: 418

PDF: Türkiye’de Yasal Boşluk ve Esnekliklerden Yararlanılarak Gerçekleştirilen Yaratıcı Muhasebe Uygulamaları

ÖZ

Muhasebe, işletme içi ve işletme dışı bilgi kullanıcılarına birçok bilgi sunmaktadır. Diğer taraftan işletmeler çeşitli zamanlarda ve çeşitli nedenlerle, söz konusu kişilere sunduğu bilgileri gerçekçi biçimde açıklamaktan kaçınmaktadır. Geçmişte bu kaçınma önemli oranda, muhasebe hileleri yoluyla gerçekleştirilmiştir. Günümüzde ise illegal olmayan uygulamaların kişiler tarafından bilinçli şekilde ve profesyonelce uygulanması sayesinde söz konusu kaçınma, önemli oranda yaratıcı muhasebe uygulamalarıyla gerçekleştirilmektedir.

Literatürde hile ile yaratıcı muhasebenin farklı kavramlar olduğunu savunan yazarların yanı sıra iki kavramın iç içe olduğunu savunan yazarlar da bulunmaktadır.

Bu çalışmada hile ile yaratıcı muhasebe kavramları ayrıntılı bir şekilde ele alındıktan sonra Türkiye’de yasal boşluk ve esnekliklerden yararlanılarak gerçekleştirilen yaratıcı muhasebe uygulamalarına örnekleriyle birlikte yer verilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Hile, Hileli Finansal Raporlama, Yaratıcı Muhasebe, Yaratıcı Muhasebe Teknikleri

JEL Sınıflandırması: M40, M41, M42

CREATIVE ACCOUNTING PRACTICES CARRIED OUT BY BENEFITTING FROM LEGAL LOOPHOLES AND FLEXIBILITIES IN TURKEY

ABSTRACT

Accounting provides a lot of information for the information users of internal and external business. On the other hand, businesses avoid disclosing information presented to the information users in a realistic manner at various times and for various reasons. This avoidance were significantly carried out by accounting tricks in the past. However, today, this avoidance is considerably performed with creative accounting practices thanks to the legal practices carried out deliberately and professionally by persons. Therefore, avoidance at issue is considerably performedwith creative accounting practices.

In literature, in addition to the authors who argue that fraud and creative accounting are two different concepts, there are also authors who argue that two concepts are intertwined.

In this study, after discussing two concepts of fraud and creative accounting in detail, creative accounting practices and its examples, which are carried out by benefitting from legal loopholes and flexibilities in Turkey, are handled.

Keywords: Fraud, Fraudulent Financial Reporting, Creative Accounting, Creative Accounting Techniques

JEL Classification: M40, M41, M42

  1. GİRİŞ

Muhasebe, işletme başarısının değerlendirmesinde önemli bir hareket noktasıdır. Muhasebe kayıtları ve mali tablolar, bilgi kullanıcılarına işletme ile ilgili önemli bilgiler sunmaktadır. Bilgi kullanıcıları da bu bilgilerden yararlanarak işletme hakkında birtakım kararlar almaktadır.

Diğer taraftan, muhasebe alanında işletmenin gerçek durumunu yansıtmayan raporlamalar geçmişten günümüze devam etmektedir. Özellikle yöneticiler, işletme hakkında bilgi kullanıcılarına sunduğu birtakım bilgileri, finansal zorlukların üstesinden gelebilmek veya yönetimsel amaçlarını gerçekleştirebilmek amacıyla gerçekçi şekilde açıklamaktan kaçınmaktadır. Geçmişte bu kaçınma önemli oranda, muhasebe hileleri yoluyla gerçekleştirilmiştir. Günümüzde ise yasalarla düzenlenmemiş hususular, yoruma müsait hususlar, subjektif (takdire bağlı) hususlar ve seçenekler arasından tercihler gibi illegal olmayan uygulamaların kişiler tarafından bilinçli şekilde ve profesyonelce uygulanması nedeniyle söz konusu kaçınma, önemli oranda yaratıcı muhasebe uygulamalarıyla gerçekleştirilmektedir.

Türkiye’de yasal boşluk ve esnekliklerden yararlanılarak gerçekleştirilen yaratıcı muhasebe uygulamaları, bu çalışmanın konusunu teşkil etmektedir.

  1. HİLE KAVRAMI, UNSURLARI VE TÜRLERİ

2.1. Hilenin Tanımı ve Unsurları

Hile genel anlamda, bir başka kişi veya grubun zararına neden olacak bir biçimde, bir yarar sağlamak amacıyla, kasıtlı olarak aldatma faaliyetinde bulunmaktır[1]. İşletmeler açısından bakıldığında ise hile, bir çalışanın içinde bulunduğu işletmenin kaynaklarını ve varlıklarını kasıtlı olarak uygun olmayan bir biçimde kullanarak veya ele geçirerek haksız kazanç sağlaması şeklinde tanımlanabilir[2].

Diğer taraftan, hata ve hile terimlerinin sıklıkla karıştırıldığı görülmektedir. Aralarındaki temel fark ise işlemin ardındaki niyettir. Hileler, hataların aksine bilerek, isteyerek ve menfaat sağlamak amacıyla bilinçli olarak yapılmaktadır[3]. Bir diğer deyişle hatalarda kasıt yoktur; bilgisizlik, dikkatsizlik ve ihmal vardır. Hile ise menfaat elde etmek amacıyla yapılan kasıtlı bir harekettir[4].

Hile çoğunlukla baskı, fırsat ve haklı gösterme unsurlarının bir araya gelmesiyle oluşan ve “Hile Üçgeni” olarak adlandırılan yapıyla meydana gelmektedir. Baskı unsuru, işletme çalışanları üzerinde çeşitli nedenlerle ortaya çıkan baskılar olarak tanımlanmakta olup, çalışanın borcu nedeniyle ölüm tehdidi alması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Fırsat unsuru, işletmenin hile yapılmasına fırsat verecek bir yapı içerisinde bulunması durumunda ortaya çıkar. Çalışanın işletmede sağlıklı bir iç kontrol yapısının olmadığını düşünerek rahatlıkla parayı zimmetine geçirmesi bu duruma örnektir. Haklı gösterme unsuru ise yapılan hileleri haklı gösterme çabalarıdır ve çalışanın aldığı parayı sonradan yerine koyacağını, bununla suçlanacağını düşünmediğini ileri sürmesi bu duruma örnek teşkil eder[5].

Bu üç unsurun birinin bile bulunması, hilenin doğmasına neden olabilmekte ise de, 2004 yılında David T. Wolfe ve Dana R. Hermanson, bu üç unsurun bir arada var olmasının, her zaman hile olayının ortaya çıkmasına sebep olmayabileceğini, çoğu zaman üzerinde durulmayan ancak hilenin meydana gelişine neden olan bir unsurun daha olduğunu ortaya koymuşlardır. Bu dördüncü unsur kişinin doğuştan yetenekleri ve sonradan kazandığı becerileri, yani “yetkinlikleri”dir[6]. Böylece hilenin unsurlarına bir yenisi daha eklenmiş olup Hile Üçgeni,  “Hile Karosu” halini almıştır.

Şöyle ki, pek çok hilenin -özellikle yüksek tutarlı hilelerin- yeterli yetkinliğe sahip, doğru kişilerin bir araya gelmemesi durumunda gerçekleşmesi mümkün olamamaktadır. Fırsat unsuru kişinin hile yapması için bir kapı açarken baskı ve haklı gösterme unsurları kişiyi hileye yönlendirmektedir. Ancak kişinin kendisine açık kapıyı bir fırsat olarak fark edebilmesi ve bu fırsatı zaman içerisinde defalarca değerlendirebilmesi ancak kendi yeteneklerine bağlıdır[7].

Wolfe ve Hermanson hile yapacak kişide bulunması gereken bazı temel yetkinlikleri şu şekilde açıklamışlardır[8]:

  • Hile eylemini gerçekleştirecek kişinin zeki olması, iç kontroller ile ilgili zayıf noktaları belirleyebilmesi ve bu kontrol zayıflıklarını kullanabilmesi açısından oldukça önemlidir.
  • Hile eylemini gerçekleştirebilen kişiler yüksek ego sahibi ve kendine güvenen kişilerdir. Hileyi zekice planladığı için yakalanmayacağına inanmakta, yakalansa bile ceza almadan kurtulabileceğine inanacak kadar kendine güvenmektedir. Böylesine yüksek bir güven duygusu, kişinin hile yapmadan önce gerçekleştireceği fayda-maliyet analizini etkileyerek kişinin hilenin maliyetini düşük hesaplamasına neden olur ve maliyetin düşük hesaplanması hilenin gerçekleştirilmesi ihtimalini artırır.
  • Hilekar, ikna yeteneğini kullanarak diğer kişileri de kendisine katılmaya ya da hileyi görmemeye, gizlemeye mecbur bırakır. Bu kişiler genelde kendilerini çevrelerinde saygı ile değil korkutarak kabul ettirmeyi tercih ederler.
  • Hilekar sürekli ve etkili biçimde yalan söyleme yeteneğine haizdir. Gerçekleştirdiği hileli eylemin ortaya çıkmasını engelleyebilmek için denetçilerin, yatırımcıların ve diğer kişilerin gözünün içine bakarak yalan söylemeyi başarabilmektedir. Kişi ayrıca söylediği yalana ilişkin hikayeyi tamamlayarak durumun geçerliliği konusunda şüphe bırakmamaktadır.
  • Hilekar stres ile baş edebilmektedir. Bir hile yapmak, her an ortaya çıkma riski bulunan bir hileyi uzun bir süre sürdürmek ve gizlemek oldukça stresli bir durumdur[9].

Tüm bunların yanı sıra Wolfe ve Hermanson tarafından yapılan çalışmalarda, hilenin gerçekleşmesine olanak tanıyan baskı, fırsat ve haklı gösterme unsurlarından baskı unsurunun teşvik (hile yapmak istiyorum/hile yapmaya ihtiyacım var) olarak değiştirilmesi önerilmiştir[10].

2.2. Hilenin Türleri

Hile türleri; işletme içi ve işletme dışı hileler, kayıt içi ve kayıt dışı hileler, bir kerelik ve sistematik hileler, gizlenmemiş ve gizlenmiş hileler gibi birçok farklı şekilde sınıflandırılabilir. Bununla birlikte en kapsamlı sınıflandırmaya göre işletme odaklı yapılan hileler beş ana grupta toplanmaktadır. Bunlar[11];

  1. Çalışan hileleri,
  2. Yönetim hileleri,
  3. Yatırım hileleri,
  4. Satıcı hileleri ve
  5. Müşteri hileleridir.

2.2.1. Çalışan Hileleri

Çalışan hileleri, varlıkların kötüye kullanılması (misappropriation of assets) şeklinde ortaya çıkar[12]. Varlıkların kötüye kullanılması, varlıkların çalınması ya da amaç dışı usulsüz kullanımıdır. Varlıkların kötüye kullanımı genellikle işletmenin alt kademelerinde çalışanlar tarafından aşağıdaki şekillerde gerçekleştirilir[13]:

  1. Tahsilatın zimmete geçirilmesi,
  2. Stokların kişisel kullanım için veya satılmak üzere çalınması,
  3. İşletmenin maddi varlıklarının veya fikri mülkiyet haklarının çalınması,
  4. İşletmenin almadığı mal ve hizmetler için gerçek dışı satıcılara ödeme yapılması ya da yapılıyor gibi gösterilmesi,
  5. İşletmede olmayan çalışanlara, özellikle işten ayrılmış eski çalışanlara ödeme yapılmış gibi gösterilmesi,
  6. Varlıkların kişisel amaçlar için kullanılması.

2.2.2. Yönetim Hileleri

Yönetim hileleri, hileli finansal raporlama (fraudulent financial reporting) şeklinde ortaya çıkmaktadır[14]. Hileli finansal raporlama, yönetimin finansal tablolarda yer alması gereken tutarları veya açıklamaları kasıtlı olarak göstermemesi veya yanlış beyan etmesi sonucu, finansal tablo kullanıcılarının yanıltılmasıdır. Finansal tabloları kullananları yanıltmak amacıyla hileler aşağıdaki gibi gerçekleştirilir[15]:

  1. Faaliyet sonuçlarını etkilemek amacıyla dönem sonuna yakın tarihlerde gerçek dışı yevmiye kayıtları yapmak,
  2. Tahakkuk eden kıymet hareketlerine ilişkin işlem ve olayları kayıt dışı bırakmak veya zamanından önce kaydetmek ya da gelecek dönemlerin başarısını etkilemek amacıyla ertelemek,
  3. Muhasebe tahminlerini uygun olmayan biçimde yaparak hesap bakiyelerini etkilemek,
  4. Finansal tablo kalemlerini etkileyebilecek bilgileri gizlemek veya açıklamamak ya da yanıltıcı bir biçimde açıklamak,
  5. Karmaşık işlemlere girişerek finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını değiştirmeyi amaçlamak,
  6. Önemli ve olağandışı işlemlere ilişkin kayıtları ve koşulları değiştirmek.

Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde açıklanan yaratıcı muhasebe kavramı ile hile arasındaki ilişki, yönetim hilelerinde (hileli finansal raporlamada) karşımıza çıkmaktadır.

2.2.3. Yatırım Hileleri

Bu tür hilelerde değersiz veya hiç yapılmayan yatırımlar, olaydan şüphe duymayan yatırımcılara satılmaktadır[16]. Yatırım hilelerinin; ponzi hilesi, piramit hilesi, menkul kıymetler aracılığıyla yapılan yatırım hileleri, Nijeryalı hileleri ve kıyı ötesi yatırımlara ilişkin hileler gibi alt türleri bulunmaktadır. Bunlardan Ponzi hilesi eski ve oldukça kârlı olduğu için en çok kullanılan ancak temelde gerçek bir faaliyete dayanmayan hile türüdür[17]. Çalışmada ülkemizde de sıkça karşılaşılan bu hile türüne değinildikten sonra konunun özünden ayrılmamak amacıyla diğer yatırım hilesi türlerine yer verilmeyecektir[18].

Ponzi hilesinde hilekar az sayıda kişiden oluşan bir grubu, kendisinin sunduğu projeye yatırım yapmaları için ikna eder. Sonrasında ağını daha da genişleterek topladığı paraları ilk yatırımcılara, elde ettikleri yüksek getiri olduğu iddiası ile dağıtır. İlk yatırım yapan kişiler elde ettikleri yüksek getiriyi çevresindekilerle paylaşarak, kaçırılmaması gereken bu fırsat hakkında bilgi verirler. Yatırımcıların sayısı arttıkça toplanan para da artar. Sistem, baştaki kişinin aniden ortadan kaybolması ile ya da tüm yatırımcıların herhangi bir söylenti üzerine anaparalarını hep birlikte geri istemeleriyle çöker[19]. Hileye ilişkin son noktada yatırımcılar tazminat talebinde bulunurlar ve talep ettikleri tutarın mümkün olan en yükseğini alabilmek için çaba sarf ederler[20].

2.2.4. Satıcı Hileleri

İşletmelere mal tesliminde veya hizmet ifasında bulunan satıcıların yaptıkları hileler, satıcı hileleridir. Satıcı hileleri, satıcının tek başına veya işletmeden bir çalışan ile iş birliği yapması sonucu gerçekleşmektedir[21]. Satıcının tek başına yaptığı hilelere örnek olarak satıcının işletmeye yüksek tutarda satış yapması, kalitesi düşük mal satması, eksik mal teslim etmesi veya hiç etmemesi gösterilebilir. Satıcının işletmeden bir çalışan ile iş birliği yapması sonucu gerçekleşen hileler ise genellikle rüşvet yoluyla olmaktadır. Satıcı, işletme çalışanına aşağıdaki nedenlerden dolayı rüşvet verebilmektedir[22]:

  • İlgili işletmeye mal ve hizmet satabilmek,
  • İşletmeye olduğundan yüksek tutarda satış yapabilmek,
  • İşletmeye olduğundan düşük kalitede satış yapabilmek,
  • İşletmeye olduğundan daha az sayıda teslimat yapabilmek,
  • İşletmeye verileceği taahhüt edilen malları teslim etmemek veya hizmeti yapmamak.

Satıcı hileleri tüm dünyada özellikle kamu kurumlarına yönelik olarak sıkça yapılmaktadır[23].

2.2.5. Müşteri Hileleri

Müşteri hileleri, müşterilerin mal ve hizmet aldıkları işletmeye karşı gerçekleştirdikleri ve satış yapan işletmenin zarar görmesi ile sonuçlanan hilelerdir. Bu tür hilelerde müşteriler satıcıları ödemeleri gereken tutarın altında ödeme yapabilmek için aldatmaya çalışırlar[24]. Satıcı hilelerinde olduğu gibi müşteri hilelerinde de müşteriler hileyi tek başına veya işletme içinden bir çalışanla yaptığı iş birliği ile gerçekleştirebilmektedir. Örneğin düşük fiyatla mal veya hizmet satın alınması, ödemesi yapılmadan mal alınması, ödeme yapılmadığı halde yapılmış gösterilmesi gibi[25].

  1. YARATICI MUHASEBE KAVRAMI VE YARATICI MUHASEBENİN HİLE İLE İLİŞKİSİ

Türk Dil Kurumu “yaratmak” kavramını, “Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak o zamana kadar görülmeyen yeni bir şey ortaya koymak, yapmak.” şeklinde tanımlamıştır[26]. “Yaratıcı” ise yeni şeyi ortaya koyan, yapandır.

Yaratıcı muhasebe kavramına ilişkin farklı görüşler mevcuttur. Amerikan literatüründeki genel kanaat; yaratıcı muhasebenin hileyi içeren bir kavram olduğu yönündedir. İngiliz literatüründe ise yaratıcı muhasebenin hileyi içermediği; düzenleyici sistemin esnekliklerinden yararlanılması şeklinde gerçekleşen uygulamalar olduğu savunulmaktadır[27].

Yaratıcı muhasebe ile hilenin iç içe olduğunu savunan Mulford ve Comiskey yaratıcı muhasebeyi, işletmenin algılanan performansını ve raporlanan finansal sonuçlarını etkilemek amacıyla, genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri dahilinde veya haricinde harekette bulunulması olarak tanımlamıştır[28]. Çıtak da, yaratmak kavramını muhasebe tekniği açısından, finansal tablolar hazırlanırken, ya olmayan verileri varmış gibi göstermek ya da olan bir veriyi olduğundan farklı göstermek şeklinde ifade etmiştir[29].

Dikkat edileceği üzere yazarlar, yaratıcı muhasebe kavramının içine -genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine aykırı harekette bulunulması- olgusunu da dahil ederek, aslında işletmede gerçekleşmemiş ekonomik bir olayın yaratılması ve buna ilişkin muhasebe uygulamalarının yaratılarak finansal tablolarda sunulması gibi hileye özgü durumları da dahil etmişlerdir[30].

Öte yandan yaratıcı muhasebe, “finansal tablo makyajlama”, “kazanç yönetimi”, “gelir düzgünleştirme”, “defterleri kaynatma”, “kozmetik raporlama”, “işletme vitrinini düzeltme”, “defterleri pişirme sanatı”, “kârları hesaplama sanatı”, “bilanço sunma sanatı” gibi birtakım terimsel ifadeler ile tanımlanmaktadır. Çıtak’a göre bu ifadeler, yapanın mazeretinin haklı bir nedeni varmış gibi kişiyi yanıltıcı da olsa olumlu düşünmeye iten ve özünde göz boyamaya yarayan ifadelerdir[31].

Tüm bunların yanı sıra örneğin Çıtak[32] ile Mulford ve Comiskey[33] hayali ve gerçek olmayan gelirlerin finansal tablolarda tanımlanmasını yaratıcı muhasebe teknikleri arasında sınıflandırmışlardır[34]. Dolayısıyla adı geçen yazarların bakış açılarına göre yaratıcı muhasebe kavramı, hileyi de kapsayan çok geniş bir kavram olarak ele alınmaktadır[35].

Diğer taraftan, bir kısım yazara göre yaratıcı muhasebe ile hile farklı kavramlardır. Bu bakış açısına göre yaratıcı muhasebe; boşlukların doldurulması, eksikliklerin kapatılması veya esnekliklerden yararlanılması suretiyle ve illegal olmayan uygulamalarla gerçekleştirilmektedir.

Örneğin Saltoğlu’na göre yaratıcı muhasebe, genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri, muhasebe standartları ve yasal düzenlemelerdeki esneklikler veya boşluklardan yararlanmak suretiyle hayat bulan uygulamalardır[36]. Naser, yaratıcı muhasebeyi mevcut kurallardan yararlanarak, muhasebeye ilişkin sayısal verilerin, hazırlayanlar tarafından istenilen seviyeye getirilmesi şeklinde tanımlamıştır[37]. Jones’a göre yaratıcı muhasebe, muhasebedeki ölçüm ve sunum esnekliklerinden yararlanarak hesapları yönetimin/hazırlayanların yarar sağlayacağı şekilde ortaya koymaktır[38].

Daha geniş anlamda yaratıcı muhasebe, ilke ve kuralları, değerleme ölçüleri ve uygulamaya yönelik düzenlemelerin eksikliğinden yararlanmak suretiyle muhasebe rakamları üzerinde oynamak, finansal tabloların biçimini veya finansal tablolarda yer alan bilgilerin sunuluşunu değiştirerek finansal durumu olduğundan farklı göstermek amacıyla yapılan işlemlerin tümü olarak tanımlanabilir[39].

Ocak ve Güçlü’ye göre yaratıcı muhasebeden hileli bir durum olarak bahsetmek mümkün değildir. Yaratıcı muhasebenin özünde sınırların dışında davranarak, ilkelere, standartlara veya yasal düzenlemelere aykırı muhasebe uygulamalarına başvurulması yer almamakta olup, var olan ve belirlenmiş sınırlar dahilinde, bilgili ve olağandan farklı düşünen kişilerin (muhasebecilerin), sınırlar içerisindeki eksiklikleri bulup onları şekillendirmesi veya esnekliklerden yararlanarak sınırların zorlanması kastedilmektedir[40].

Yaratıcı muhasebe ile hilenin ortak noktaları; her ikisinin de kasıt unsuru içermesi, finansal tabloların olduğundan farklı sunulması veya gerçeği saptırma ve bir amaca hizmet edilmesi nedenleriyle yanlı sunumun mevcut olmasıdır. Fakat ayrılan nokta, hileli finansal raporlamanın tamamıyla genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine, muhasebe standartlarına mevcuttaki yasal düzenlemelere aykırı oluşudur[41]. Yaratıcı muhasebe ise mevcuttaki genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine, muhasebe standartlarına ve yasal düzenlemelere aykırı olmamakla birlikte; hileli olma potansiyeline sahip, gelecekte hilenin kapsamına dahil edilebilme olasılığı yüksek uygulamalardır[42].

Diğer taraftan, Türkiye’nin de dahil olduğu bir kısım ülkede, yasal düzenlemelerdeki boşluklar veya esnekliklerin yanı sıra, düzenlemelerin birbiriyle çelişebildiği görülmektedir. Bu çelişki aynı kanunun farklı hükümleri arasında olabileceği gibi, farklı kanunlar arasında veya bir kanun ile bir standart arasında olabilmektedir. Örneğin ülkemizde Vergi Usul Kanunu[43] ile Türk Ticaret Kanunu[44] veya Türkiye Muhasebe Standartları bazı durumlarda ortak hareket etmemektedir. Hatta bazen mevzuattaki hükümlerin birbirine tamamen zıt olduğu görülmektedir. Kanaatimizce, bu durumlarda da yaratıcı muhasebeden söz edilebilir. Zira, her ne kadar yaratıcı muhasebe uygulamalarının, mevcuttaki genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine, muhasebe standartlarına ve yasal düzenlemelere aykırı olamayacağı öngörülse de söz konusu alan gri bir alandır ve bu alanda işletmelerin gerçekleştirdiği yaratıcı muhasebe uygulamaları bulunmaktadır. Örneğin, Vergi Usul Kanunu ile Türkiye Muhasebe Standardının aynı konuya ilişkin iki zıt düzenlemesi bulunduğu bir durumda, işletmenin bu iki seçenekten birini tercih ettiğini düşünürsek, dar anlamda bakıldığında, söz konusu işlem diğer düzenlemeye aykırı olacağı için yaratıcı muhasebeden bahsetmek mümkün olamayacaktır. Çünkü yukarıda açıklandığı üzere yaratıcı muhasebe uygulamaları yasal düzenlemelere aykırı olamaz. Oysaki uygulamada, bu ve buna benzer durumlarda işletmelerin yaratıcı muhasebe teknikleri kullanarak gerçekleştirdiği birçok işlem bulunmaktadır. Konuyu bir örnekle açıklayalım:

Örnek: Tam mükellef (Y) AŞ’nin 2015 hesap döneminde vergi öncesi kârı 1.000.000 TL’dir. Kurum, 300.000 TL tutarındaki kıdem tazminatı karşılığını ayırmamıştır. Şirket 1.000.000 TL’den %20 oranında kurumlar vergisini düştükten sonra kalan 800.000 TL’lik kısmın tamamını ortaklara kâr olarak dağıtmıştır. Bu durumda hileden söz edilebilir mi, yoksa bu işlem bir yaratıcı muhasebe uygulaması mıdır?

Vergi Usul Kanunu’na göre (Y) AŞ’nin kıdem tazminatı karşılığı ayırma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla şirketin 800.000 TL’nin tamamını kâr olarak nitelendirip ortaklara kâr dağıtımında bulunması Vergi Usul Kanunu açısından herhangi bir sorun teşkil etmemektedir.

Diğer taraftan “Çalışanlara Sağlanan Faydalar” başlıklı 19 no’lu Türkiye Muhasebe Standardına göre çalışanlar için her raporlama döneminde kıdem tazminatı karşılığı ayrılması zorunludur. Yine, “Karşılıklar, Koşullu Borçlar ve Koşullu Varlıklar” başlıklı 37 no’lu Türkiye Muhasebe Standardında; “Belirsizlik durumlarında değerlendirme yapılırken, gelir veya varlıkların olduğundan daha yüksek ve gider veya yükümlülüklerin olduğundan daha düşük bir biçimde gösterilmemesini sağlayacak şekilde tedbirli hareket edilmesi gerekir.” hükmü mevcuttur. Dolayısıyla bu hükümlere göre (Y) AŞ’nin olmayan bir kârı dağıtımı söz konusudur. Böylece (Y) AŞ kârı olduğundan yüksek göstererek standartların temel hedefi olan sermayenin gerçek (reel) korunmasına da aykırı davranmış olmaktadır. Bu nedenle 1.000.000 TL’lik tutardan 300.000 TL’lik kıdem tazminatı karşılığının ayrılarak, kalan 700.000 TL’lik tutar üzerinden %20 oranında kurumlar vergisi hesaplanması ve geriye kalan 560.000 TL’nin kâr olarak dağıtılması gerekmektedir.

Öte yandan söz konusu standartlar, günümüzde KGK düzenlemelerine tabi olan kurumlar açısından bağlayıcıdır. Dolayısıyla örnekteki (Y) AŞ’nin KGK düzenlemelerine tabi olmadığı durumda, hileden söz edilemez. Diğer taraftan, (Y) AŞ’nin KGK düzenlemelerine tabi olduğu durumda da işlem Vergi Usul Kanunu’na uygun gerçekleştirildiği için kanaatimizce yine hileden söz edilemeyecektir. Son olarak, ülkemizdeki uygulamalarda işletmelerin genellikle kıdem tazminatı karşılığı ayırmadan kâr dağıtımında bulundukları görülmektedir. Dolayısıyla kanaatimizce uygulamada da sıkça karşılaşılan bu işlemin yasal düzenlemelerdeki çelişkilerden yararlanmak suretiyle gerçekleştirilen bir yaratıcı muhasebe uygulaması olduğu söylenebilir.

Yukarıda açıklanan görüşler çerçevesinde, kanaatimizce yaratıcı muhasebe, yasal düzenlemelerle düzenlenmemiş hususular, yoruma müsait hususlar, subjektif (takdire bağlı) hususlar ve seçenekler arasından tercihlerin yanı sıra yasal düzenlemelerdeki çelişkilerden yararlanmak suretiyle de uygulanabilir.

Öte yandan bu çalışmada, yaratıcı muhasebe uygulamaları vergi kanunları çerçevesinde ele alınmış olup, Türk Ticaret Kanunu ile Türkiye Muhasebe Standartlarındaki düzenlemelere yer verilmemiştir.

  1. TÜRKİYE’DE YASAL BOŞLUK VE ESNEKLİKLERDEN YARARLANILARAK GERÇEKLEŞTİRİLEN YARATICI MUHASEBE UYGULAMALARI

Yaratıcı muhasebe tekniklerinin çoğu, muhasebe hilelerinin kullanılması şeklinde olur. Yani hileli muhasebedeki teknikler, yaratıcı muhasebede de kullanılır. Burada önemli olan husus, söz konusu teknikleri yasalara veya standartlara aykırı olmayacak şekilde kullanabilmektir. Yasalar, standartlar ve diğer düzenlemelerdeki esneklikler, boşluklar ya da yetersizlikler yaratıcı muhasebe tekniklerinin uygulanmasına neden olmaktadır. Yaratıcı muhasebe, işletmelere şu yararları sağlar[45]:

  • Şirketlerin hisse senetlerinin borsada değeri artar.
  • Firma değeri artar.
  • Şirket, hisse senedi ihracının kolaylaşması sebebiyle daha düşük maliyetle kaynak sağlar.
  • Hisse senedi opsiyonlarının değeri artar.
  • Daha iyi koşullarda, daha düşük maliyetle, daha yüksek tutarlarda borçlanma imkânı artar.
  • Yüksek tutarda kâr, yüksek prim ve ikramiye olanağı sağlar.
  • Daha az vergi, daha çok kâr dağıtımı ve imkânı yaratır.

Jones, yaratıcı muhasebe tekniklerini beş ana başlıkta sıralamıştır. Bunlar[46];

  • Gelirlerin artırılması,
  • Giderlerin azaltılması,
  • Varlıkların artırılması,
  • Borçların azaltılması ve
  • Nakit akışının artırılmasıdır.

Yukarıdaki tekniklerden ilk ikisinin amacı kârın artırılmasıdır. Üçüncü ve dördüncü başlıkta yer alan teknikler ile işletmenin net piyasa değerinin artırılması amaçlanmaktadır. Beşinci başlıkta yer alan tekniğin amacı ise işletme faaliyetlerinden sağlanan nakit akışının artırılmasıdır[47].

Kanaatimizce yukarıda yer alan yaratıcı muhasebe tekniklerini üç başlık altında sıralamak mümkündür. Bunlar;

  • Varlık ile gelirlerin artırılması,
  • Borç ile giderlerin azaltılması ve
  • Nakit akışının artırılmasıdır.

Çalışmada Türkiye’de yasal boşluk ve esnekliklerden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilen yaratıcı muhasebe uygulamaları örnekleriyle birlikte yukarıda yer alan üç başlık altında ele alınmıştır.

4.1. Varlık ile Gelirlerin Artırılması ve Konuya İlişkin Yaratıcı Muhasebe Örnekleri

Varlıkların artırılması, işletmenin net piyasa değerinin artırılması amacıyla gerçekleştirilmektedir. Giderlerin azaltılması için kullanılan birçok teknik dolaylı olarak varlıkları artırmaktadır. Örneğin dönem sonu stoklarının amaca uygun yöntemlerle değerlendirilerek artırılması, varlıklara hiç karşılık ayrılmaması veya düşük oranda karşılık ayrılması, varlıkların değerinin yükselmesine ve giderlerin azalmasına yol açmaktadır. Böylece işletmenin hem kârı hem de piyasa değeri artmaktadır. Yine maddi olmayan duran varlıkların artırılması veya yeniden değerlenmesi yoluyla işletmenin net piyasa değerinin artırılması mümkündür.

Gelirlerin artırılması ise, işletmelerin sıkça başvurduğu yaratıcı muhasebe teknikleri arasındadır. Buradaki amaç gelir tablosunda raporlanan kârın artırılmasıdır. Gelirlerin artırılması, genellikle satışların gerçekleşme zamanını ayarlamak suretiyle gerçekleştirilir. Zira muhasebede bir satışın gerçekleşme zamanının belirlenmesine ilişkin birtakım serbestlikler bulunmaktadır[48]. Dolayısıyla bu durum, satışa ilişkin gelirin elde edildiği zamanı da etkilemektedir.

Konuya ilişkin örnekler aşağıdaki gibidir.

Örnek-1: Türkiye’de inşaat ve yapım işleri faaliyetinde bulunan tam mükellef (A) Ltd. Şti., 30/12/2015 tarihinde inşaat malzemeleri toptan ticareti faaliyetinde bulunan tam mükellef (B) Ltd. Şti.’den inşaat demiri satın almak için kurumla anlaşmıştır. Anlaşmaya göre (A) Ltd. Şti.’nin depoda yeri olmadığından dolayı (B) Ltd. Şti. malları 02/01/2016 tarihinde teslim edecektir.

Örnekte, (B) Ltd. Şti.’nin herhangi bir nedenle 2015 hesap döneminde kârını yüksek göstermek istediğini varsayalım. Bu durumda (B) Ltd. Şti. söz konusu satışı 2015 hesap döneminde yapılmış gibi göstermek isteyecektir.

Bilindiği üzere 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesine göre vergiyi doğuran olay,

  1. Mal teslimi veya hizmet ifası hallerinde, malın teslimi veya hizmetin yapılması;
  2. Malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi halinde, bu belgelerde gösterilen miktarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi;

… anında meydana gelir.

Dolayısıyla (B) Ltd. Şti. her ne kadar teslim gerçekleşmese de söz konusu satışa ilişkin faturayı 30/12/2015 tarihinde düzenleyerek 2015 hesap dönemine ilişkin kârını yüksek gösterebilir. Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkeleri açısından bakıldığında da işlem, gerçekleşebilir olduğu ve muhasebe ilkelerini ihlal etmediği için uygulanabilir. Nitekim Amerikan Sermaye Piyasası Kurulu (Securities and Exchange Commission-SEC) da alıcıların malları koymak için deposunda yer bulamaması nedeniyle malı o dönem içinde kendi şirketine koyduramamış olması gibi geçerli bir sebebi var ise, gelirin tanınmasının uygun olabileceğini öngörmektedir[49]. Dolayısıyla (B) Ltd. Şti. bu işlemi gelir olarak kaydedebilir. Son tahlilde bu işlem her ne kadar kasıt unsurunu içerse de yasalara aykırı olmadığından, bir hile değil, yaratıcı muhasebe uygulamasıdır.

Örneği farklı bir açıdan ele alalım. Malların 02/01/2016 tarihinde (A) Ltd. Şti.’ye teslim edildiğini varsayalım. Fakat 04/01/2016 tarihinde (A) Ltd. Şti., söz konusu malları ayıplı olduğu gerekçesiyle (B) Ltd. Şti.’ye iade etmiş olsun. Bu durumda (B) Ltd. Şti.’nin 2015 hesap dönemine ilişkin işlemi hileli bir işlem midir, yoksa bu bir yaratıcı muhasebe uygulaması mıdır?

Öncelikle (A) Ltd. Şti. ile (B) Ltd. Şti.’nin satış ve iade işlemlerini aralarında anlaşarak kasıtlı olarak yapıp yapmadıkları araştırılmalıdır. Bu işlemin kasten yapıldığı kanıtlanabilirse işlemin, hileyi içerdiği söylenebilir. Diğer taraftan söz konusu işlem kasıt unsurunu içermeyebilir. Gerçekten (A) kurumu ayıplı olduğunu belirterek malları (B) kurumuna iade etmiş olabilir. Bu durumda hileli bir işlemden söz etmek mümkün olmayacaktır.

Takdir edileceği üzere, söz konusu işlemde kasıt unsurunun varlığını belirlemek oldukça zordur. Dolayısıyla işlem Türkiye’de de gerçekleştirilen önemli bir yaratıcı muhasebe uygulamasıdır.

Örnek-2: İMKB’de hisse senedi olan ve borsa değerinin düşmemesi için kârını yüksek göstermek isteyen tam mükellef (Z) AŞ, şüpheli hale gelen ticari alacağına karşılık ayırmamıştır. Böylece varlıklarını olduğundan daha yüksek göstererek amacına uygun bir yol izlemiştir. Bu durumda hileden söz edilebilir mi, yoksa bu işlem bir yaratıcı muhasebe uygulaması mıdır?

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 323’üncü maddesinde;

“Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

  • Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar,
  • Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

Şüpheli alacak sayılır.

Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.” denilmiştir. Dikkat edilirse Kanun, “…ayrılabilir.” ifadesi ile, söz konusu şüpheli alacağa karşılık ayrılıp ayrılmaması hakkında mükellefe seçimlik hak tanımıştır. Dolayısıyla (Z) AŞ bu maddeye istinaden varlıklarını olduğundan daha yüksek göstermek amacıyla şüpheli hale gelen alacağına karşılık ayırmadığı durumda Vergi Usul Kanunu açısından illegal bir işlemde bulunulmadığı için hileden söz edilemez. İşlem, bir yaratıcı muhasebe uygulamasıdır.

4.2. Borç ile Giderlerin Azaltılması ve Konuya İlişkin Yaratıcı Muhasebe Örnekleri

İşletmelerin başvurdukları yaratıcı muhasebe tekniklerinden bir diğeri, giderlerin azaltılmasıdır. Giderlerin azaltılmasındaki amaç, gelirlerin artırılmasında olduğu gibi, raporlanan kârın artırılmasıdır. Giderlerin azaltılması, varlıklara hiç karşılık ayrılmaması veya düşük oranda ayrılması, dönem sonu stoklarının amaca uygun yöntemlerle değerlendirilerek artırılması veya giderlerin aktifleştirilmesiyle gerçekleştirilmektedir.

Öte yandan, işletmeler vergiden kaçınmak suretiyle ödeyecekleri vergileri azaltmaya çalışabilirler. Vergiden kaçınma (tax avoidance), vergi kanunlarına aykırı hareket etmeksizin bireylerin vergi mükellefiyetinden kurtulması veya daha az vergi ödemesi şeklinde açıklanabilir. Vergi kaçakçılığı (tax evasion) yasa dışı bir davranışken, vergiden kaçınma yasalar çerçevesinde yasa boşluklarından yararlanmanın bir sonucunu ifade eder[50]. İşletmeler, vergi avantajlarından yararlanarak, vergi ertelemesi yoluyla veya vergiyi doğuran olayı vergilemenin olmadığı alanlara yönlendirerek vergiden kaçınabilmektedirler[51].

Tüm bunların yanı sıra işletmeler varlıklarına uzun dönemli amortisman ayırarak veya işletme amaçlarına uygun amortisman yöntemi seçerek giderleri olduğundan daha az gösterebilirler. Yine işletmeler, bilançonun olduğundan daha iyi görünmesi amacıyla bilanço dışı faaliyetler veya borçların özsermaye unsuru biçiminde yeniden sınıflandırılması yoluyla borçların bilançodan çıkarılarak azaltılması yoluna gidebilmektedir.

Konuya ilişkin örnekler aşağıdaki gibidir.

Örnek-1: Tam mükellef (X) AŞ, net aktif değeri 1.000.000 TL olan bir yönetim binasına sahiptir. Kurum, 2014 yılında aktife kaydettiği ve faydalı ömrü 50 yıl olan söz konusu binanın amortismanına ilişkin azalan bakiyeler yöntemi yerine normal amortisman yöntemini tercih etmiş ve dolayısıyla 1.000.000 TL’lik tutar üzerinden 48.000 TL yerine 20.000 TL tutarında amortisman ayırmıştır. Böylece giderlerini daha az göstererek gelir tablosunda raporlanan kârı artırmıştır. Bu durumda hileden söz edilebilir mi, yoksa bu işlem bir yaratıcı muhasebe uygulaması mıdır?

Vergi Usul Kanunu’nun 313’üncü maddesinde, işletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerin amortisman konusunu teşkil ettiği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu Kanunun Mükerrer 315’inci maddesine göre bilanço esasında defter tutan mükelleflerden dileyenler, amortismana tabi iktisadi değerlerini azalan bakiyeler üzerinden amortisman usulüyle yok edebilirler. Azalan bakiyeler usulünde uygulanacak amortisman oranı %50’yi geçmemek üzere normal amortisman oranının iki katıdır.

Dikkat edilirse Kanun, söz konusu maddi duran varlığa uygulanacak amortisman yöntemi hakkında mükellefe seçimlik hak tanımıştır. Dolayısıyla (X) AŞ’nin bu maddeye istinaden, yönetim binasına azalan bakiyeler yerine normal amortisman yöntemini kullanarak amortisman ayırması ve giderlerini daha az göstererek gelir tablosunda raporlanan kârı artırması durumunda Vergi Usul Kanunu açısından illegal bir işlemde bulunulmadığı için hileden söz edilemez. İşlem, bir yaratıcı muhasebe uygulamasıdır.

Örnek-2: (V) AŞ, yeni bir şube açılması için 100.000 TL tutarında harcamada bulunmuştur. Şirket, kârını yüksek göstermek amacıyla söz konusu harcamayı giderleştirmek yerine aktifleştirmiştir. Bu durumda hileden söz edilebilir mi, yoksa bu işlem bir yaratıcı muhasebe uygulaması mıdır?

Vergi Usul Kanunu’nun 282’nci maddesinde kuruluş ve örgütlenme giderlerinin değerlemesine ilişkin hükümler mevcuttur. Adı geçen madde hükmünde, yeni bir şubenin açılması için yapılan giderlerin kuruluş ve örgütlenme giderleri arasında yer aldığı belirtilmiş olup, söz konusu giderlerin aktifleştirilmesinin ihtiyari olduğu hususu açıklanmıştır. Dolayısıyla, (V) AŞ’nin söz konusu harcamaya ilişkin tutarın tamamını aktifleştirmesi durumunda hileden söz edilemez. İşlem, bir yaratıcı muhasebe uygulamasıdır.

4.3. Nakit Akışının Artırılması ve Konuya İlişkin Yaratıcı Muhasebe Örneği

Nakit akışının artırılması, işletme faaliyetlerinden sağlanan nakit girişlerinin artırılması veya nakit çıkışlarının azaltılması şeklinde görülür. Buradaki amaç, nakit akışını en üst seviyede göstermektir.

Örnek: (S&L) Ltd. Şti., aktifinde kayıtlı fabrika binasını bir finansal kiralama şirketine satıp tekrar kiralamıştır. Böylece şirkete finansman sağlamış olup nakit akışını artırmıştır. Bu durumda hileden söz edilebilir mi, yoksa bu işlem bir yaratıcı muhasebe uygulaması mıdır?

Sat ve Geri Kirala (Sell and Leaseback) yöntemi genellikle şirketlerin finansman sağlama amacıyla kullandığı yöntemler arasında olup, şirketin üzerinde kayıtlı amortismana tabi malların finansal kiralama şirketine satıldıktan sonra tekrar kiralanması şeklinde tanımlanabilir. Bu işlemde kiralama süresi sonunda satılan mallar tekrar kiracıya devredilmektedir. Söz konusu işleme ilişkin yasal mevzuat 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu[52] ile oluşturulmuştur. 6495 sayılı Kanun[53] ile de sat ve geri kirala işlemine önemli vergisel avantajlar sağlanmıştır. Söz konusu düzenleme ile gerekli şartların taşınması halinde işlem KDV, kurumlar vergisi, damga vergisi gibi vergilerden istisna edilmiştir. Dolayısıyla (S&L) Ltd. Şti.’nin, amacına uygun olarak gerçekleştirdiği satış ve geri kiralama işlemi ile şirkete finansman sağlayarak nakit akışını artırması durumunda hileden söz edilemez. İşlem, bir yaratıcı muhasebe uygulamasıdır.

  1. SONUÇ

Muhasebe kayıtları ve mali tablolar, bilgi kullanıcılarına işletme ile ilgili önemli bilgiler sunmaktadır. Bilgi kullanıcıları da bu bilgilerden yararlanarak işletme hakkında birtakım kararlar almaktadır. Diğer taraftan, özellikle yöneticiler, işletme hakkında bilgi kullanıcılarına sunduğu birtakım bilgileri, çeşitli zamanlarda ve çeşitli nedenlerle gerçekçi şekilde açıklamaktan kaçınmaktadır. Günümüzde bu kaçınma, yasalarla düzenlenmemiş hususular, yoruma müsait hususlar, subjektif (takdire bağlı) hususlar ve seçenekler arasından tercihler gibi illegal olmayan uygulamaların kişiler tarafından bilinçli şekilde ve profesyonelce uygulanması nedeniyle, önemli oranda yaratıcı muhasebe uygulamalarıyla gerçekleştirilmektedir.

Varlık ile gelirlerin artırılması, borç ile giderlerin azaltılması ve nakit akışının artırılması yoluyla gerçekleştirilen yaratıcı muhasebe uygulamaları ile işletmeler, kârını olduğundan yüksek göstermekte, işletmenin net piyasa değerini artırmakta veya nakit akışını artırmaktadır. Böylece işletmeler, finansal durumlarını illegal olmadan gerçeğinden farklı göstererek amaçlarına ulaşabilmektedir.

Literatürde hile ile yaratıcı muhasebe kavramlarının iç içe olduğunu savunan yazarlar olmakla birlikte kanaatimizce yaratıcı muhasebe ile hile farklı kavramlardır. Zira, yaratıcı muhasebe; yukarıdaki bölümlerde açıklandığı üzere, boşlukların doldurulması, eksikliklerin kapatılması veya esnekliklerden yararlanılması suretiyle ve illegal olmayan uygulamalarla gerçekleştirilmektedir. Öte yandan yaratıcı muhasebe uygulamaları, genel kabul görmüş muhasebe ilkelerine, muhasebe standartlarına ve yasal düzenlemelere aykırı olmamakla birlikte; gelecekte hilenin kapsamına dahil edilebilme olasılığı yüksek uygulamalardır.

Tüm bunların yanı sıra, çalışmada yasal düzenlemelerin birbiriyle çelişkili veya tamamen zıt olması durumunda da gerçekleştirilen işlemin yaratıcı muhasebenin kapsamı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır. Dolayısıyla yaratıcı muhasebe, yasal düzenlemelerle düzenlenmemiş hususular, yoruma müsait hususlar, subjektif (takdire bağlı) hususlar ve seçenekler arasından tercihlerin yanı sıra yasal düzenlemelerdeki çelişkilerden yararlanmak suretiyle de uygulanabilir. Diğer taraftan kanaatimizce, yasal düzenlemelerden birine uygun gerçekleştirilen bir işlemin, diğer bir düzenlemeye aykırılık teşkil etmesi durumunda hileden söz edilemeyecektir. Zira, işlem yasal düzenlemelerden birine uygun gerçekleştirilmiştir.

Dikkat edileceği üzere hile ile yaratıcı muhasebe arasında ince bir çizgi mevcuttur. Yine, özellikle yasal düzenlemeler arasındaki çelişkiler, yaratıcı muhasebe uygulamaları açısından gri bir alanın oluşmasına neden olmaktadır. Bu çalışmada, iki kavram arasındaki benzerlikler ile farklılıkların daha net anlaşılması amacıyla Türkiye’de gerçekleştirilen yaratıcı muhasebe uygulamaları örneklendirilerek açıklanmaya çalışılmıştır.

KAYNAKÇA

ARTAR, Yusuf. “Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya İlişkin Düzenlemeler, Görüş ve Öneriler”. Legal Mali Hukuk Dergisi. Sayı: 103. Temmuz 2013.

AYGÜN, Davut. “Yaratıcı Muhasebe Stratejileri”. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi. Ekim 2013.

BAYRAKLI, Hasan Hüseyin, Mehmet ERKAN ve Cemal ELİTAŞ. Muhasebe ve Vergi Denetiminde Muhasebe Hata ve Hileleri. Bursa: Ekin Basım. 2012.

BOZKURT, Nejat. İşletmelerin Kara Deliği: Hile-Çalışan Hileleri. 2. Baskı. İstanbul: Alfa Basım. 2011.

BOZKURT, Nejat. “İşletme Çalışanları Tarafından Yapılan Hileleri Doğuran Nedenler”. Yaklaşım Dergisi. S: 92. Ağustos 2000.

ÇITAK, Nermin. Hileli Finansal Raporlamada Yaratıcı Muhasebe. İstanbul: Türkmen Kitabevi. 2009.

DUMANOĞLU, Sezai. “Hata ve Hile Ayrımı: Hile Denetimi”. Marmara Üniversitesi İİBF Dergisi. C. 10. S. 1.

GÜREDİN, Ersin. Denetim ve Güvence Hizmetleri. 14. Baskı. İstanbul: Türkmen Kitabevi. 2014.

JONES, Michael. Creative Accounting, Fraud and International Accounting Scandals. West Sussex: John Wiley & Sons. 2011.

OCAK, Murat ve Fırat Coşkun GÜÇLÜ. “Muhasebe Manipülasyonu: Hile, Yaratıcı Muhasebe, Kâr ve İzlenim Yönetimine İlişkin Kavramsal Çerçeve”. Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi. C. 6. S. 3.

ÖZKAN, Özgür ve Tuğçe UZUN KOCAMIŞ. “İşletmelerde Yapılan Hile Çeşitlerinden Satıcı Hileleri ve Bu Hilelerin Engellenmesine Yönelik Eylemler”. Yaklaşım Dergisi, S. 226. Ekim 2011.

SALTOĞLU, Müge. “Yaratıcı Muhasebede Özel Amaçlı Şirketlerin Rolü ve Enron Örneği”. Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi. Yıl: 3. Sayı: 10. Eylül 2003.

TARHAN MENGİ, Banu. “Hile Denetiminde Yetkinliklerin Değerlendirilmesi-Hile Karosu”. Mali Çözüm Dergisi. Kasım-Aralık 2012.

TARHAN MENGİ, Banu ve Sibel YILMAZ TÜRKMEN. “Yatırım Hileleri”. Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi. C. 10. S. 39.

ULUCAN ÖZKUL, Fatma ve Zehra ÖZDEMİR. “Çalışan Hilelerin Önlenmesinde Proaktif Yaklaşımlar: Kurumsal İşletmelerde İnsan Kaynakları Yöneticileri Üzerine Nitel Bir Araştırma”. Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi. C. 10. S. 40.

——————————————————————————-

[1] Nejat Bozkurt, İşletmelerin Kara Deliği: Hile-Çalışan Hileleri, 2. Baskı, İstanbul: Alfa Basım, 2011, s. 60.

[2] Bozkurt, age, s. 60.

[3] Hasan Hüseyin Bayraklı, Mehmet Erkan ve Cemal Elitaş, Muhasebe ve Vergi Denetiminde Muhasebe Hata ve Hileleri, Bursa: Ekin Basım, 2012, s. 49.

[4] Sezai Dumanoğlu, “Hata ve Hile Ayrımı: Hile Denetimi”, Marmara Üniversitesi İİBF Dergisi, C. 10, S. 1, s. 347.

[5] Nejat Bozkurt, “İşletme Çalışanları Tarafından Yapılan Hileleri Doğuran Nedenler”, Yaklaşım Dergisi, S: 92, Ağustos 2000, ss. 64-65.

[6] Banu Tarhan Mengi, “Hile Denetiminde Yetkinliklerin Değerlendirilmesi-Hile Karosu”, Mali Çözüm Dergisi, Kasım-Aralık 2012, s. 113.

[7] David T. Wolfe ve Dana R. Hermanson, “The Fraud Diamond: Considering the Four Elements of Fraud”, The CPA Journal, 74 (2004) ss. 38-42’den aktaran; Banu Tarhan Mengi, agm, s. 120.

[8] Mengi, agm, ss. 120-121.

[9] Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Banu Tarhan Mengi, “Hile Denetiminde Yetkinliklerin Değerlendirilmesi-Hile Karosu”, Mali Çözüm Dergisi, Kasım-Aralık 2012, ss. 113-128.

[10] Mengi, agm, s. 119.

[11] Bozkurt, age, ss. 64-65.

[12] Ersin Güredin, Denetim ve Güvence Hizmetleri, 14. Baskı, İstanbul: Türkmen Kitabevi, 2014, s. 134.

[13] age, s. 135.

[14] age, s. 134.

[15] age, s. 138.

[16] Bozkurt, age, s. 66.

[17] Banu Tarhan Mengi ve Sibel Yılmaz Türkmen, “Yatırım Hileleri”, Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi, C. 10, S. 39, s. 34.

[18] Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz.: Banu Tarhan Mengi ve Sibel Yılmaz Türkmen, “Yatırım Hileleri”, Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi, C. 10, S. 39, ss. 31-39.

[19] M. J. Kranacher, R. Riley ve J. T. Wells, Forensic Accounting and Fraud Examination, 2011, USA: John Wiley & Sons’tan aktaran; Mengi ve Türkmen, agm, s. 34.

[20] K. B. Phelps, “Handling Claims in Ponzi Scheme Bankruptcy and Receivership Cases”, Golden Gate University Law Review, 42 (4), 2012, ss. 567-586’dan aktaran; Mengi ve Türkmen, agm, s. 34.

[21] Bozkurt, age, s. 66.

[22] Özgür Özkan ve Tuğçe Uzun Kocamış, “İşletmelerde Yapılan Hile Çeşitlerinden Satıcı Hileleri ve Bu Hilelerin Engellenmesine Yönelik Eylemler”, Yaklaşım Dergisi, S. 226, Ekim 2011.

[23] Bozkurt, age, s. 66.

[24] Fatma Ulucan Özkul ve Zehra Özdemir, “Çalışan Hilelerin Önlenmesinde Proaktif Yaklaşımlar: Kurumsal İşletmelerde İnsan Kaynakları Yöneticileri Üzerine Nitel Bir Araştırma”, Marmara Üniversitesi Öneri Dergisi, C. 10, S. 40, s. 76.

[25] Bozkurt, age, s. 66.

[26] http://www.tdk.gov.tr

[27] Michael Jones, Creative Accounting, Fraud and International Accounting Scandals, West Sussex: John Wiley & Sons Inc., 2010, s. 5.’ten aktaran; Murat Ocak ve Fırat Coşkun Güçlü, “Muhasebe Manipülasyonu: Hile, Yaratıcı Muhasebe, Kâr ve İzlenim Yönetimine İlişkin Kavramsal Çerçeve”, Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 3, s. 128.

[28] C. W. Mulford ve E. Comiskey, The Financial Numbers Game Detection Creative Accounting Practicies, 2004, John Wiley Sons Inc., s. 49’dan aktaran; Ocak ve Güçlü, agm, s. 127.

[29] Nermin Çıtak, Hileli Finansal Raporlamada Yaratıcı Muhasebe, İstanbul: Türkmen Kitabevi, 2009, s. 20.

[30] Ocak ve Güçlü, agm, s. 127.

[31]Çıtak, age, s. 21.

[32] Çıtak, age, ss. 30-34.

[33] C. W. Mulford ve E. E. Comiskey, age, s. 160.

[34] Ocak ve Güçlü, agm, s. 127.

[35] agm, s. 127.

[36] Müge Saltoğlu, “Yaratıcı Muhasebede Özel Amaçlı Şirketlerin Rolü ve Enron Örneği”, Muhasebe ve Denetime Bakış Dergisi, Yıl: 3, Sayı: 10, Eylül 2003, s. 108.

[37] K. Naser, Creative Financial Accounting; Its Nature and Use, Prentice Hall, 1993, s. 2’den aktaran; Ocak ve Güçlü, agm, s. 127.

[38] Michael Jones, Creative Accounting, Fraud and International Accounting Scandals, West Sussex: John Wiley & Sons Inc., 2011, s. 5.

[39] Saltoğlu, agm, s. 108.

[40] Ocak ve Güçlü, agm, s. 129.

[41] Michael Jones, Creative Accounting, Fraud and International Accounting Scandals, West Sussex: John Wiley & Sons Inc., 2010, s. 18.’den aktaran; Ocak ve Güçlü, agm, s. 129.

[42] Ocak ve Güçlü, agm, s. 129.

[43] 10/01/1961 tarihli ve 10703-10705 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[44] 14/02/2011 tarihli ve 27846 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[45] C. W. Mulford ve E. Comiskey, age, s. 4’ten aktaran; Çıtak, age, s. 27.

[46] Jones, age, s. 44.

[47] Davut Aygün, “Yaratıcı Muhasebe Stratejileri”, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Dergisi, Ekim 2013, s. 53.

[48] agm, s. 55.

[49] Çıtak, age, s. 34.

[50] Yusuf Artar, “Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya İlişkin Düzenlemeler, Görüş ve Öneriler”, Legal Mali Hukuk Dergisi, Sayı: 103, Temmuz 2013,  s. 111.

[51] agm, ss. 113-114.

[52] 13/12/2012 tarihli ve 28496 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

[53] 02/08/2013 tarihli ve 28726 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

06-Haziran içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum