VERGİ KONULARINDA KARŞILIKLI İDARİ YARDIMLAŞMADA OTOMATİK BİLGİ DEĞİŞİMİNİN ROLÜ VE ÖNEMİ (KİTAP BÖLÜMÜ)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KİTABIN KÜNYESİ

Editörler: Dr. Yunus ÖZCAN, Dr. Gencay KARAKAYA

Kitabın Adı: Bir Değer Aracı Olarak BİLGİ: Disiplinler Arası Güncel Yaklaşımlar

Birinci Baskı: Eylül, 2019

ISBN: 978-605-7662-17-0

Yayıncı: Nobel Bilimsel Eserler

PDF: Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşmada Otomatik Bilgi Değişiminin Rolü ve Önemi

ÖZ

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, küreselleşen dünyada sermayenin daha kolay şekilde hareket etmesini sağlamıştır. Mükellefler de daha az vergi ödemek ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek amacıyla vergi planlaması yoluyla vergiden kaçınmaya başlamıştır. Diğer taraftan günümüzde bu ve buna benzer sebeplerden dolayı ülkelerin vergi kaybı önemli oranda artmıştır. Ayrıca bu durum, terörün finansmanı ve suç gelirlerinin aklanması ile mücadeleyi de olumsuz etkilemiştir. Bunun üzerine Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (Organisation for Economic Co-operation and Development, OECD) başta olmak üzere birçok uluslararası kurum ve kuruluş, zararlı vergi uygulamalarının önüne geçilmesi amacıyla çalışmalara başlamıştır. OECD ve Avrupa Konseyi tarafından ortaya konulan “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi”, konuya yönelik önemli bir çalışma olarak öne çıkmaktadır. Bu sözleşmeyle birlikte gerçekleşecek idari yardım; sözleşmeye taraf ülkeler arasında bilgi değişimi, eşzamanlı vergi incelemeleri, yurt dışı vergi incelemeleri ile tahsilatta yardımlaşma ve belgelerin tebliğini içermektedir. Günümüzde bu sözleşmeye imza atan ülke sayısı -Türkiye de dahil olmak üzere- yüz otuza yaklaşmıştır.

Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’nin en önemli konularından biri bilgi değişimidir. Sözleşmeye göre taraf ülkelerin vergi idareleri; talep üzerine, otomatik ve kendiliğinden olmak üzere üç yöntemle bilgi değişiminde bulanabilecektir. Bu yöntemler arasında özellikle Sözleşme’nin 6’ncı maddesinde düzenlenmiş olan otomatik bilgi değişimi bu çalışmanın konusu olup, çalışmada vergi konularında karşılıklı idari yardımlaşmada otomatik bilgi değişiminin rolü ve önemi ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma, Otomatik Bilgi Değişimi, Ortak Raporlama Standardı

THE ROLE AND IMPORTANCE OF AUTOMATIC EXCHANGE OF INFORMATION IN MUTUAL ADMINISTRATIVE ASSISTANCE IN TAX MATTERS (BOOK CHAPTER)

ABSTRACT

Developments in information and communication technologies have enabled capital to move more easily in the globalized world. Therefore, taxpayers have also begun to tax avoidance through tax planning in order to pay less tax and thus to make more profit. On the other hand, today, due to this and similar reasons, the tax loss of the countries has increased considerably. In addition, this situation adversely affected the fight against money laundering and the financing of terrorism. Upon this, many international institutions and organizations, especially the Organisation for Economic Co-operation and Development (OECD), have started to work to prevent harmful tax practices. “Convention on Mutual Administrative Assistance in Tax Matters”, revealed by the OECD and the European Council is a very important study on this issue. Administrative assistance with this Convention comprise exchange of information, simultaneous tax examinations, participation in tax examinations abroad, assistance in recovery and service of documents. Today, the number of countries that have signed this Convention -including Turkey- approximately one hundred and thirty.

One of the most important issues of the Convention on Mutual Administrative Assistance in Tax Matters is exchange of information. According to the Convention, the tax administrations of the Contracting States may be exchange of information in three ways: on request, spontaneous and automatic. Especially, the automatic exchange of information, which is regulated in Article 6 of the Convention, is the subject of this study and in this study, the role and importance of automatic exchange of information in mutual administrative assistance in tax matters is discussed in detail.

Keywords: Mutual Administrative Assistance in Tax Matters, Automatic Exchange of Information, Common Reporting Standard

GİRİŞ

Küreselleşme ve bunun sonucunda sermayenin mobilitesinin artması nedeniyle ülkeler açısından vergi konularında önemli sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu durumdan istifade eden mükellefler, daha az vergi ödemek ve dolayısıyla daha fazla kâr elde etmek amacıyla vergi planlaması yoluyla vergiden kaçınmaya çalışmaktadır. Geçmişte bu kaçınma, önemli oranda “vergi kaçakçılığı” içerisinde yer alan muhasebe hileleri yoluyla gerçekleştirilmiştir. Günümüzde ise illegal olmayan uygulamaların kişiler tarafından bilinçli şekilde ve profesyonelce uygulanması sayesinde söz konusu kaçınma, önemli oranda yaratıcı muhasebe uygulamalarıyla gerçekleştirilmektedir (Artar, 2016, s. 36). Zira “vergi kaçakçılığı” (tax evasion), vergi ile yükümlülüklerin vergi kanunlarına aykırı olarak kısmen veya tamamen yerine getirilmemesi olarak tanımlanmakta iken “vergiden kaçınma” (tax avoidance) ise vergi kanunlarına aykırı hareket etmeksizin bireylerin vergi mükellefiyetinden kurtulması ve hazinenin vergi kaybına uğraması anlamına gelmektedir. Dikkat edileceği üzere vergi kaçakçılığı yasa dışı bir davranışken, vergiden kaçınma yasalar çerçevesinde yasa boşluklarından yararlanmanın bir sonucunu ifade etmektedir (Artar, 2013, s. 111).

Vergiden kaçınma yoluyla gerçekleştirilen vergi planlaması, kişilerin ödeyecekleri vergi yükünü azaltmak amacıyla, ülkelerin vergi sistemlerinde yer alan muafiyet, indirim, istisna, teşvik ve ayrıcalıklardan en üst seviyede yararlanmak için yaptıkları eylemler bütünü olarak tanımlanmaktadır (Budak, 2018, s. 94). Bir diğer tanıma göre vergi planlaması, bir mükellefin bir takvim yılında minimum vergi ödemeyi mümkün kılacak veya maksimum vergi avantajı elde edecek şekilde, bilinçli ve ihtiyatlı olarak planlanan, bugüne ve geleceğe yönelik olarak tahmin edilen faaliyetler, düzenlemeler ve araştırma gayretleridir (Bahçe ve Gümüş, 2017, s. 2).

Öte yandan bu durum, ülkelerin vergi gelirlerinin azalmasını beraberinde getirmiştir. Buna ek olarak terörün finansmanı ve suç gelirlerinin aklanması ile mücadelede zorluklar yaşanmaya başlamıştır. Bunun üzerine öncelikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından 18/03/2010 tarihinde Yabancı Hesaplar Vergi Uyum Yasası (Foreign Accounts Tax Compliance Act, FATCA) kabul edilmiştir. Bu yasa ile ABD’lilerin beyan dışı bıraktıkları gelirlerinin tespit edilebilmesi amacıyla ABD mukimi olmayan finansal kuruluşlara bir kısım yükümlülükler getirilmiş, bu yükümlülüklere uyulmaması durumunda ise uyumsuz sayılan finansal kuruluşlara Amerikan kaynaklı gelirlerden yapılan ödemelerden %30 oranında stopaj yapılması öngörülmüştür. ABD tarafından söz konusu yasal düzenlemeden hareketle otomatik bilgi değişimi yapılmasına yönelik olarak farklı ülke politikaları ve hukuk sistemleri gözetilerek farklı anlaşma modelleri geliştirilmiştir. Bunlar; taraf ülkeler arasında otomatik bilgi değişimi yapılmasını öngören “Hükümetlerarası Anlaşma” (Model I) ile anlaşmaya taraf ülkelerin kendi ülkelerindeki finansal kuruluşlarının otomatik bilgi değişimi için doğrudan Amerikan Gelir İdaresi (Internal Revenue Service, IRS) ile anlaşma yapmalarını, yetkili makamlarının ise ABD ile talep üzerine bilgi değişimini öngören “İşbirliği Anlaşması”dır (Model II). Bu kapsamda, aralarında OECD ve Avrupa Birliği (AB)’ne üye devletler ile G-20 ülkelerinin tamamına yakınının da bulunduğu 100’den fazla ülke, ABD ile otomatik bilgi değişimi konusunda uluslararası anlaşma akdedilmesi yoluna gitmiştir (Gelir İdaresi Başkanlığı [GİB], 2019).

Konuya yönelik önemli olan bir diğer çalışma ise OECD ve Avrupa Konseyi tarafından 2011 yılında imzaya açılan “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi”dir. Temelleri 1988 yılında atılan bu sözleşmeyle, taraf ülkelerin birbirleriyle yapacakları bilgi değişimi ile vergiden kaçınmanın önlenmesi amaçlanmıştır (Doğrusöz, 2017). Sözleşme, bir taraftan vergi mükelleflerinin temel haklarına saygı duyarken, diğer taraftan ulusal vergi kanunlarının daha iyi işlemesi için uluslararası işbirliğini kolaylaştırma amacı gütmektedir. Bu sözleşmeyle birlikte gerçekleşecek idari yardım konuları; sözleşmeye taraf ülkeler arasında bilgi değişimi, eşzamanlı vergi incelemeleri, yurt dışı vergi incelemeleri ile tahsilatta yardımlaşma ve belgelerin tebligatıdır. 13/06/2019 tarihi itibariyle bu sözleşmeye imza atan ülke sayısı -Türkiye de dahil olmak üzere- 129’a ulaşmıştır (OECD, 2019a).

Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’nin en önemli konularından biri olan bilgi değişimi; talep üzerine, kendiliğinden ve otomatik olmak üzere üç yöntemle gerçekleştirilmektedir. Bu yöntemler arasında özellikle Sözleşme’nin 6’ncı maddesinde düzenlenmiş olan otomatik bilgi değişiminin rolü ve önemi bu çalışmanın konusu olup, konuya ilişkin ayrıntılı bilgiler aşağıdaki bölümlerde yer almaktadır.

  1. BİLGİ DEĞİŞİMİNİN TANIMI, ÖZELLİKLERİ VE TÜRLERİ

Ülkelerin vergi kaybını en aza indirgeyerek vergi gelirlerini artırması amacıyla diğer ülkelerle karşılıklı idari yardımlaşma kapsamında önemli bir yöntem olarak ortaya çıkan “bilgi değişimi” kavramı en genel ifadeyle, vergi kaçakçılığı ile vergiden kaçınmayı ortaya çıkaracak olan bütün bilgilerin bir vergi idaresinden diğerine aktarılmasını ifade etmektedir (Yaltı, 1995, s. 321). Ülkelerin vergi idareleri arasında vergisel konularda tam bir bilgi değişiminin gerçekleşmesi için şu üç özelliğin bulunması gerekmektedir (Keen ve Ligthart, 2004, s. 11):

  • Ulusal vergi idareleri, vergi mükellefleri ile ilgili sahip olduğu bilgileri diğer ülkelerle paylaşmak için yasal bir güce sahip olmalıdır.
  • Vergi idareleri, yurt içindeki tüm kurumlardan ve diğer üçüncü şahıslardan vergi ile ilgili bilgileri elde edebilme yetkisine sahip olmalıdır.
  • Kurumlar, vergi mükelleflerine ilişkin ayrıntılı bilgilere sahip olmalıdır.

Öte yandan, yukarıdaki özelliklerin ülkeler tarafından tam olarak sağlanamadığı günümüzde, tam bir bilgi değişiminin gerçekleştirilebilmesinin oldukça zor olduğu söylenebilir. Nitekim gerek ulusal gerekse uluslararası vergi idareleri arasında uygulanan bilgi değişim hükümlerinde birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Özellikle küreselleşen ekonomi nedeniyle ülkelerin uluslararası bir vergi idaresinin olmaması, vergi idarelerinde çalışan kişilerin bilgi değişimi hakkında yeterli bilgi ve donanıma sahip olmaması, birçok ülkenin mevzuatında yer alan gizlilik hükümleri gibi nedenlerin yanı sıra teknik birtakım engeller ile dilden ve kavramların tanımlanmasından kaynaklanan sorunlar, tam bir bilgi değişiminin gerçekleşmesini mümkün kılmamaktadır (Bişgin, 2012, s. 21).

Bilgi değişimi modelleri; ABD, Birleşmiş Milletler (BM) ve OECD tarafından farklı şekillerde ele alınmış olup, bu çalışmada OECD’nin modeli açıklanmıştır. OECD’nin sınıflandırmasına göre bilgi değişiminin türleri temel olarak üçe ayrılmaktadır. Bunlar;

  • Talep Üzerine Bilgi Değişimi,
  • Otomatik Bilgi Değişimi ve
  • Kendiliğinden Bilgi Değişimidir.

Bunların dışında, eş zamanlı vergi araştırmaları, yurt dışında vergi araştırmaları ve endüstriyel çapta bilgi değişimleri olmak üzere yeni yöntemler bilgi değişimi içerisinde yer almaya başlamıştır (Öner, 2010, s. 69-70).

Bilgi değişim yöntemlerinden en yaygın olarak kullanılanı, talep üzerine bilgi değişimidir. Talep üzerine bilgi değişimi, bir ülkenin başvurusu üzerine başvuruda bulunulan ülkenin gerekli bilgileri edinip diğer talepte bulunan devlete iletmesini ifade etmektedir (Doğrusöz, 2017). Bu tür bilgi değişiminde bilgi, kaynak ülkeden belirli bir istek üzerine ikametgâh ülkesine aktarılmaktadır (Keen ve Ligthart, 2004, s. 4). Bunun yanı sıra talep üzerine bilgi değişiminde bilgi isteği her zaman özel bir kişi ya da konuya ilişkin olmalıdır (Bişgin, 2012, s. 34). Fakat, talep üzerine bilgi değişiminde yer alan mükellefin adının ve hesabının hangi ülkede ve hangi finansal kuruluşta olduğunun bilinmesi, vergi kaçakçılığına ilişkin makul bir şüphenin varlığı gibi belirli ve ayrıntılı bilgi sınırlamaları, talep üzerine bilgi değişiminin etkinliğini azaltmaktadır (Grinberg, 2012, s. 316; Ateş, 2015, s. 674).

Otomatik bilgi değişimi, ülkelerin kendi finansal kuruluşlarından aldığı bilgileri yıllık olarak diğer üye ülkelere otomatik olarak bildirmesi anlamını taşımaktadır. Buna göre iki veya daha fazla ülke, konu kategorileri itibariyle ve karşılıklı anlaşma yoluyla belirleyecekleri yöntemler uyarınca, gerekli bilgileri otomatik olarak değiştirmektedir.

Kendiliğinden bilgi değişimi ise, sözleşmenin tarafı olan bir ülkenin, herhangi bir talepte bulunmayan sözleşmeye taraf olan diğer bir ülkeye belirli durumlarda ve belirli bilgileri, gördüğü lüzum üzerine göndermesini ifade etmektedir. Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi’nin 7. maddesinde kendiliğinden bilgi değişimine ilişkin şu hükümler mevcuttur (OECD, 2011, s. 7):

“1. Bir Taraf, diğer bir Tarafa, sahip olduğu bilgileri aşağıdaki durumlarda önceden talep olmaksızın iletecektir:

  1. İlk bahsedilen Taraf, diğer tarafın vergi kaybına uğrayabileceğini varsayacak nedenlere sahipse;
  2. Vergiye tabi bir kişi, ilk bahsedilen Tarafta, diğer Tarafta vergi artışı veya yükümlülüğü doğuran bir vergi indirimi veya istisnası elde etmekteyse;
  3. Bir tarafta vergiye tabi olan bir kişi ile diğer Tarafta vergiye tabi olan bir kişi arasındaki iş ilişkisi, bir veya daha fazla ülke aracılığıyla Taraflardan birinde, diğerinde veya her ikisinde vergi tasarrufu sonucunu doğurabilecek şekilde yürütülüyorsa;
  4. Bir taraf, kazancın, teşebbüs grupları içerisinde yapay transferi sonucunda vergi tasarrufu oluşabileceğini varsayacak nedenlere sahipse;
  5. İlk bahsedilen Tarafa diğer Tarafça iletilen bilgi, bu diğer Tarafta vergi yükümlülüğü doğması ile ilgili olabilecek bilgilerin elde edilmesini mümkün kılmaktaysa.
  6. Taraflardan her biri, 1’inci fıkrada tanımlanan bilgilerin diğer Tarafa aktarımının uygun hale getirilmesini sağlamak için gerekli olan önlemleri alıp prosedürleri uygulayacaktır.”

Bilgi değişimine ilişkin yukarıda yer alan üç yöntemden talep üzerine ve kendiliğinden bilgi değişiminde aslen, Taraf ülkelerden birinin vergisel açıdan önemli bir durumdan haberdar olması ve bunun sonucunda karşı Taraf ile sadece bu durum ile ilgili bilgilerin paylaşılması söz konusudur. Bir diğer ifadeyle, mutlaka tetikleyici bir durum gerekmektedir. Buna karşın otomatik bilgi değişiminde, bilgilerin periyodik ve düzenli olarak ve tetikleyici herhangi bir nedene dayalı bir talep olmaksızın ilgili ülkeye raporlanması gerekmektedir (Doğrusöz, 2017).

  1. VERGİ KONULARINDA KARŞILIKLI İDARİ YARDIMLAŞMADA OTOMATİK BİLGİ DEĞİŞİMİ

Otomatik bilgi değişimi, günümüzde uluslararası vergi kayıp ve kaçağı ile mücadelede önemli bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Uzun yıllardır OECD, bilgi alışverişi için politika ve teknik çözümler geliştirmede öncü bir rol üstlenmiştir. 1990’lı yıllarda ülkeler vergi bilgi alışverişinde bulunmak için OECD’nin Standart Manyetik Formatı (Standard Magnetic Format, SMF)’na güvenmiştir. 2003 yılında AB Tasarruf Direktifi’nin ilk çok uluslu otomatik bilgi alışverişi programı olarak kabul edilmesinden bu yana, vergi konularında uluslararası işbirliğinin arttırılması ve küresel vergi şeffaflığı konusunda birçok ilerleme kaydedilmiştir. 2010 yılında ABD tarafından FATCA’nın kabul edilmesiyle ve küresel finansal krizin arka planına karşı, küresel bir otomatik değişim standardının oluşturulması için yapılan çalışmalar hız kazanmıştır. 2012 yılında beş büyük Avrupa ülkesi (Birleşik Krallık, Fransa, İspanya, İtalya ve Almanya), ABD’yle ve kendi aralarında Hükümetlerarası Anlaşmalar (Intergovernmental Agreements, IGA) kapsamında karşılıklı olarak FATCA bağlamında bilgi alışverişinde bulunmaya karar vermiştir. Aynı yıl OECD, otomatik olarak vergi bilgilerinin değişimi hakkında bir rapor sunmuş olup, bu rapor G-20 ülkeleri tarafından Los Cabos zirvesinde onaylanmıştır. Bunun yanı sıra G-20 ülkeleri, küresel bir otomatik bilgi değişimi standardının geliştirilmesi için 2013 yılının Eylül ayında OECD’ye resmi bir talepte bulunmuştur. Şubat 2014’te OECD tarafından ortaya konulan Ortak Raporlama Standardı (Common Reporting Standard, CRS) metni üzerinde mutabık kalınmıştır. Haziran 2014’te, yorumlar ve XML Şeması da dahil olmak üzere tam CRS, OECD tarafından onaylanmış ve daha sonra Eylül 2014’te G-20 ülkeleri tarafından onaylanmıştır. CRS geliştirilirken Küresel Forum, üyeleri arasında bir taahhüt süreci başlatmıştır. Bu sürecin bir sonucu olarak 94 ülke, 2014 yılında CRS’yi 2017 veya 2018 yılına kadar uygulamaya koymaya ve ilgili ortaklarıyla birlikte etkin bir otomatik bilgi alışverişini sağlamaya karar vermiştir. Bununla birlikte Aralık 2014’te AB, İdari İşbirliği Direktifi (Directive on Administrative Cooperation, DAC2)’ni değiştirerek OECD’nin Standart metnini kabul etmiştir. Aynı dönemde CRS kapsamında Çok Taraflı Sözleşme (Multilateral Competent Authority Agreement, MCAA)’nin 60 ülke tarafından imzalanmasıyla birlikte otomatik bilgi değişiminde uluslararası yasal çerçevenin hayata geçirilmesi için önemli bir adım daha atılmıştır. 2015 yılına gelindiğinde eşzamanlı olarak, hem OECD hem de Küresel Forum, CRS’nin dünya genelinde zamanında ve tek bir şekilde uygulanmasını sağlamada aktif bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda, 2015 yılı boyunca kamu görevlilerine yönelik çeşitli çalışmalar düzenlenmiş, birçok ülkede teknik uygulama yardımı sağlanmış ve CRS’nin uygulanması için bir dizi pilot proje yürütülmüştür. Buna ek olarak, OECD, CRS Uygulama El Kitabı’nın ilk baskısını Ağustos 2015’te yayınlamıştır. 2016 yılından bu yana ise Küresel Forum, CRS bilgilerinin otomatik değişiminin güvenli bir ortamda yapılmasını sağlamak için, ülkelerde yer alan gizlilik kurallarının ve uygulamalarının gözden geçirilmesini üstlenmektedir (OECD, 2019b).

Özellikle 06/09/2013 tarihinde Türkiye’nin de aralarında bulunduğu G-20 ülkelerince, otomatik bilgi değişiminin “yeni küresel standart” olması konusunda anlaşmaya varılmış ve bu standardın oluşturulması için gerçekleştirilen OECD’nin çalışmalarına tam destek verileceği açıklanmıştır (G-20, 2013, s. 2; Ateş, 2015, s. 674). Bu tarihten günümüze kadar otomatik bilgi değişimine ilişkin standardın ülkelerce onaylanmasına, iç hukuka aktarılmasına, tam metnin yayınlanmasına, gerekli taahhütlerin verilmesine dair yapılan birçok çalışma, vergi kayıp ve kaçağıyla mücadelede otomatik bilgi değişiminin rolü ve öneminin de artmasına neden olmuştur.

Otomatik bilgi değişiminin gerçekleşmesi, aşağıdaki aşamalardan oluşmaktadır (OECD, 2012, s. 9; Ortaç ve Orkunoğlu Şahin, 2018, s. 3).

  • Ödeyenin ya da ödeme yapılan kurumun vergi mükelleflerinden bilgi toplaması ve/veya kendisinin bilgi üretmesi,
  • Ödeyen ya da ödeme yapılan kurum tarafından vergi idaresine bilgi verilmesi,
  • Gelir idarelerinin ikamet edilen ülkeye göre bilgileri konsolide etmesi,
  • Bilgilerin şifrelenip ikamet edilen ülkenin gelir idaresine gönderilmesi,
  • Bilginin alınarak çözülmesi,
  • İkamet edilen ülkenin ilgili bilgileri otomatik veya elle eşleme işlemine işlemine tabi tutması,
  • İkamet edilen ülkenin, değişimi yapılan bilgi sonuçlarını analiz etmesi ve uygun eylemde bulunması.

Öte yandan, OECD’ye göre başarılı bir otomatik bilgi değişiminin gerçekleşmesi için gerekli olan sekiz bileşen şunlardır (OECD, 2012, s. 21):

  • Ne? – Kapsanacak gelir ve işlemin tanımlanması,
  • Kim? – Vergi mükellefi ile ilgili elde edilecek olan bilgilerin tanımlanması,
  • Kalite – Veri kalitesinin sağlanması (Örneğin, veri doğrulama, TIN doğrulama, genel durum tespiti standartları),
  • Ne zaman? – Bilginin alınacağı zamanlama,
  • Değişim nasıl yapılır? – Kullanılacak format, şifreleme ve iletim sistemi,
  • Nasıl kullanılır? – Risk değerlendirmesi, eşleştirme ve uyum eylemi,
  • Gizlilik – Bilgilerin hem hukuken hem de pratik olarak korunması,
  • Karşılıklılık, onay ve geri bildirim.

Otomatik bilgi değişimi konusunda önem arz eden konulardan biri, 15/07/2014 tarihinde OECD Konseyi tarafından onaylanan ve 100’den fazla ülkenin kapsamına girdiği CRS olup, bu standart vergiye tabi gelirleri kayıt altına alabilmek ve vergiden kaçınmaları önlemek amacıyla ortaya çıkarılmış karşılıklı bilgi değişimi sistemidir (OECD, 2017, s. 3). CRS’ye göre, anlaşmayı kabul eden ve yürürlüğe koyan ülkelerdeki finansal kurum ve kuruluşlar resmi daireler aracılığıyla diğer CRS ülkeleri ile yıllık olarak finansal hesap bilgi değişimini gerçekleştirecektir (Konca ve Atakan, 2017). Otomatik bilgi değişimine ilişkin belirlenen küresel standartlar çerçevesinde finansal kurumlar, mükelleflerin banka hesapları ve elde ettikleri faiz, kâr payı, belirli sigorta poliçe gelirleri ve benzer nitelikteki gelirler ile finansal varlık satış gelirlerini bildirmek durumundadır (Neks, 2018).

  1. KONUNUN TÜRKİYE AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Türk vergi sisteminde vergiye ilişkin bilgilerin edinilmesi 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK)’nun 148, 152 ve 152/A maddelerinde düzenlenmiştir. VUK’un “Bilgi Verme” başlıklı 148’inci maddesine göre kamu idare ve müesseseleri, mükellefler veya mükelleflerle muamelede bulunan diğer gerçek ve tüzel kişiler, Maliye Bakanlığının veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların isteyecekleri bilgileri vermeye mecburdurlar. 152’nci maddede ise toplanan bilgilerin gizliliği hüküm altına alınmıştır. VUK’un “Uluslararası Anlaşmalar Gereğince Bilgi Değişimi” başlıklı 152/A maddesi hükmü ise 11/06/2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş olup şu şekildedir:

“Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlar, usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş uluslararası anlaşmalarda yer alan bilgi değişimi hükümleri çerçevesinde, Maliye Bakanlığınca tespit edilecek usullere göre bu Kanun’un 1. Maddesinde belirlenen şümulle sınırlı olmaksızın bilgi toplayabilir.”

Türkiye, çok taraflı bir sözleşme olan ve OECD ile Avrupa Konseyi’nin öncülüğünde hazırlanıp birçok ülke tarafından imzalanan “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi”ni 03/11/2011 tarihinde imzalamıştır. Türkiye’nin imzaladığı metin, tadil edilen metin olup, 20/05/2017 tarihli ve 20071 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 7018 sayılı “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” ile bu sözleşme bazı çekinceler ve beyanlarla birlikte onaylanmıştır. Bunun akabinde 26/11/2017 tarihli ve 30252 sayılı Resmi Gazete’de 2017/10969 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 7018 sayılı Kanun’la onaylanması uygun bulunan “Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesinin İlişik Çekince ve Beyanlarla Birlikte Onaylanması Hakkında Karar” yayımlanmıştır. Son olarak 26/06/2018 tarihli ve 30460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2018/11790 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile sözleşmenin yürürlük tarihi 01/07/2018 olarak belirlenmiştir. Nitekim gelinen noktada son olarak 30/12/2018 tarihli ve 30641 sayılı Resmi Gazete’de yer aldığı üzere Tür­kiye; Letonya ve Norveç ile uluslararası vergi uyumunun artırılmasına yönelik otomatik bilgi değişimi konusunda anlaşma imzala­mıştır.

“Vergi Konularında Karşılıklı İdari Yardımlaşma Sözleşmesi” ile birlikte; bilgi değişimi, eşzamanlı vergi incelemeleri, yurt dışı vergi incelemeleri ile tahsilatta yardımlaşma ve belgelerin tebligatı Türkiye ile sözleşmeye taraf diğer ülkeler arasında idari yardıma konu olmaktadır. Aynı zamanda söz konusu idari yardımlaşma, taraf ülkelerin yerleşik ve vatandaşları ile sınırlı olmayıp, üçüncü ülke yerleşik ve vatandaşlarını da kapsamaktadır.

Sözleşmenin Türkiye açısından kapsayacağı vergiler, ülkemizin koyduğu çekinceler sonrasında;

  • Gelir vergisi,
  • Kurumlar vergisi ve
  • Katma değer vergisi

ile sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan Türkiye’nin yardım sağlama konusunda hakkını saklı tuttuğu vergi türleri şunlardır:

  • Bir Tarafın politik alt bölümleri veya mahalli idareleri adına gelir, kazanç, sermaye değer artış kazancı veya net servet üzerinden alınan vergiler,
  • Genel yönetime veya kamu hukukuna göre kurulmuş sosyal güvenlik kurumlarına ödenecek zorunlu sosyal güvenlik primleri,
  • Emlak, veraset veya intikal vergileri,
  • Gayrimenkul mallar üzerinden alınan vergiler,
  • Tüketim vergileri gibi mal ve hizmetler üzerinden alınan özel vergiler,
  • Motorlu taşıtların kullanımı veya mülkiyeti üzerinden alınan vergiler,
  • Motorlu taşıtların dışında menkul malların kullanımı veya mülkiyeti üzerinden alınan vergiler,
  • Diğer her tür vergiler.

Bununla birlikte sözleşmenin Türkiye açısından yürürlüğe girdiği tarihten önce doğan vergi alacaklarına uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Sözleşmenin 27. maddesinde yer aldığı üzere; sözleşmenin sağladığı yardımlaşma olanakları, ilgili taraflar arasında var olan veya gelecekte yapılacak olan uluslararası anlaşmalar veya diğer düzenlemelerde ya da vergi konularında işbirliğine ilişkin diğer araçlarda yer verilen yardımlaşma olanaklarını kısıtlamayacak ve bunlar tarafından kısıtlanmayacaktır. Yine, sözleşmede, “Cezai Konularda Avrupa Karşılıklı Yardımlaşma Anlaşması” ile çatışma ihtimalinin önüne geçilmesi amacıyla vergi suçları ile ilgili yardımlaşma kapsam dışında tutulmuştur.

Bakıldığı zaman, Türkiye’de yerleşik gerçek kişiler ile kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan kurumlar Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri gelirlerinin tamamı üzerinden Türkiye’de vergilendirilmektedir. Dolayısıyla bu durumda olan mükelleflerin otomatik bilgi değişimini göz önünde bulundurarak yurt dışında elde ettikleri gelirleri için Türkiye’de beyanname vermeleri ve vergi ödemeleri olası cezalı tarhiyatları önleyecektir. Eğer, gelirin elde edildiği ülke ile Türkiye arasında imzalanmış bir çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması varsa, bu gelirlerin Türkiye’de beyan edilmesi sırasında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması hükümlerinin de dikkate alınması gerekecektir (Neks, 2018).

GENEL DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Teknolojide yaşanan gelişmeler nedeniyle sermayenin dünya genelinde çok daha kolay bir şekilde hareket etmesi, mükelleflerin vergi planlaması yoluyla gelirlerini artırması amacıyla vergiden kaçınmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu sebeple yaşanan uluslararası vergi kaybından dolayı ülkeler, hem vergi gelirlerini artırmak, hem de terörün finansmanı ve suç gelirlerinin aklanması ile mücadele etmek için vergi konularında karşılıklı idari yardımlaşmaya yönelmiştir. Bu idari yardımlaşmada önemli bir yöntem olarak ortaya çıkan otomatik bilgi değişimi ile birlikte ülkeler, kendi finansal kuruluşlarından aldığı bilgileri diğer üye ülkelerle otomatik olarak paylaşmaya başlamıştır.

Bu açıdan bakıldığında, günümüzde OECD tarafından yayınlanan yeni verilere göre, finansal hesaplarda otomatik bilgi alışverişi yoluyla şeffaflığı arttırma konusundaki uluslararası çabalar vergi uyumluluğunu artırmakta ve dünya çapındaki hükümetler için somut sonuçlar sunmaktadır. OECD’nin 2014 yılında uygulamaya koyduğu CRS’deki küresel şeffaflık girişimine katılan 90’dan fazla ülke 4.500’den fazla otomatik bilgi değişimi gerçekleştirmiştir. Gelinen noktada, 2018 yılından bu yana toplam 4,9 trilyon Euro değerinde 47 milyon off-shore hesap hakkında bilgi değişiminde bulunulmuştur.

Ayrıca son on yılda, uluslararası finans merkezlerindeki banka mevduatları 551 milyar ABD Doları azalarak yaklaşık %34 oranında düşüş göstermiştir. Bu durumun yaklaşık üçte ikisi otomatik bilgi değişiminin başlamasından kaynaklanmıştır. Aynı şekilde otomatik bilgi değişimi sayesinde son on yılda uluslararası finans merkezlerindeki banka mevduatlarında %20 ila %25 arasında düşüş gerçekleşmiştir (OECD, 2019c).

Konuya Türkiye açısından bakıldığında da, OECD’nin düzenlemelerini benimseyerek uluslararası alanda uygulamaya koyan ülkemizin, vergi konularında karşılıklı idari yardımlaşmaya oldukça önem verdiği görülmektedir. Nitekim, kısa bir süre önce Letonya ve Norveç ile uluslararası vergi uyumunun artırılmasına yönelik otomatik bilgi değişimi konusunda anlaşma imzala­nması da bunun en somut göstergesidir.

Sonuç olarak, tüm bu bilgiler ışığında, vergi kayıp ve kaçağı başta olmak üzere terörün finansmanı ve suç gelirlerinin aklanması ile mücadelede vazgeçilmez bir araç olarak ortaya çıkan karşılıklı idari yardımlaşmanın ve bu yardımlaşmada otomatik bilgi değişimi yönteminin rolü ve öneminin gelecekte artarak devam edeceğini söylemek mümkündür.

KAYNAKÇA

Artar, Y. (2013). Vergi Kaçakçılığı ile Vergiden Kaçınmaya İlişkin Düzenlemeler, Görüş ve Öneriler. Legal Mali Hukuk Dergisi, 103, 111-118.

Artar, Y. (2016). Türkiye’de Yasal Boşluk ve Esnekliklerden Yararlanılarak Gerçekleştirilen Yaratıcı Muhasebe Uygulamaları. Vergi Dünyası Dergisi, 418, 36-47.

Ateş, L. (2015). Vergisel Bilgilerin Otomatik Değişimi Standardı ve Türkiye. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 2, ss. 665-682. https://dergipark.org.tr/download/article-file/208375 (Erişim Tarihi: 18/06/2019).

Bahçe, A. B. ve Gümüş, Ö. (2017). Vergi Planlaması Temelinde Kamu Yararı: Kurumlar Vergisi Üzerine Teorik Bir Yaklaşım. Yönetim ve Ekonomi Dergisi, 24/1, 1-20.

Bişgin, A. (2012). Uluslararası Alanda Vergi İdareleri Arasında Bilgi Değişimi: Türkiye’nin Taraf Olduğu Anlaşmalar Açısından Konunun Değerlendirilmesi. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sos­yal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir.

Budak, T. (2018). Dijital Ekonominin Vergilendirilmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.

Doğrusöz, B. (2017). Otomatik bilgi değişimi. Dünya Gazetesi. https://www.dunya.com/kose-yazisi/otomatik-bilgi-degisimi/393198 (Erişim Tarihi: 22/05/2019).

GİB. (2019). FATCA Anlaşmasıyla İlgili Sıkça Sorulan Sorular. https://www.gib.gov.tr/uluslararasi_mevzuat/fatca-sorular (Erişim Tarihi: 21/05/2019).

Grinberg, I. (2012). The Battle Over Taxing Offshore Accounts. UCLA Law Review, Vol. 60, ss. 306-382.

G-20. (2013). G20 Communiqué, Meeting of Finance Ministers and Central Bank Governors. https://g20.org/wpcontent/uploads/2014/12/Ministerial_Communique_eng_new-Washington-October.pdf (Erişim Tarihi: 17/06/2019).

Keen, M. ve Ligthart, J. E. (2004). Information Sharing and International Taxation. CentER Discussion Paper No. 2004-117.

Konca, A. ve Atakan, L. (2017). Finansal Hesap Bilgilerinin Vergi Konularında Otomatik Değişimi (CRS) Hakkında Genel Tebliğ Taslağı finansal kurumlar ile paylaşıldı. https://www.vergidegundem.com/vergi-sirkuler-detay?circularId=4696178 (Erişim Tarihi: 18/06/2019).

Neks. (2018). 2018 Eylül’ün Farkında Mısınız? Otomatik Bilgi Değişimi. http://www.neksymm.com/2018-eylulun-farkinda-misiniz-otomatik-bilgi-degisimi_d316/ (Erişim Tarihi: 19/06/2019).

OECD. (2011). Convention on Mutual Administrative Assistance in Tax Matters. https://www.oecd.org/ctp/exchange-of-tax-information/ENG-Amended-Convention.pdf (Erişim Tarihi: 17/06/2019).

OECD. (2012). Automatic Exchange of Information What It Is, How It Works, Benefıts, What Remains To Be Done. http://www.oecd.org/ctp/exchange-of-tax-information/automatic-exchange-of-information-report.pdf (Erişim Tarihi: 18/06/2019).

OECD. (2017). Standard for Automatic Exchange of Financial Account Information in Tax Matters, Second Edition. http://www.oecd.org/tax/exchange-of-tax-information/standard-for-automatic-exchange-of-financial-account-information-in-tax-matters-second-edition-9789264267992-en.htm (Erişim Tarihi: 20/06/2019).

OECD. (2019a). Jurisdictions Participating in the Convention on Mutual Administrative Assistance in Tax Matters Status. http://www.oecd.org/tax/exchange-of-tax-information/Status_of_convention.pdf (Erişim Tarihi: 16/06/2019).

OECD. (2019b). Automatic Exchange Portal, About Automatic Exchange. https://www.oecd.org/tax/automatic-exchange/about-automatic-exchange/ (Erişim Tarihi: 20/06/2019).

OECD. (2019c). Implementation of tax transparency initiative delivering concrete and impressive results. https://www.oecd.org/tax/automatic-exchange/news/implementation-of-tax-transparency-initiative-delivering-concrete-and-impressive-results.htm (Erişim Tarihi: 18/06/2019).

Ortaç, F. R. ve Orkunoğlu Şahin, I. F. (2018). Bilgi Değişimi ve Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Vergi Bilgi Değişimi Anlaşması. Vergi Sorunları Dergisi, 353.

Öner, C. (2010). Uluslararası Alanda Vergi İdareleri Arası Bilgi Değişimi. Ankara: Yetkin Yayınları.

Yaltı, B. (1995). Uluslararası Vergi Anlaşmaları. İstanbul: Beta Yayınları.

09-Eylül içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İthal Edilen Telefonlara İlişkin Yeni Düzenlemeler Ne Getirecek?

Yayın Tarihi: 24/07/2019

Yayınlanan Yer: Hürses Gazetesi – www.hurses.com.tr

Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre ülkemizde cep telefonu ithalatı gittikçe azalmaktadır. 2014-2018 yıllarını kapsayan beş yıllık döneme bakıldığında, Türkiye’nin en fazla cep telefonu ithalatı yaptığı 2015 yılında 13 milyon 581 bin 718 cep telefonu ithal edilmiştir. Günümüze yaklaşıldığında, 2017 yılında 12 milyon 189 bin 655 cep telefonu ithal edilmiş iken, bu sayı 2018 yılında 9 milyon 820 bin 192 olarak gerçekleşmiştir. Bir diğer ifadeyle, 2018 yılındaki cep telefonu ithalatı, 2017 yılına göre yüzde 30 oranında azalmıştır.

Diğer taraftan, Türkiye’de esasen yabancı telefonların kayıt altına alınması ve çok sayıda telefonun vergisiz satılmak üzere ülkeye sokulmasının önüne geçilmesi amacıyla alınan maktu harç tutarı geçtiğimiz hafta 1.500,00 TL’ye yükseltilmiştir. Bakıldığında, bu tutar 2018 yılının Kasım ayında 170,00 TL’den 500,00 TL’ye çıkarılmış idi. Getirilen bu yeni düzenleme ile bu tutar yüzde 200 oranında artmıştır.

Buna ek olarak, geçtiğimiz yıllarda her pasaport için iki yılda bir defaya mahsus yapılabilen yurt dışı telefon kaydettirme işlemine ilişkin hüküm, 2019 yılının Mayıs ayında üç yılda bir olarak değiştirilmiştir.

Son tahlilde, yeni düzenlemelerde hem pasaport için iki yılda bir defaya mahsus yapılabilen yurt dışı telefon kaydettirme işleminin üç yılda bir olarak değiştirilmiş olması; hem de maktu harç tutarının 1.500,00 TL’ye yükseltilmesi ile birlikte, 2019 yılında gerçekleşecek cep telefonu ithalatının önemli oranda azalacağını söylemek mümkündür. Bu durum, bir taraftan yerli üretim için bir fırsat yaratmakta ise de, diğer taraftan başka sorunlara yol açabilir. Özellikle, birtakım yasa dışı yöntemlerle (örneğin, yurt dışından getirilen yeni telefonlara bazı kodlar uygulanarak eski telefonlardaki IMEI’nin kopyalanması gibi) yeni telefonun kullanılabilir hale getirilmesinin mümkün olduğu göz önüne alındığında; bu işlemlerin artabilme ihtimaline yönelik gerekli tedbirlerin ciddiyetle ele alınması gerektiği düşünülmektedir.

07-Temmuz içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

DİJİTAL EKONOMİDE VERGİLENDİRME, FİNANSAL RAPORLAMA VE DENETİM: SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ (SATIŞTA!)

 

KİTABIN KÜNYESİ

Yazar: Dr. Yusuf ARTAR

Kitabın Adı: Dijital Ekonomide Vergilendirme, Finansal Raporlama ve Denetim: Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Birinci Baskı: Mayıs 2019

Basılı ISBN: 978-605-315-718-2

Online ISBN: 978-605-315-719-9

Yayıncı: Legal Yayıncılık A.Ş. (Sertifika No: 27563)

Dijital ekonominin vergisel boyutuna yönelik iki yılı aşkın bir süredir emek verdiğim çalışmam, Türkiye’nin lider yayıncılarından Legal Yayıncılık A.Ş. tarafından satışa sunuldu ve tüm seçkin kitabevlerinin rafında yerini aldı.

Gelecekte küresel anlamda öneminin artarak devam etmesi beklenen dijital ekonomi konusuna ilişkin akademik çalışmaların sadece ülkemizde değil, dünya genelinde de oldukça yetersiz olduğu günümüzde; konunun vergilendirme, finansal raporlama ve denetim boyutlarını birlikte ve kapsamlı bir şekilde ele alan bu kitap, aynı zamanda bu içeriği ile Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyor!

Eğitime verdiği önemle, biz çocuklarının hayatını aydınlatan rahmetli babam Kemal ARTAR’a ithaf ettiğim kitabımın okuyuculara yararlı olmasını ve gelecekte yapılacak çalışmalara ışık tutmasını temenni ediyor; bu süreçte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

Kitabın içeriğini görmek ve kitabı satın almak için bağlantı adresi:

https://legal.com.tr/urun/dijital-ekonomide-vergilendirme-finansal-raporlama-ve-denetim-sorunlar-ve-cozum-onerileri/368147

05-Mayıs, 2019 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

LATİN AMERİKA & KARAYİP ÜLKELERİ İLE OECD ÜLKELERİNİN VERGİ GELİRLERİ İLE VERGİ YAPILARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Yayın Tarihi: 01/09/2018

Yayınlanan Yer: Legal Mali Hukuk Dergisi, Eylül 2018, Sayı: 165

PDF: Latin Amerika & Karayip Ülkeleri ile OECD Ülkelerinin Vergi Gelirleri ile Vergi Yapılarının Karşılaştırılması

COMPARISON OF THE TAX REVENUES AND TAX STRUCTURES BETWEEN LATIN AMERICA & THE CARIBBEAN COUNTRIES AND OECD COUNTRIES

1.LATİN AMERİKA & KARAYİP ÜLKELERİ İLE OECD ÜLKELERİNİN VERGİ GELİRLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

Latin Amerika & Karayip Ülkeleri (Latin America and the Caribbean/LAC)’nde 2016 yılı itibariyle toplam vergi gelirinin gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH)’ya oranı (Vergi/GSYİH) ortalama %22,7’dir. Bu oran, ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, en yüksek Vergi/GSYİH oranı sırasıyla Küba (% 41,7), Barbados (% 32,2) ve Brezilya (% 32,2)’da görülmektedir. En düşük Vergi/GSYİH oranına sahip ülkeler ise Guatemala (% 12,6), Dominik Cumhuriyeti (% 13,7) ve Venezuela (% 14,4) olarak sıralanmaktadır. LAC ülkelerinin Vergi/GSYİH oranlarına ilişkin ayrıntılı bilgiler aşağıdaki Şekil 1’de yer almaktadır.

Şekil 1: LAC Ülkelerindeki Vergi/GSYİH Oranları, 2016

Kaynak: (OECD, 2018, s. 28). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684599

Diğer taraftan, 2015 ve 2016 yılının başındaki verilere göre OECD ülkeleri arasında en yüksek Vergi/GSYİH oranı %45,9 ile Danimarka’da görülmektedir. Bu ülkeyi Fransa (%45,2), Belçika (%44,8), Finlandiya (%43,9) ve İsveç (%43,3) izlemektedir. Hem OECD hem de LAC ülkeleri arasında yer alan Meksika ve Şili, OECD ülkeleri arasında en düşük Vergi/GSYİH oranına sahiptir. Meksika’da bu oran, %17,2, Şili’de ise %20,4’tür. Bu ülkeleri İrlanda (%23,0) ve Türkiye (%25,4) takip etmektedir.

Şekil 2: OECD Ülkelerindeki Vergi/GSYİH Oranları, 2015 ve 2016-İlk

Kaynak: (OECD, 2017, s. 21). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611449

Şekil 2’de görüleceği üzere, yedi OECD ülkesi (Danimarka, Fransa, Belçika, Finlandiya, Avusturya, İtalya ve İsveç), LAC ülkelerinde en yüksek Vergi/GSYİH oranına sahip olan Küba (% 41,7)’dan daha yüksek bir orana sahiptir. Genel anlamda bakıldığında, toplam vergi gelirinin GSYİH’ye oranı, LAC ülkeleri ile kıyaslandığında, OECD ülkelerinde oldukça yüksektir. Dikkat edileceği üzere -Küba hariç olmak üzere- tüm LAC ülkeleri, % 34,3 Vergi/GSYİH oranına sahip olan OECD ortalamasının altında bir Vergi/GSYİH oranına sahiptir.

Bunların yanı sıra, 2015 ve 2016 yılları arasında LAC ve OECD ülkelerindeki Vergi/GSYİH oranlarında birtakım değişiklikler gerçekleşmiş olup, bu değişiklikler, söz konusu orana ilişkin trendin yönünü ortaya koymaktadır. Şöyle ki, 2015 ve 2016 yılları arasında LAC ülkelerinde, ortalama Vergi/GSYİH oranı %0,30 puan azalmıştır. Bu düşüş, kısmen LAC bölgesindeki genel ekonomik çevreyi ve çoğu ülkede yapısal vergi reformlarının olmamasını yansıtmaktadır. Latin Amerika’da, ortalama reel GSYİH büyüme oranı 2012 yılından bu yana yavaşlamış; 2015 ve 2016 yıllarında ise negatif hale gelmiştir. Diğer taraftan, özellikle emtia fiyatlarının düzelmesiyle birlikte LAC bölgesinin 2018 yılında %2 ila %2,5 arasında GSYİH büyümesine ulaşması beklenmekte olup ortalama reel GSYİH büyüme oranının yakın gelecekte tekrar pozitife döneceği öngörülmektedir (OECD, 2018, s. 29).

OECD ülkelerinde ise Vergi/GSYİH oranı ortalama %0,27 artmıştır. Bu veri, LAC ülkeleri ile kıyaslandığında, OECD ülkelerinde zaten daha yüksek olan ortalama Vergi/GSYİH oranının daha da yükseldiğini göstermektedir. Şekil 3 ve Şekil 4’te, 2015 ve 2016 yılları arasında LAC ve OECD ülkelerindeki Vergi/GSYİH oranlarındaki değişiklikler, ülke bazlı olarak yer almaktadır.

Şekil 3: 2015 ila 2016 Yılları Arasında LAC Ülkelerinde Vergi/GSYİH Oranlarındaki Değişim

Kaynak: (OECD, 2018, s. 30). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684618

Şekil 3’te görüldüğü üzere, 2016 yılında Trinidad ve Tobago’da Vergi/GSYİH oranı, bir önceki yıla göre %7,7 gibi ciddi bir oranda azalmıştır. Aynı şekilde Venezuela’da da bu oran %6,4’tür. Diğer taraftan Küba (%3,1), Bahamalar (%2,6) ve Belize (%2,4)’de Vergi/GSYİH oranı, diğer ülkelere göre önemli şekilde yükselmiştir. Bu üç ülkede 2015 ve 2016 yıllarında önemli vergi reformları gerçekleştirilmiştir. Bahamalar, 2015 yılının Ocak ayında KDV’yi uygulamaya koymuş ve başarılı ekonomi ve vergi politikalarını sürdürmüştür. Bu da KDV gelirlerinin 2015 yılına kıyasla GSYH’nin yüzdesi olarak ikiye katlanmasını sağlamıştır. Belize 2016 yılının Mart ayında yakıt vergileriyle ilgili yeni önlemler getirmiştir. Yine, 2016 yılında Küba’daki yüksek turist sayısının 2015 ile 2016 arasındaki GSYİH oranındaki artışa katkıda bulunmuş olabileceği belirtilmektedir. Dolayısıyla, mal ve hizmetler üzerinden alınan vergiler ile gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerin Küba’nın büyümesindeki ana etkenler olduğu ifade edilmektedir. Bahamalar’daki artışa en çok katkı yapan unsur mal ve hizmet vergilerinden elde edilen gelir (özellikle KDV) olurken, Belize’deki ana artış tüketim vergisi gelirinden kaynaklanmıştır (OECD, 2018, s. 29).

Trinidad ve Tobago ile Venezuela’daki düşüşler, esas olarak ekonomik bağlamda açıklanmaktadır. Petrol gelirlerine bağımlı bir ülke olan Trinidad ve Tobago, kurumlar vergisi gelirlerinin büyük bölümünü hidrokarbon şirketlerinden elde etmekte olup, 2016 yılında hidrokarbon fiyatlarının düşmesi ve üretimin azalması, bu ülkedeki kurumlar vergisi gelirinin önemli oranda azalmasına neden olmuştur. Venezuela açısından ise, yüksek enflasyon, iç tüketim ve ithalattaki düşüşler ile ülkenin petrol üretimindeki düşüşler, kurumlar vergisi, KDV ve diğer tüketim vergilerinden elde edilen gelirleri olumsuz yönde etkilemiştir (OECD, 2018, s. 29).

OECD ülkeleri bazında bakıldığında ise, 2016 yılında Vergi/GSYİH oranındaki değişimin önemli boyutta olmadığı söylenebilir. Vergi/GSYİH oranının en çok azaldığı ülkeler sırasıyla Avusturya (%0,99), Yeni Zelanda (%0,97) ve Belçika (%0,63)’dır. Aksine, Yunanistan’da bu oran %2,16 artarken, bu ülkeyi Hollanda (%1,49) ve Letonya (%1,23) izlemektedir.

Şekil 4: 2015 ila 2016 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde Vergi/GSYİH Oranlarındaki Değişim

Kaynak: (OECD, 2017, s. 19). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611411

2008, 2009 ve 2016 yılları hariç olmak üzere, LAC ülkelerinde ortalama Vergi/GSYİH oranı 1990 yılından beri sürekli artmıştır. 1990’da %16,0 olan bu oran 2016 yılına gelindiğinde 6 puandan fazla artarak %22,7’ye yükselmiştir. Bu büyümenin arkasında; olumlu makroekonomik koşullar, vergi sistemindeki değişiklikler ve vergi idarelerinin güçlendirilmesi yatmaktadır. OECD ülkelerinde ise ortalama Vergi/GSYİH oranı 1990 yılından 2016 yılına gelindiğinde yalnızca 2,3 puan artarak %32,0’dan %34,3’e yükselmiştir. LAC ve OECD ülkelerindeki ortalama Vergi/GSYİH oranları arasındaki fark 1990 ve 2009 yılları arasında daralmış, daha sonra ise istikrarlı bir seyir izlemiştir. Bu fark, 1990 yılında %15,9’dan 2009 yılında yaklaşık %11,5’e düşmüş ve 2014 yılına kadar bu seviyede sabit kalmıştır. 2015 yılında %10,9’a kadar düşen bu oran 2016 yılında tekrar %11,5 seviyesine gelmiştir (OECD, 2018, s. 31).

Şekil 5: 1990-2016 Yılları Arasında LAC ve OECD Ülkelerindeki Vergi/GSYİH Oranlarındaki Değişim

Kaynak: (OECD, 2018, s. 32). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684675

LAC ülkelerindeki Vergi/GSYİH oranları, on yıllık bir makroekonomik istikrarsızlık döneminden sonra, 1990’lı yılların başında artmıştır. 1980’li yıllar boyunca, bazı LAC ülkeleri mali dengesizliklerle uğraşmış ve aynı zamanda bunlardan bazıları, harcamaları finanse etmek için borç almak veya para basmak gibi alternatif yollara başvurmuştur. Bu durum, ülkelerin vergi gelirlerinin gerçek değerini azaltan hızlı enflasyona neden olmuştur. 1990’lardaki reformlar ile; fiyat istikrarı, ticaret liberalizasyonu ve mali disipline odaklanılmıştır. Çoğu LAC hükümeti, vergi gelirlerini artırmaya yönelik harcamaları ve uygulanan politikaları azaltmış; böylece bütçe yönetimi ve mali dengeler önemli ölçüde iyileşmiştir. Aynı şekilde, bu ülkelerde son yirmi yılda vergi idarelerinin ve vergi sistemlerinin modernize edilmesi için önemli çabalar sarf edilmiştir. Bu bağlamda, yeni bilgi teknolojisi sistemleri uygulanmış, vergi idaresi yapıları rasyonelleştirilmiş, vergi toplama sistemleri daha verimli hale getirilmiş ve uzman personel yetiştirilmeye başlanmıştır. Ayrıca, bazı LAC ülkelerinde vergi tabanları genişletilerek vergi sistemleri basitleştirilmiş, esas olarak yabancı yatırımın teşvik edilmesi amacıyla belli faaliyetler ve sektörlere tanınan muafiyet ve vergi teşviki sayısı azaltılmıştır. 2010 yılından bu yana ise LAC ülkelerinde, oran artışları ve vergi tabanının genişlemesini içeren çeşitli gelir vergisi reformları başlatılmıştır. Transfer fiyatlandırmasındaki ek kontrollerin yanı sıra, asgari vergilerin oluşturulması ve finansal işlemlere ilişkin vergiler hakkındaki düzenlemeleri içeren bu reformlar sayesinde Kolombiya, Dominik Cumhuriyeti, Guatemala, El Salvador, Nikaragua, Panama ve Peru gibi birçok ülkede gelirler olumlu yönde etkilenmiştir (OECD, 2018, s. 32-33).

LAC ülkeleri açısından 1980’ler ve 1990’ların başındaki en önemli vergi reformu, KDV’nin getirilmesi olmuştur. Bu dönemden sonra, KDV ile ilgili reformlarda, vergi oranının artırılmasına ve vergi tabanının genişletilmesine odaklanılmıştır. Şekil 6’da görüleceği üzere, 1990 ve 2016 yılları arasında, GSYİH’nin yüzdesi olarak KDV’den elde edilen gelir, LAC ülkeleri için ortalama iki kattan fazla artmış; 1990 yılında %2,4 olan bu oran, 2016 yılında %6,2’ye ulaşmıştır. Aynı dönemde, LAC ülkelerinde mal ve hizmet üzerinden alınan gümrük ve ithalat vergileri gibi diğer vergi gelirlerinin GSYİH’ye oranı düşmüştür. Bu gerileme, LAC ülkelerince ithal ve ihraç edilen mallar da dahil olmak üzere belirli mal ve hizmetlerin vergilerinin değiştirilmesi sonucu oluşan ticari liberizasyondan kaynaklanmıştır. Bu politikaya önemli bir istisna olarak 2002 yılında ihracat vergisinin yeniden tesis edildiği Arjantin gösterilmekte ise de 2015 yılının Aralık ayında kurulan hükümet, neredeyse tüm tarım ürünleri üzerinde ihracat vergisini kaldırarak diğer LAC ülkelerinin politikalarına uyum sağlamıştır (OECD, 2018, s. 32-33).

LAC ülkelerindeki ortalama Vergi/GSYİH oranındaki büyümenin gerekçesi, 1990 ila 2002 yılları arasında KDV; 2002 ila 2016 yılları arasında hem KDV, hem de gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler olmuştur. KDV gelirleri, 1990 ve 2002 yılları arasında 1,9 puan artarken, gelir ve kâr üzerinden alınan vergiler, dönem boyunca 0,4 puan artmıştır. Aynı şekilde, 2002 ve 2016 yılları arasında gelir ve kâr üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, özellikle 2003 yılından itibaren emtia fiyatlarının düzelmesiyle birlikte KDV ile paralel olarak 1,8 puan artmıştır.

Şekil 6: LAC Ülkelerinde 1990-2016 Yılları Arasında Bazı Vergi Türlerine İlişkin Gelirlerin GSYİH’ye Oranı (%)

Kaynak: (OECD, 2018, s. 33). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684694

Konuya OECD ülkeleri açısından bakıldığında, 1990 ila 2015 yılları arasında ortalama Vergi/GSYİH oranındaki 2,3 puanlık büyüme, her ne kadar düşük bir oran olarak görülse de, oranın %34,3’e yükseldiği ve asıl büyümenin LAC ülkelerinden yıllar önce başladığı hususları göz önünde bulundurulduğunda, bu oranın önemli bir oran olduğu söylenebilir. Öte yandan, diğer OECD ülkelerinden farklı olarak, İrlanda’da ortalama Vergi/GSYİH oranı yıllar içerisinde azalarak %23,0’a kadar gerilemiştir (OECD, 2017, s. 22). Zira İrlanda, son yıllarda vergi politikalarını sınır ötesi şirketlerin önünü açacak şekilde değiştirmiş ve böylece bürokrasinin azalarak iş odaklı politikaların geliştirilmesini sağlamıştır. Bu sayede vergi gelirleri azalsa da, sağlanan vergi indirimleri ve vergi iadesi sistemi ile ülkenin ekonomik çevresi ciddi anlamda genişlemiş, ar-ge ve fikri mülkiyet hakları gibi konularda uluslararası alanda önemli aşamalar katedilmiştir.

1973-1974 yıllarındaki 1. Petrol Krizi öncesi, güçlü ve neredeyse kesintisiz gelir artışı, tüm OECD ülkelerinde vergi düzeylerinin yükselmesini sağlamıştır. 1975 yılından 1985 yılına kadar OECD bölgesindeki vergi yükü 2,9 puan kadar yükselmiştir. 1970’li yılların ortasından sonra reel gelir büyümesinin yavaşlaması ve yüksek işsizlik oranları dolayısıyla vergi gelirlerinin artması sınırlanmıştır. Fakat 1980 yılında gerçekleşen 2. Petrol Krizini takiben yaşanan derin durgunluk (resesyon) sırasında ve sonrasında Avrupa ülkeleri, sosyal güvenlik üzerindeki yüksek harcamaları finanse etmek ve bütçe açıklarını yeniden düzenlemek için vergi oranlarını daha da artırmıştır (OECD, 2017, s. 22).

1980’li yılların ortasından sonra OECD ülkelerinin çoğu, gelir ve kurumlar vergisinin yasal oranlarını önemli ölçüde düşürmüş, fakat vergi reformlarının olumsuz gelir etkisi, vergi indirimlerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması ile bu durumu çoğu zaman dengelemiştir. 2000 yılında OECD ülkelerinin ortalama Vergi/GSYİH oranı, o zamanki en yüksek seviyesi olan %34,0’a kadar yükselmiştir. 2001 ila 2004 yılları arasında düşen bu oran, 2007 yılındaki kriz öncesi dönemde (2005-2007 yılları arasında) tekrar yükselmiştir. Son tahlilde, 2015 yılına gelindiğinde OECD ülkelerinde Vergi/GSYİH oranının 1995 yılına göre %0,7 oranında arttığı görülmektedir (OECD, 2017, s. 22-23).

Tüm bunların yanı sıra, OECD ülkelerinin ulusal Vergi/GSYİH oranları arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır. 1965 yılında OECD ülkelerinin Vergi/GSYİH oranları %10,6 (Türkiye) ile %33,6 (Fransa) arasında değişirken, 2015 yılında bu oran, en düşük olarak -aynı zamanda bir LAC ülkesi olan- Meksika’da (%16,2); en yüksek olarak ise Danimarka’da (%45,9) görülmektedir. Bu dönemde yüksek vergi seviyelerine doğru eğilim, neredeyse bütün OECD ülkelerinde artan kamu sektörü harcamalarının önemli ölçüde finansman ihtiyacını yansıtmaktadır (OECD, 2017, s. 23).

Vergi türleri itibariyle bakıldığında, 1990 ila 2015 yılları arasında gelir ve kurumlar vergisi gelirlerinin toplamının GSYİH’ye oranının %12,2’den %11,5’e düştüğü görülmektedir. Buna karşın, 1990 yılında %10,0 olan mal ve hizmetler üzerinden alınan vergi gelirleri 2015 yılında %10,9’a yükselmiştir. Bu vergilerin içerisinde yer alan KDV’nin oranı ise %5,2’den %6,7’ye yükselmiştir (OECD, 2017, s. 22).

Şekil 7: OECD Ülkelerinde 1990-2015 Yılları Arasında Bazı Vergi Türlerine İlişkin Gelirlerin GSYİH’ye Oranı (%)

Kaynak: (OECD, 2017, s. 22). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611677

2.LATİN AMERİKA & KARAYİP ÜLKELERİ İLE OECD ÜLKELERİNİN VERGİ YAPILARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Bilindiği üzere, OECD’nin sınıflandırmasına göre vergiler altı ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar;

  • Gelir, Kâr ve Sermaye Kazançları Üzerinden Alınan Vergiler
  • Sosyal Güvenlik Katkı Payları
  • Ücret ve İstihdam Vergileri
  • Mülkiyet Üzerinden Alınan Vergiler
  • Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler
  • Diğer Vergiler’dir.

Temel vergi türlerinin toplam vergi gelirleri içindeki payı olarak tanımlanan “vergi yapısı”, vergi gelirlerinin bileşimini farklı vergi türleri ile göstermektedir. Bu, farklı vergilerin farklı ekonomik ve sosyal etkilere sahip olmasından ötürü ülkelerin karşılaştırılması açısından önemli bir göstergedir (OECD, 2018, s. 37).

LAC ülkelerinde ortalama vergi bileşimini oluşturan vergi türlerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, 1990 yılından günümüze, KDV ile gelir üzerinden alınan vergiler üzerine yoğunlaşmıştır. 1990 yılında %16,3 olan KDV gelirlerinin payı 2016 yılına gelindiğinde 13 puan artarak %29,3’e ulaşmıştır. Buna karşın, mal ve hizmetlere ilişkin gümrük ve ithalat vergileri gibi diğer vergilerin gelir payı, aynı dönemde 17,3 puan azalmıştır. Yine, 1990 yılında %22,8 olan gelir üzerinden alınan vergilerin payı, özellikle vergi tahsilatlarının daha etkin şekilde gerçekleştirilmesi sonucunda 2016 yılında %27,3’e yükselmiştir. Sosyal güvenlik katkı paylarının toplam vergi gelirleri içindeki payı da son 26 yılda 3,3 puan artarak 2016 yılında %15,9’a yükselmiştir.

Bu iki karşıt eğilim, KDV’nin artan önemini ve mal ve hizmetler üzerindeki diğer vergilerin azalan rolünü yansıtmaktadır. 1980 yılında KDV’nin uygulandığı LAC ülkelerinin sayısı 12 olmakla birlikte, 1990’lı yılların başından itibaren KDV, LAC ülkelerinin gelir kaynakları arasında giderek artan bir öneme sahip olmuştur ve vergi idarelerinin güçlendirilmesinin yanı sıra vergi oranlarına yönelik düzenlemelerin uygulanması ile konsolide edilmiştir. Söz konusu yıllarda gerçekleştirilen reformlar ile, vergi sistemlerinin sadeleştirilmesine de odaklanılmış olup bu dönemde çoğu ülke, sıfır veya düşük oranlı kalem sayısını azaltarak, birkaç durumda tek oranlı KDV programlarına yönelmiştir (OECD, 2018, s. 37).

Şekil 8: 1990 ile 2016 Yıllarında LAC Ülkelerinin Vergi Yapısı

Kaynak: (OECD, 2018, s. 38). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684770

LAC ülkelerinde mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, toplam vergi gelirinin yarısını oluşturmaktadır. Mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, Trinidad ve Tobago, Meksika ve Panama dışındaki tüm LAC ülkeleri için ana gelir kaynağıdır. Gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergilerden elde edilen gelirler, Meksika ile Trinidad ve Tobago için en büyük payı temsil ederken, sosyal güvenlik katkı paylarından elde edilen gelirler ise Panama için en önemli vergi geliridir. Trinidad ve Tobago, 2016 yılında vergi gelirlerinin yaklaşık %50’sini gelir kâr ve sermaye üzerinden alınan vergilerden sağlamıştır (OECD, 2018, s. 39).

Şekil 9: 2016 Yılı İtibariyle LAC Ülkelerinin Ülke Bazında Vergi Yapısı

Kaynak: (OECD, 2018, s. 39). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684808

2015 yılı verilerine göre, OECD ülkelerinin vergi yapıları değişkenlik göstermektedir. Bunların arasında 17 ülkenin gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergileri; 9 ülkenin sosyal güvenlik katkı payları; 9 ülkenin tüketim vergileri (KDV dahil); toplam vergi gelirlerinin içerisindeki en yüksek payı oluşturmaktadır. Öte yandan OECD ülkelerinin çoğunda, emlak ve ücretlere ilişkin vergi gelirlerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı oldukça düşüktür (OECD, 2017, s. 23).

Şekil 10: 2015 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinin Ülke Bazında Vergi Yapısı

Kaynak: (OECD, 2017, s. 23). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933611468

OECD ülkeleri ile LAC ülkelerinin vergi yapıları karşılaştırıldığında, LAC ülkelerinde OECD ülkelerine nispeten dolaylı vergi gelirlerinin, doğrudan vergi gelirlerinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu dolaylı vergilerin önemli bir kısmı mal ve hizmetler üzerinden alınan vergilerden kaynaklanmakta olup toplam vergi gelirlerinin yarısından fazlasını oluşturmaktadır. Buna karşın bu oran, OECD ülkelerinde toplam vergi gelirlerinin ortalama üçte birini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, 2015 yılında mal ve hizmetler üzerinden alınan vergi gelirlerinin GSYİH’ye oranı, LAC ülkelerinde %11,5, OECD ülkelerinde ise %10,9 olarak gerçekleşmiş olup benzer düzeydedir. Aynı şekilde KDV/GSYİH oranı da LAC ülkelerinde ortalama %6,3, OECD ülkelerinde ise %6,7’dir (OECD, 2018, s. 45).

2015 yılında LAC ülkelerindeki toplam vergi gelirlerinin %44’ünden daha azı, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergiler ile sosyal güvenlik katkı paylarından oluşmakta iken bu oran OECD ülkelerinde ortalama %60’tır. Bu iki vergi türüne ilişkin gelirin GSYİH’ye oranı LAC ülkelerinde %10 civarında iken OECD ülkelerinde bu oran %20,5 olup LAC ülkelerinin iki katından daha fazladır. Yine, sosyal güvenlik katkı paylarının toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, OECD ülkeleri ile kıyaslandığında (%25,8), LAC ülkelerinde yaklaşık 10 puan daha düşüktür (% 16,0). Bu fark, LAC ülkelerinin birçoğunda bulunan özel sosyal güvenlik sağlama eğiliminden kaynaklanmaktadır. Bunun yanı sıra, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerindeki vergilerin LAC ülkelerindeki toplam vergi gelirine katkısı OECD ortalamasından 6,7 puan daha düşüktür (%27,4’e karşılık %34,1).

Kurumlar vergisi geliri, LAC ülkelerinde toplam vergi gelirinin %15,9’unu oluştururken bu oran OECD ülkelerinde %8,9’dur. Kurumlar vergisinin GSYİH’ye oranı ise sırasıyla %3,7 ve %2,8 olarak gerçekleşmiştir (Bkz. Şekil 11 ve Şekil 12). Gelir vergisi gelirlerinin toplam vergi gelirine oranı, OECD ülkelerinde %24,4 olurken, LAC ülkelerinde bu oran %9,5 ile oldukça düşük kalmıştır. Gelir vergisinin GSYİH’ye oranı da OECD ülkelerinde %8,4 olarak gerçekleşirken bu oran LAC ülkelerinin (%2,2) neredeyse dört katına denk gelmektedir (OECD, 2018, s. 46).

Şekil 11: 2015 Yılı İtibariyle LAC ve OECD Ülkelerinin Vergi Yapıları (Toplam Vergi Gelirlerinin Yüzdesi Olarak)

Kaynak: (OECD, 2018, s. 46). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684941

LAC bölgesindeki KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, OECD bölgesine göre daha yüksektir. 2015 yılı itibariyle LAC ülkelerinde ortalama %28,6 olan bu oran, OECD ülkelerinde %20,0 olarak gerçekleşmiştir. Buna benzer şekilde, mal ve hizmetler üzerinden alınan diğer vergiler açısından da bu oran sırasıyla %21,7 ile %12,4’tür.

Şekil 12: 2015 Yılı İtibariyle LAC ve OECD Ülkelerinin Vergi Yapıları (GSYİH’nin Yüzdesi Olarak)

Kaynak: (OECD, 2018, s. 47). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933684960

Diğer taraftan, servete veya ücrete dayanan “Diğer Vergiler”, gelir kaynağı bakımından LAC ülkelerinde daha az öneme sahip olmakla birlikte, özellikle ücret vergilerinden elde edilen gelirler, göz ardı edilebilecek seviyededir (OECD, 2018, s. 47).

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

LAC ve OECD ülkelerine ilişkin OECD tarafından yayınlanan ve ayrıntılarına yukarıdaki bölümlerde yer verilen gelir istatistiklerine ilişkin raporlar, ülkelerin vergi gelirleri ile vergi yapılarını kapsayan önemli verilerden oluşmaktadır. Genel anlamda bakıldığında, vergi gelirlerinin OECD ülkelerinde, LAC ülkelerine göre daha yüksek olduğu görülmekte olup, bu veriler ışığında, vergi bilinci ile vergi politikalarının OECD ülkelerinde daha gelişmiş olduğu kanaatine varılmaktadır. Diğer taraftan, OECD ülkeleri ile LAC ülkelerinin vergi yapıları karşılaştırıldığında, LAC ülkelerinde OECD ülkelerine nispeten dolaylı vergi gelirlerinin, doğrudan vergi gelirlerinden daha yüksek olduğu görülmektedir. Buna paralel olarak, gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerindeki vergilerin LAC ülkelerindeki toplam vergi gelirine katkısı OECD ülkelerine göre önemli oranda düşüktür. Bu nedenlerle, dolaylı vergilerin doğrudan vergilerden daha yüksek olduğu LAC ülkelerinin özellikle vergi adaleti açısından OECD ülkelerine göre zayıf kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Sonuç olarak, LAC ülkeleri ile OECD ülkelerinin vergi gelirleri ile vergi yapıları karşılaştırıldığında, temel vergisel konularda OECD ülkelerinin LAC ülkelerine göre daha ileri bir düzeyde olduğu açıktır.

KAYNAKÇA

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2017). Revenue Statistics, 1965-2016, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2018). Revenue Statistics in Latin America and the Carribean, 1990-2016, Paris: OECD Publishing.

09-Eylül içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

DİJİTAL EKONOMİNİN GELECEĞİNE YÖNELİK AVRUPA BİRLİĞİ DİJİTAL TEK PAZARI

Yayın Tarihi: 01/07/2018

Yayınlanan Yer: Legal Mali Hukuk Dergisi, Temmuz 2018, Sayı: 163

PDF: Dijital Ekonominin Geleceğine Yönelik Avrupa Birliği Dijital Tek Pazarı

ÖZ

Ekonomik yapının küresel anlamda dijitalleştiği son yıllarda, birçok kurum ve kuruluş sınır ötesi dijital ekonomik faaliyetlere ilişkin engelleri kaldırmak amacıyla birtakım eylem planları hazırlamaktadır. Bu kuruluşlar arasında önemli bir yeri olan Avrupa Birliği (AB) konuya ilişkin olarak 2000 yılında Lizbon Stratejisi’ni ortaya koymuş, bu süreç 2010 yılında kamuoyuna açıklanan Avrupa 2020 Stratejisi ile devam etmiştir. Özellikle Avrupa 2020 Stratejisi’nde AB üyesi ülkelerin bilgi toplumuna geçişini sağlamak amacıyla bir Dijital Tek Pazar oluşturulması planlanmıştır. Bu çalışmada Avrupa Birliği Dijital Tek Pazarı hakkında bilgilere yer verilmiş, Pazar’a yönelik eylemler belirtilmiş ve Pazar’ın dijital ekonominin geleceği açısından önemine vurgu yapılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Dijital Ekonomi, Avrupa Birliği, Dijital Tek Pazar

EUROPEAN UNION’S DIGITAL SINGLE MARKET FOR THE FUTURE OF THE DIGITAL ECONOMY

ABSTRACT

In recent years, as the economic structure is digitized globally, many institutions and organizations are preparing a set of action plans to remove obstacles to cross-border digital economic activity. The European Union (EU), which has an important place among these organizations, put forward the Lisbon Strategy in 2000 and this process continued with the European 2020 Strategy announced to the public in 2010. Especially in the European 2020 Strategy, it is planned to create a Digital Single Market in order to ensure the transition of the EU member countries to the information society. In this study, information about the European Union’s Digital Single Market is given, the actions for the Market are stated and the importance of the Market for the future of the digital economy is emphasized.

Keywords: Digital Economy, European Union, Digital Single Market

1.DİJİTAL EKONOMİ KAVRAMI

1.1.Dijital Ekonominin Tanımı:

Son yıllarda bilgi ve iletişim teknolojilerinde (BİT) yaşanan hızlı gelişmeler ile internetin hayatın birçok alanında yaygın olarak kullanılması, dijital ortamda gerçekleştirilen ticari işlemlerin oluşmasına ve yaygınlaşmasına neden olmuştur. Yeni BİT’lerin yaygın olarak kullanılması, ekonomi literatüründe “İnternet Çağı”, “Bilgi Teknolojisi Devrimi”, “Dijital Ekonomi” gibi terimlerle ifade edilmektedir. Dünya genelinde dijital ekonomi terimi yerine, tekonomi, enformasyon ekonomisi (information economy), ağ ekonomisi (network economy), bilgi ekonomisi (knowledge economy), ağırlıksız ekonomi (weightless economy) ve yeni ekonomi (new economy) terimleri de kullanılmaktadır (Mastar Özcan, 2016, s. 73).

Dijital ekonomi terimi ile elektronik ticaret (e-ticaret) teriminin genellikle birbiri yerine kullanıldığı görülmekle birlikte dijital ekonomi, içerisinde e-ticareti de barındıran bir üst kavramdır. Dijital ekonomi; e-ticaret, çevrimiçi uygulama mağazaları, web tabanlı reklamcılık, bulut bilişim, üç boyutlu baskı, dijital (sanal) para kullanımı gibi faaliyetlerin veya iş modellerinin tümünü içermektedir (Mastar Özcan, 2016, s. 73).

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD) (2015a, s. 54-64), “Dijital Ekonomiden Kaynaklanan Vergilendirme Problemlerinin Belirlenmesi” adlı raporunda dijital ekonomi faaliyetlerini/iş modellerini aşağıdaki şekilde sınıflandırılmıştır.

  • Elektronik Ticaret,
  • Elektronik Ödeme Hizmetleri,
  • Uygulama Mağazaları,
  • Çevrimiçi Pazarlama/Reklamcılık,
  • Bulut Bilişim,
  • Yüksek Frekanslı İşlemler,
  • Katılıma Dayalı Ağ Platformları.

Dijital ekonomiye ilişkin bu iş modellerini bir araya getirerek dijital ekonomi kavramını şu şekilde tanımlamak mümkündür: Mal veya hizmet satımının yanında hem maddi hem de gayri maddi işlemlerin kolaylıkla dünyanın her yerinden yapılmasına olanak sağlayarak günlük yaşantıyı kolaylaştıran dijital ekonomi (Mastar Özcan, 2016, s. 75), “teknolojiyi daha ucuz ve daha güçlü yapan ve iş süreçlerinin geliştirilmesini standartlaştıran ve aynı zamanda ekonomideki bütün sektörlerde yeniliği destekleyen bilgi ve iletişim teknolojisi tarafından getirilen değişim süreçlerinin bir sonucudur” (OECD, 2015a, s. 11).

1.2.Dijital Ekonominin Temel Özellikleri:

Yukarıda yer alan faaliyetlerin veya iş modellerinin ortaya çıkmasına neden olan dijital ekonominin temel özelliklerini aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür (OECD, 2015a, s. 64-65).

  • Hareketlilik,
  • Verilere ve Kullanıcı Katılımına Olan Güven,
  • Ağ Etkisi,
  • Çok Taraflı İş Modeli,
  • Monopol veya Oligopole Yönelik Eğilim,
  • Değişkenlik.

Hareketlilik, dijital ekonominin üzerinde yoğunlaştığı; maddi olmayan varlıklara göre, kullanıcılara göre ve iş fonksiyonlarına göre olmak üzere üç başlıkta değerlendirilmektedir (OECD, 2015a, s. 64).

Maddi olmayan varlıkların geliştirilmesi ve işletilmesi dijital ekonominin önemli bir özelliği olup, bu özellik şirketler bakımından değer yaratımı ve ekonomik büyümede ana etmendir (Li, 2014, s. 23). Örneğin dijital şirketler, yazılımlarına oldukça güvenmekte olup mevcut yazılımları yükseltmek veya yeni yazılım ürünleri geliştirmek için araştırma ve geliştirme ile ilgili önemli kaynaklar harcamaktadır (OECD, 2015a, s. 65). Maddi olmayan bu varlıklara ilişkin haklar çoğu zaman kolaylıkla bir başkasına devredilebilmekte veya ilişkili işletmeler arasında transfer edilebilmektedir. Bu nedenle varlıkların yasal sahipliği ile varlıkların faaliyetleri birbirinden ayrı tutulmaktadır (Budak, 2018, s. 14).

Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, kullanıcıların ticari faaliyetlerini uzaktan da sürdürmelerine imkân sağlamaktadır (Olbert ve Spengel, 2016, s. 6). Örneğin bir kişi, bir ülkede ikamet etmekte iken, ikinci bir ülkede kaldığı esnada bir uygulama satın alabilmekte ve bu uygulamayı üçüncü bir ülkede kullanabilmektedir. Öte yandan bu durum, internette birçok etkileşimin anonim kalmasına sebep olabilmekte, böylece kullanıcıların kimliklerinin ve yerlerinin tespit edilmesini zorlaştırmaktadır (OECD, 2015a, s. 65).

Gelişmiş telekomünikasyon, bilgi yönetimi yazılımı ve kişisel bilgisayar işlemleri, karmaşık faaliyetlerin organizasyon ve koordinasyon maliyetlerini önemli ölçüde azaltmıştır. Bunun sonucunda, işletmeler küresel operasyonlarını, operasyonun yapıldığı yere veya müşterilerinin bulunduğu yere bağlı olmaksızın merkezi bir konumdan entegre bir şekilde yönetebilmektedir (Unhelkar, 2008, s. 208; OECD, 2015a, s. 65).

Dijital ekonomide, işletmelerin müşterileri, kullanıcıları, tedarikçileri ve işlemleri hakkında veri toplaması yaygın bir uygulamadır. Veriler, hem kişisel hem de kişisel olmayan veriler içerebilmekte ve çeşitli şekillerde elde edilebilmektedir. Kişisel veriler doğrudan müşterilerden temin edilebilmekte (örneğin, bir çevrimiçi siteye kaydolurken), gözlemlenebilmekte (örneğin, internet tarama tercihlerinin kaydedilmesi, konum verileri vb.) veya diğer bir veriyle kombinasyon halinde analize dayalı olarak çıkarılabilmektedir. Öte yandan kişisel ve kişisel olmayan veriler arasındaki bölme çizgisi her zaman açık değildir (OECD, 2015a, s. 68). Dijital ekonomide, müşteri ve kullanıcıya ilişkin kişisel veya kişisel olmayan veriler, işletmelerin çeşitli hedeflerini gerçekleştirmeleri bakımından oldukça önemli ve gereklidir. Örneğin, bazı dijital ekonomik iş modellerinde işletmeler, sık sık kendi yatırımcılarına, müşterilerle yaptığı değer yaratan aktif iş birliğine ilişkin rapor sunmaktadır (Endo, 2017, s. 107).

Ağ etkisi, bir malın veya hizmetin kullanıcı sayısının veya kullanım kombinasyonlarının artmasıyla o malın tüketiciye sağladığı faydanın artması olarak tanımlanabilir (Çelebi, 2016, s. 1). Örneğin tek bir faks cihazının kendi başına herhangi bir fonksiyonu bulunmamakta iken, bir kullanıcının bir faks cihazı satın alma tercihini, önceden faks cihazı satın alanların kararı etkilemektedir. Bu yeni teknoloji, ancak her iki kullanıcının da aynı cihaza sahip olması ve cihazın, kullanıcıların işlerini görmesi durumunda fayda sağlayacaktır (Coyle, 2017, s. 11). Dolayısıyla, dijital ekonomide faaliyette bulunan şirketlerin müşteri ve kullanıcılarının kararları, söz konusu müşteri ve kullanıcının kararları hakkında bilgi sahibi olan diğer potansiyel müşteri ve kullanıcıların kararları üzerinde doğrudan etkilidir (Deniz, 2016, s. 99). Bu ağ etkileri dijital ekonomideki birçok işletmenin önemli bir özelliğidir (OECD, 2015a, s. 71).

Çok taraflı iş modeli, birbirinden farklı çıkar gruplarının aynı platformda eylemde bulunmalarını, bu eylemlerin bir dışsallık yaratarak diğer grubu olumlu ya da olumsuz yönde etkilemesini ifade etmektedir (Campbell-Kelly vd., 2015, s. 717; Deniz, 2016, s. 99). Dolayısıyla bu model çok paydaşlı olup paydaşların birbirleriyle olan etkileşimi aracılığı ile değer yaratılan bir sistemdir. (Li, 2017, s. 8). Bir web sitesinde reklamı yayınlanan bir firmanın reklam bedelinin, söz konusu web sitesini kullanan kişilerin tık sayısına göre belirlenmesi buna örnek olarak verilebilir (Deniz, 2016, s. 99).

Dijital ekonominin yükselişi, çok taraflı iş modellerini sınır ötesi bağlamda daha yaygın hale getirmiştir. Esneklik (flexibility) ve erişim (reach) dijital ekonomideki çok taraflı iş modellerinin iki önemli özelliğidir (OECD, 2015a, s. 72).

Dijital ekonomide belirli bir alanda faaliyet gösteren şirketler, uzun vadede diğer şirketlere göre çok daha fazla büyüyebilmekte ve hakim konuma gelebilmektedir (Deniz, 2016, s. 99). Yine  dijital ekonomide piyasaya giriş bariyerlerinin yüksek olmaması, her geçen gün daha hızlı gelişen bilgi ve iletişim teknolojileri, mevcut duruma adapte olabilmek için gerekli olan inovasyon çalışmaları gibi birçok etken, dijital ekonomide faaliyette bulunan şirketlerin pazar paylarını kaybetmelerine veya çok hızlı büyümelerine neden olabilmektedir (Deniz, 2016, s. 99).

1.3.Dijital Ekonominin Genel Ekonomi İçerisindeki Yeri:

1.3.1.Büyüme Açısından:

Bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) yatırımı (ICT Investment), bir yıldan fazla üretimde kullanılan ekipman ve bilgisayar yazılımlarının edinilmesi olarak tanımlanmaktadır. BİT’in üç bileşeni bulunmaktadır. Bunlar, bilgi teknolojisi donanımı (bilgisayar ve ilgili donanım), iletişim donanımı ve yazılım olup (OECD Data, 2017), BİT ürün ve hizmetlerine yapılan yatırım, dijital ekonominin büyümesinde önemli bir etkendir. 2013 yılında OECD ülkelerindeki BİT yatırımı, toplam sabit yatırımın %13,5’ini ve GSYİH’nin %2,7’sini temsil etmiştir (OECD, 2015b, s. 160).

BİT yatırımının üçte ikisinden fazlası bilgisayar yazılımları ve veritabanları için gerçekleştirilmiş olup 2001 ila 2013 yılları arasında BİT yatırımları, GSYİH’deki yıllık büyümeye 0,15 ila 0,52 puanlık katkı sağlamıştır (OECD, 2015b, s. 162). Bununla birlikte, 2007 yılında finansal krizin başlamasından bu yana BİT yatırımının büyümeye katkısı yavaşlamıştır (OECD, 2015b, s. 162). 2001-2007 yılları arasında BİT yatırımları GSYİH’daki yıllık büyümenin %0,22’si ila %0,59’u arasında değişmekte iken (Şekil 1), bu oran 2008-2013 yılları arasında %0,07 ila %0,45 arasında kalmıştır (Şekil 2).

Şekil 1: 2001 ila 2007 Yılları Arasında BİT ve BİT Harici Yatırımların GSYİH Büyümesine Katkısı

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 162). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225109

Şekil 2: 2008 ila 2013 Yılları Arasında BİT ve BİT Harici Yatırımların GSYİH Büyümesine Katkısı

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 162). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225096

1.3.2.Verimlilik ve İstihdam Açısından:

2013 yılı verilerine göre, BİT sektöründe OECD işgücü verimliliği (yani istihdam edilen kişi başına katma değer) 162 bin ABD dolarıdır. Diğer bir deyişle ekonominin geri kalanından %79 daha yüksektir (OECD, 2015b, s. 163). Aynı yıl itibariyle işgücü verimliliği, telekomünikasyon sektöründe toplam ekonomiden %160 daha yüksektir. Bu oran bilgisayar üretiminde %138, yazılım üretiminde %103 ve iletişim teknolojisi hizmetlerinde %21 olarak görülmektedir (OECD, 2015b, s. 163). Diğer taraftan Şekil 3’te görüleceği üzere bu verilere ilişkin ülkeler arasında büyük farklılıklar mevcuttur.

Şekil 3: 2013 Yılında BİT Sektörünün İşgücü Verimliliği ve Toplam Ekonomi

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 162). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225113

2001 ila 2013 yılları arasında, BİT endüstrileri, OECD ülkelerinin çoğunda toplam işgücü verimliliği artışında önemli rol oynamıştır. Şekil 4’te yer aldığı üzere BİT sektörü, İrlanda’da toplam işgücü verimliliğine %4; Estonya, Slovak Cumhuriyeti ve ABD’de yaklaşık %3; Macaristan, Norveç ve İsviçre’de %2 oranında katkı sağlamıştır. Buna karşın, BİT sektöründeki verimlilik artışındaki yavaşlama Finlandiya ve Lüksemburg’da ise bir düşüşe neden olmuştur (OECD, 2015b, s. 163).

Şekil 4: 2001 ve 2013 Yılları Arasında BİT Sektörünün Toplam İşgücü Verimliliği Artışındaki Rolü

Kaynak: (OECD, 2015b, s. 164). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933225121

Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, dijital ekonominin genel ekonomi içerisindeki payı her geçen gün artmaktadır. Dijital platformlarda yer alan birçok yeni faaliyet veya iş modellerinin yanı sıra ekonomik araçların da giderek dijitalleştiği günümüzden bakıldığında, yakın gelecekte dijital ekonominin, genel ekonominin vazgeçilmez bir parçası olacağını söylemek mümkündür.

2.AVRUPA BİRLİĞİ DİJİTAL TEK PAZARI

2.1.Pazara Yönelik Planların Gelişimi:

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dünyada dijital ekonominin kullanımı her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle, aralarında Avrupa Birliği (AB)’nin de bulunduğu birçok kurum ve kuruluş sınır ötesi dijital ekonomik faaliyetlere ilişkin engelleri kaldırmak amacıyla birtakım eylem planları hazırlamaktadır. AB konuya ilişkin olarak öncelikle 2000 yılında Lizbon Stratejisini ortaya koymuş, bu süreç 2010 yılında kamuoyuna açıklanan Avrupa 2020 Stratejisi ile devam etmiştir.

Bu planlarda, bilgi ve iletişim teknolojilerinin yenilikçilik, ekonomik büyüme ve istihdam alanlarında sunduğu imkânlardan AB’nin en geniş şekilde yararlanması için yol haritaları sunulmuş olup, Avrupa 2020 Stratejisi’nde, AB’nin bilgi toplumuna dönüştürülmesi ve bunun için de AB’de bir Dijital Tek Pazar oluşturulmasının önemine vurgu yapılmıştır (Akses, 2015, s. 1). Bu planla birlikte malların, hizmetlerin, sermayenin ve kişilerin serbest dolaşımının sağlandığı Avrupa’da, yeni bir unsur olan “verilerin” de serbest dolaşımının sağlanması amaçlanmıştır. Bu sayede AB üye ülkelerinde yer alan kişilerin ve işletmelerin, çevrimiçi mal ve hizmetlere, vatandaşı oldukları ülkeye bakılmaksızın kolayca erişebilecekleri bir altyapının oluşturulması düşünülmüş, böylece 28 üye ülkenin yer aldığı bu büyük piyasada yeni girişimciler için birçok yeni fırsatın ortaya çıkacağı savunulmuştur (Ansip, 2017).

Diğer taraftan, AB üye ülkelerindeki dijital pazarlar arasında birçok yasal ve teknik engellerin bulunduğu tespit edilmiştir. Başlıca engeller; vergi mevzuatı, ödeme sistemleri/alışkanlıkları, lojistik düzenlemeler, telif hakları ve tüketici hakları itibariyle üye ülkeler arasında bulunan mevcut farklılıklar ile coğrafi ayrımcılık uygulamaları olarak sıralanabilir (T.C. Ekonomi Bakanlığı, 2018). Örneğin telif hakları özelinde; üye devletler bünyesinde 20’ye yakın farklı uygulamanın bulunduğu ve dolayısıyla bu konuda acil uyumlaştırmanın gerektiği belirtilmiştir. Lojistik hizmetler açısından bakıldığında ise kargo teslimatında merkezden uzak bölgelere ve sınır ötesi teslimatta haksız fiyat farklarının bulunduğu tespit edilmiştir. Yine vergisel açıdan bakıldığında, KDV farklılıklarının özellikle KOBİ’leri zor durumda bıraktığı, bu sebeple bu alanda basitleştirmenin gerektiği ifade edilmiştir (T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı, 2018, s. 1).

2.2.Dijital Tek Pazar Stratejisi:

Yukarıda açıklanan engelleri aşabilmek için, Avrupa Komisyonu, 6 Mayıs 2015 tarihinde, üç temel başlıktan ve 16 farklı eylemden oluşan Dijital Tek Pazar Stratejisi’ni açıklamıştır. Söz konusu strateji ile öncelikli olarak AB’de tüketiciler ve işletmelerin dijital ürün ve hizmetlere erişimlerinin kolaylaştırılması, dijital ağların ve yenilikçi hizmetlerin geliştirilmesi için gerekli ortamın oluşturulması ve dijital ekonominin büyüme potansiyelinin desteklenme hususları saptanmış olup, bu stratejinin AB’nin tüm bölgelerinde kapsayıcı bir ekonomik büyüme sağlanması için kullanılmasının önemi de vurgulanmıştır (Akses, 2015, s. 1).

Dijital Tek Pazar Stratejisi’nin üç temel başlığı ve başlıkların içeriğinde yer alan 16 eylem şunlardır (European Commission, 2015):

1) AB’de tüketiciler ve işletmelerin dijital ürün ve hizmetlere erişimlerinin daha iyi sağlanması:

  • Sınır ötesi e-ticareti kolaylaştıracak kurallar oluşturmak,
  • Tüketici kurallarını daha hızlı ve tutarlı bir şekilde uygulamak,
  • Daha verimli ve uygun fiyatlı paket teslimatı gerçekleştirmek,
  • Haksız coğrafi engellemeyi sona erdirmek,
  • Avrupa e-ticaret pazarlarını etkileyen potansiyel rekabet sorunlarını tespit etmek,
  • Modern, daha geniş Avrupa telif hakkı yasası oluşturmak,
  • Çevrimiçi yayınların genişletilmesi gerekip gerekmediğini ve Avrupa’daki yayıncıların hizmetlerine sınır ötesi erişimin nasıl artırılacağını araştırmak için Uydu ve Kablo Direktifi’ni gözden geçirmek,
  • İşletmelerin farklı KDV rejimlerinden dolayı karşı karşıya oldukları idari yükü azaltmak,

2) Dijital ağların ve yenilikçi hizmetlerin geliştirilmesi için doğru şartların sağlanması:

  • AB telekom kurallarını ciddi bir şekilde gözden geçirmek,
  • Görsel ve işitsel medyayı 21. yüzyıla uygun hale getirmek,
  • Çevrimiçi platformların (arama motorları, sosyal medya, uygulama mağazaları vb.) pazardaki rolünü kapsamlı bir şekilde analiz etmek,
  • Özellikle kişisel verilere ilişkin dijital hizmetlerde güven ve güvenliği güçlendirmek,
  • Teknoloji alanında siber güvenlik konusunda ve çevrimiçi ağ güvenliği için çözümler önermek,

3) Dijital ekonominin büyüme potansiyelinin desteklenmesi:

  • AB’deki verilerin serbest dolaşımını teşvik etmek için bir ‘Avrupa serbest veri giriş akışı’ önermek,
  • E-sağlık, ulaşım planlaması veya enerji gibi Dijital Tek Pazar için kritik olan alanlarda standartlar ve birlikte çalışabilirlik önceliklerini tanımlamak,
  • Vatandaşların internet fırsatlarını yakalama ve iş bulma şanslarını artırmaya yönelik yeteneklerini geliştirmek üzere kapsayıcı bir dijital toplumu desteklemek.

Dijital Tek Pazarın temel girişimlerinden bazıları, Avrupa Parlamentosu ve Konseyi tarafından kabul edilmiştir. Bunlar;

  • 2018 yılının başlarından itibaren Avrupalıların evlerinde satın aldıkları veya abone oldukları filmler, müzik veya e-kitaplar ile seyahat etmelerine olanak sağlayacak “içerik taşınabilirliği”,
  • 15 Haziran 2017 tarihinden itibaren, bir üye ülkeden başka bir ülkeye seyahat eden aboneler için fazla vergilerin sona erdirildiği “roaming hizmetleri”,
  • 5G ve yeni çevrimiçi hizmetlerin geliştirilmesi için 700 MHz bandını yayınlayan “spektrum koordinasyonu”,
  • Görme engelli veya başka bir şekilde engelli kişiler için yayınlanan eserlere erişimi kolaylaştıran “Marakeş Antlaşması’nın uygulanması”,
  • AB genelinde halka açık ücretsiz Wi-Fi noktaları sağlayacak olan “WiFi4EU girişimi

olarak sıralanabilir (European Commission, 2017, s. 4).

Diğer taraftan ortak yasal uygulamaların geliştirilmesi, üye ülkeler ve diğer paydaşlar ile yakın işbirliği içinde devam etmektedir. Örneğin, Dijitalleştirici Avrupa Endüstrisi girişimi kapsamında Komisyon, kritik bir inisiyatif ve yatırım kitlesi oluşturmak için üye devletler ve endüstri ile yakın bir şekilde çalışmaktadır. Girişimin 2016 yılının Nisan ayında ortaya çıkmasından 2017 yılına kadar tahsis edilen 100 milyon Euro değerindeki yatırım, 150’den fazla dijital inovasyon merkezine destek sağlamıştır. Yine, 2017 yılı itibariyle kamu otoritelerini, iş, eğitim ve işgücü piyasası paydaşlarını birbirine bağlayan 17 Ulusal Dijital Beceri Koalisyonu bulunmaktadır (European Commission, 2017, s. 4).

Önemli bir ilerleme kaydedilmiş olsa da, Avrupa’da tamamen entegre bir Dijital Tek Pazar elde etmek için Dijital Tek Pazar Stratejisi kapsamında birçok konuda (Örneğin; coğrafi engelleme, telif hakkı reformu, telekom reformu ve görsel-işitsel medya çerçevesinin güncellenmesi vb.) yasal müzakereler devam etmekte olup Avrupa Konseyi, Aralık 2018’e kadar Dijital Tek Pazar Stratejisini uygulamaya karar vermiştir. Dolayısıyla bu durum, müzakerelerin hızının artırılmasını gerektirecektir (European Commission, 2017, s. 4).

Tüm bunların yanı sıra, strateji kapsamında 2020 yılına kadar Avrupa’da 8.000’den fazla yerleşim yerinde ücretsiz WiFi noktaları kurularak her köy ve şehrin ana merkezlerinin kablosuz internet erişimine sahip olması planlanmaktadır (Öney, 2017). Yine, Avrupa’da 2016 yılında 6,16 milyon olan veri çalışanının 2020 yılında 10,43 milyona; 255.000 olan veri şirketlerinin 359.050’ye yükseleceği tahmin edilmektedir. Böylece, 2016 yılında yaklaşık 300 milyar Euro olan Avrupa’da veri ekonomisinin değerinin 2020 yılına kadar AB GSYİH’sinin %4’üne tekabül eden 739 milyar Euro’ya ulaşması beklenmektedir (European Commission, 2017, s. 5).

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Ekonominin giderek dijitalleştiği günümüzde, dijital ekonominin temel özelliklerinden dolayı sınır ötesi ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde birtakım güçlükler bulunmaktadır. Birçok kurum ve kuruluş gibi AB de bu güçlükleri ortadan kaldırmak amacıyla stratejiler geliştirmiştir. Avrupa Komisyonu, 6 Mayıs 2015 tarihinde, üç temel başlıktan ve 16 farklı eylemden oluşan Dijital Tek Pazar Stratejisi’ni açıklamıştır. Söz konusu strateji ile AB’de dijital ekonomi faaliyetlerinin kolaylıkla gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Gelinen noktada, bu strateji ile AB’de dijital ekonomiye yönelik önemli ilerlemeler kaydedilmiş olup süreç devam etmektedir. Bunun yanı sıra, geleceğe yönelik perspektifler söz konusu stratejik uygulamaların öneminin gelecekte de artarak devam edeceğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, yeni dünyanın ekonomisi olan dijital ekonomiye ilişkin bu ve buna benzer stratejilerin gerek AB bünyesinde gerekse küresel anlamda geliştirilerek uygulanması, ekonomideki önemli engellerin ortadan kalkmasını sağlayarak yeni ekonominin gelişimine katkıda bulunacaktır.

KAYNAKÇA

Akses, S. (2015, Temmuz). AB’de Dijital Tek Pazar’ın Oluşturulmasına Doğru. İktisadi Kalkınma Vakfı, 133. http://www.ikv.org.tr/images/files/Dijital%20Tek%20Pazar%20Stratejisi%20%20Temmuz%202015.pdf (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

Ansip, A. (2017). Digital Single Market Bringing Down Barriers to Unlock Online Opportunities. European Commission, https://ec.europa.eu/commission/priorities/digital-single-market_en (Erişim Tarihi: 12/06/2018).

Budak, T. (2018). Dijital Ekonominin Vergilendirilmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık.

Campbell-Kelly, M., Garcia-Swartz, D., Lam, R. ve Yang, Y. (2015). Economic and Business Perspectives on Smartphones as Multi-Sided Platforms. Telecommunications Policy, 39.

Coyle, D. (2017). Precarious and Productive Work in the Digital Economy, National Institute Economic Review, 240.

Çelebi, A. (2016, Nisan). Ağ Etkisi ve Teknoloji Şirketlerinin Yaşam Döngüsü Üzerindeki Etkisi, 2. Üretim Ekonomisi Kongresi, https://www.iku.edu.tr/upp/8562/files/Atahan%20%C3%87elebi.pdf (Erişim Tarihi: 21/05/2018).

Deniz, C. (2016, Nisan). Dijital Ekonomide Transfer Fiyatlandırması. Yaklaşım Dergisi, 280.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2015a). Addressing the Tax Challenges of the Digital Economy, Action 1, 2015 Final Report, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD]. (2015b). Digital Economy Outlook 2015, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [OECD] Data. (2018). https://data.oecd.org/ict/ict-investment.htm (Erişim Tarihi: 25/05/2018).

Endo, T. (2017). Taxation in a Global Digital Economy, Vienna: Linde Verlag GmbH Publishing.

European Commission. (2015). A Digital Single Market for Europe: Commission sets out 16 initiatives to make it happen. https://www.eu2017.ee/sites/default/files/2017-09/EC%20for%20TDS_The%20Digital%20Single%20Market%20Strategy.pdf (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

European Commission. (2017). The Digital Single Market: State of Play. https://www.eu2017.ee/sites/default/files/2017-09/EC%20for%20TDS_The%20Digital%20Single%20Market%20Strategy.pdf (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

Li, F. (2017). The Digital Transformation of Business Models in the Creative Industries: A Holistic Framework and Emerging Trends, Technovation, https://doi.org/10.1016/j.technovation.2017.12.004 (Erişim Tarihi: 12/06/2018).

Li, J. (2014). Protecting the Tax Base in the Digital Economy. United Nations Paper, http://www.un.org/esa/ffd/tax/2014TBP/Paper9_Li.pdf (Erişim Tarihi: 24/05/2018).

Mastar Özcan, P. (2016, Ekim). Dijital Ekonominin Vergilendirilmesinde Karşılaşılan Sorunlar: BEPS 1 No’lu Eylem Planı Kapsamında Bir Değerlendirme. Electronic Journal of Vocational Colleges, 73-82.

Olbert, M. ve Spengel, C. (2016). International Taxation in the Digital Economy: Challenge Accepted? University of Mannheim Business School, https://www.sbs.ox.ac.uk/sites/default/files/Business_Taxation/Events/conferences/2016/Doctoral_mtg_2016/olbert.pdf (Erişim Tarihi: 03/06/2018).

Öney, Z. (2017). Avrupa Birliği, 8.000’den Fazla Yerleşim Yerine Ücretsiz WiFi Hizmeti Sunacak. http://www.zehraoney.com/2017/06/01/avrupa-birligi-8-000den-fazla-yerlesim-yerine-ucretsiz-wifi-hizmeti-sunacak/ (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

T.C. Avrupa Birliği Bakanlığı. (2018). Sayısal Tek Pazar Hakkında Özet Bilgi Notu. https://www.ab.gov.tr/siteimages/resimler/DSM%20web.pdf (Erişim Tarihi: 03/06/2018).

T.C. Ekonomi Bakanlığı. (2018). Avrupa Dijital Tek Pazar Stratejisi. https://www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/oracle/webcenter/portalapp/pages/content/htmlViewer.jspx;jsessionid=myY6W1rv2x5BE9bjab8elDHzXHcCGQA3BoI1EX6baXmh-SRvzXs5!460658916?contentId=UCM%23dDocName%3AEK-206719&parentPage=dis_iliskiler&_afrLoop=24935646976416401&_afrWindowMode=0&_afrWindowId=null&_adf.ctrl-state=5fp9en8vk_1#!%40%40%3F_afrWindowId%3Dnull%26_afrLoop%3D24935646976416401%26contentId%3DUCM%2523dDocName%253AEK-206719%26parentPage%3Ddis_iliskiler%26_afrWindowMode%3D0%26_adf.ctrl-state%3D5fp9en8vk_5 (Erişim Tarihi: 07/06/2018).

Unhelkar, B. (2008). Handbook of Research in Mobile Business, Second Edition: Technical, Methodological and Social Perspectives, New York: IGI Global Publishing.

07-Temmuz, 2018 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

OECD VERİLERİ IŞIĞINDA DÜNYADA KATMA DEĞER VERGİSİNİN DURUMU

Yayın Tarihi: 01/06/2017

Yayınlanan Yer: Legal Mali Hukuk Dergisi, Haziran 2017, Sayı: 150

PDF: OECD Verileri Işığında Dünyada Katma Değer Vergisinin Durumu

ÖZET

Dünyada ilk olarak yaklaşık 60 yıl önce uygulanmaya başlanan katma değer vergisi (KDV), günümüzde birçok ülkede uygulanmaktadır. Bununla birlikte, KDV’nin toplam vergi gelirleri içindeki payı her geçen gün artmaktadır. Öte yandan, ileride öneminin artarak devam edeceği beklenen KDV uygulaması hakkında birçok çalışma bulunmaktadır. Bunlardan, OECD’nin 2016 yılının sonuna doğru yayınladığı “Tüketim Vergisi Eğilimleri 2016” adlı raporu, hem güncel olması hem de birçok ülkenin verilerini birleştirerek sunması nedeniyle oldukça önemlidir. Bu çalışmada, dünyada katma değer vergisinin durumu, OECD’nin söz konusu raporunda yer alan istatistiki bilgilere yer verilerek açıklanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Katma Değer Vergisi, KDV, OECD, Tüketim Vergisi Eğilimleri 2016

JEL Sınıflandırması: H20, H22, H29

THE SITUATION OF VALUE ADDED TAX IN THE WORLD IN THE LIGHT OF OECD DATA

ABSTRACT

The share of value added tax (VAT), which started to be applied in the world for the first time about 60 years ago, is applied in many countries today. At the same time, the share of VAT in total tax revenues is increasing day by day. On the other hand, there are many studies about the VAT application which is expected to increase in importance in the future. The “Consumption Tax Trends 2016” report which published by the OECD towards the end of 2016 is very important because it is not only up-to-date but also presenting by combining the data of many countries. In this study, the situation of value added tax in the world is explained by including the statistical information of OECD’s report.

Keywords: Value Added Tax, VAT, OECD, Consumption Tax Trends 2016

JEL Classification: H20, H22, H29

1. OECD’YE GÖRE VERGİLERİN SINIFLANDIRILMASI

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD)’nın sınıflandırmasına göre vergiler altı ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar;

  • Gelir, Kâr ve Sermaye Kazançları Üzerinden Alınan Vergiler
  • Sosyal Güvenlik Yükümlülükleri
  • Ücret ve İstihdam Vergileri
  • Mülkiyet Üzerinden Alınan Vergiler
  • Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler
  • Diğer Vergiler’dir (OECD, 2016a, s. 35).

Tüketim vergileri ise, “5) Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler” içerisinde yer almakta olup iki alt kategoriye ayrılmaktadır. Bunlar;

  • Mal ve Hizmetlere İlişkin Genel Vergiler (veya Genel Tüketim Vergileri) olup; katma değer vergisi (KDV), satış vergileri ve mal ve hizmetlere ilişkin diğer vergiler bu vergilere örnektir.
  • Spesifik/Belirli/Özel Mal ve Hizmetlere İlişkin Vergiler olup; bu vergilere özel tüketim vergisi (ÖTV), gümrük ve ithalat vergileri ve sigorta primleri veya finansal hizmet vergileri gibi özel hizmetlere ilişkin vergiler örnek olarak gösterilebilir.

2. VERGİ TÜRLERİNE GÖRE TOPLAM VERGİ GELİRLERİ

2.1. OECD Ülkelerinin Vergi Türlerine Göre Toplam Vergi Gelirleri

2014 yılı itibariyle OECD ülkelerinin vergi türlerine göre toplam vergi gelirleri aşağıdaki Tablo 1’de yer almaktadır.

Tablo 1: 2014 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinin Vergi Türlerine Göre Toplam Vergi Gelirleri (%)

Kaynak: (OECD, 2016a, s. 135). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933416116  

2.2. Vergi Türlerine Göre Toplam Vergi Gelirlerinin OECD Ortalaması

OECD ülkelerinin 1965-2014 yılları arasında vergi gelirleri, vergi türlerine göre değişiklik göstermiştir. Örneğin, sosyal güvenlik yükümlülükleri 1965 yılında toplam vergi gelirlerinin %17,57’lik kısmını oluştururken 2014 yılında bu oran %26,15’e yükselmiştir. Yine; gelir, kâr ve sermaye kazançları üzerinden alınan vergiler söz konusu yıllar arasında dalgalı bir seyir izlemekte olup 2014 yılı itibariyle toplam vergi gelirlerinin %32,83’ünü oluşturmaktadır.

Konuya ilişkin detaylı bilgiler Tablo 2’de ve görsel olarak daha kolay anlaşılması bakımından grafiksel olarak Şekil 1’de yer almaktadır.

Tablo 2: OECD Ülkelerinde 1965-2014 Yılları Arasında Vergi Türlerinin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payları (%)

Kaynak: (OECD, 2016a, s. 35). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933416186

Şekil 1: OECD Ülkelerinde 1965-2014 Yılları Arasında Vergi Türlerinin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 18). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419936

3. TÜKETİM VERGİLERİNİN TOPLAM VERGİ GELİRLERİ İÇERİSİNDEKİ PAYI

OECD verilerine göre tüketim vergilerinin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı 1965-2014 yılları arasında %36’dan %30’a düşmüştür. Buna karşın KDV, vergi gelirleri içerisinde sürekli yükselen bir trend göstermiştir. Özellikle KDV uygulamasının yıllar içerisinde tüm dünyaya yayılması bu durumun en önemli sebebidir. Öte yandan, özel tüketim vergisi (ÖTV) gibi spesifik mal veya hizmetlerden alınan vergiler Türkiye haricinde tüm OECD ülkelerinde düşmüştür. 2014 yılında OECD ülkelerinin ÖTV benzeri vergilerden elde ettiği gelir, toplam vergi gelirlerinin %9,6’sı iken bu oran yalnızca Türkiye’de %22 civarındadır (OECD, 2016b, s. 17).

Şekil 2: OECD Ülkelerinde 1966-2014 Yılları Arasında Tüketim Vergilerinin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 18). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419925

4. KDV UYGULANAN ÜLKE SAYISI

1960’lı yılların sonunda 10’dan daha az ülkede uygulanan KDV, günümüzde dünya genelinde 166 ülkede uygulanmaktadır (OECD, 2016b, s. 19). Aynı zamanda, 35 OECD ülkesinin 34’ünde uygulanan KDV’nin bulunmadığı tek OECD ülkesi, Amerika Birleşik Devletleri’dir.

Şekil 3: 1960-2016 Yılları Arasında KDV Uygulanan Ülke Sayısı

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 19). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419943

5. UYGULANAN KDV ORANLARI

5.1. OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranları

OECD ülkelerinde 1975-2016 yılları arasında uygulanan KDV oranları Tablo 3’te gösterilmiştir.

Tablo 3: 1975-2016 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 83). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933420089 

Tablo 3’te görüleceği üzere, 2014-2016 yılları arasında sadece iki OECD ülkesinde KDV oranları artmıştır. Bu ülkelerden Japonya’da 1 Nisan 2014 yılından itibaren KDV oranı %5’ten %8’e yükselmiştir. Lüksemburg’da ise %15 olan KDV oranı 1 Ocak 2015 itibariyle %17 olarak uygulanmaktadır. Buna karşın, iki ülke KDV oranlarını azaltmıştır. İzlanda’da %25,5 olan KDV oranı 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren %24’e düşmüştür. Yine İsrail, %18 olarak uyguladığı KDV’yi 1 Ekim 2015 tarihinden itibaren %17 oranında uygulamaktadır (OECD, 2016, s. 69).

Şekil 4: 2016 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranları (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 70). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419966 

5.2. Uygulanan KDV Oranlarının OECD Ortalaması

OECD ülkelerinde uygulanan ortalama KDV oranı yıllar içerisinde dalgalı bir seyir izlemekle birlikte 2009-2014 yılları arasında sürekli yükselmiştir. 2014 yılının sonunda %19,20’ye kadar yükselen ortalama KDV oranı, bu yıldan günümüze kadar ise sabit bir seyir izlemektedir.

Şekil 5: 1976-2016 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde Uygulanan KDV Oranlarının Ortalaması (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 69). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419952 

6. OECD ÜLKELERİNDE KDV’NİN TOPLAM VERGİ GELİRLERİ İÇERİSİNDEKİ PAYI

KDV, OECD ülkeleri bakımından harcama üzerinden alınan en önemli vergi kaynağıdır. OECD ülkelerinde 2000 yılında ortalama %19,2 olan KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı 2014 yılına gelindiğinde %20,1’e yükselmiştir. OECD ülkeleri bazında bakılırsa; 2014 yılı itibariyle KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının en yüksek olduğu Şili’de bu oran %41,6’dır. Diğer OECD ülkelerinde KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı aşağıdaki Tablo 4 ve Şekil 6’da görüleceği gibidir.

Tablo 4: 1965-2014 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde KDV’nin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payı (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 46). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933420056 

Şekil 6: 2014 Yılı İtibariyle OECD Ülkelerinde KDV’nin Toplam Vergi Gelirleri İçerisindeki Payı (%)

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 17). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933419914 

7. OECD ÜLKELERİNDE KDV’NİN GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA (GSYİH) İÇERİSİNDEKİ PAYI

OECD ülkelerinde KDV, genel tüketim vergileri içerisinde en geniş paya sahip olan vergi türüdür. Öyle ki, 2014 yılında genel tüketim vergilerinin GSYİH içerisindeki oranı %7,0 iken bunun %6,8’i KDV’den kaynaklanmaktadır. 2012 yılından bu yana 34 OECD ülkesinin 22’sinde KDV’nin GSYİH içerisindeki payı yükselmiş olup, bu pay sadece 5 ülkede düşük bir oranda azalmıştır. 2014 yılı verilerine göre KDV’nin GSYİH içerisindeki payının en yüksek olduğu Yeni Zelanda’da bu oran %9,7’dir. Diğer OECD ülkelerinde KDV’nin GSYİH içerisindeki payına ilişkin bilgiler Tablo 5’te yer almaktadır.

Tablo 5: 1965-2014 Yılları Arasında OECD Ülkelerinde KDV’nin GSYİH İçerisindeki Payı (%)

 

Kaynak: (OECD, 2016b, s. 45). DOI: http://dx.doi.org/10.1787/888933420048 

DEĞERLENDİRME VE SONUÇ

Ülkelerin en önemli vergi kaynakları arasında yer alan katma değer vergisi hakkındaki en güncel çalışmalardan biri olan OECD’nin “Tüketim Vergisi Eğilimleri 2016” adlı raporu, geçmişten bugüne KDV’nin gelişimini açık bir şekilde ortaya koymuştur. Adı geçen raporda yer aldığı üzere; KDV uygulaması yıllar içerisinde tüm dünyaya yayılmış, ülkelerin uyguladığı KDV oranları günümüze yaklaştıkça yükselmiş ve böylece KDV, toplam vergi gelirleri içerisinde sürekli yükselen bir trend göstermiştir. Günümüzde KDV’nin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı %20 gibi oldukça yüksek bir oran ile ifade edilmektedir. Yine KDV’nin GSYİH’ye oranı neredeyse %7’ye yükselmiştir.

Tüm bu bilgiler ışığında, ülkelerin bütçe gelirlerinin vazgeçilmez bir unsuru haline gelen KDV’nin gün geçtikçe öneminin arttığını ve gelecekte de bu önemin artarak devam edeceğini söylemek mümkündür.

KAYNAKÇA

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD]. (2016a). Revenue Statistics 2016, Paris: OECD Publishing.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı [Organisation for Economic Co-operation and Development-OECD]. (2016b). Consumption Tax Trends 2016, Paris: OECD Publishing.

06-Haziran içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

BEYANNAME VERME SÜRELERİ UZATILDI

Gelir İdaresi Başkanlığının 20/04/2017 tarihli ve VUK-91/2017-4 sayılı Vergi Usul Kanunu Sirküleri ile Mart 2017 dönemine ait;

  • Muhtasar Beyannameler,
  • Damga Vergisi Beyannameleri,
  • Katma Değer Vergisi Beyannameleri ile
  • 2016 Hesap Dönemi Kurumlar Vergisi Beyannamelerinin

verilme süreleri uzatılmıştır. Ayrıntılar, aşağıdaki tabloda yer almaktadır.

Beyanname Türü Düzenleme Öncesi Beyannamenin Verilmesi Gereken Son Tarih Düzenleme Sonrası Beyannamenin Verilmesi Gereken Son Tarih Beyan Edilen Vergilerin Son Ödeme Tarihi
Muhtasar Beyannameler 24 Nisan 2017 Pazartesi idi. 26 Nisan 2017 Çarşamba oldu. 26 Nisan 2017 Çarşamba
Damga Vergisi Beyannamesi 24 Nisan 2017 Pazartesi idi. 26 Nisan 2017 Çarşamba oldu. 26 Nisan 2017 Çarşamba
KDV Beyannamesi 24 Nisan 2017 Pazartesi idi. 26 Nisan 2017 Çarşamba oldu. 26 Nisan 2017 Çarşamba
Kurumlar Vergisi Beyannamesi 25 Nisan 2017 Salı idi. 02 Mayıs 2017 Salı oldu. 02 Mayıs 2017 Salı

 

04-Nisan içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

MTV İLK TAKSİT ÖDEMESİNDE BUGÜN SON GÜN

“Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinde yer alan duyuruya göre, mükellefler 2017 yılı motorlu taşıtlar vergisi (MTV) ilk taksit ödemesini, GİB’in internet sayfası aracılığıyla bugün saat 22.00’ye kadar kredi kartı ve banka kartı ile yapabilecektir.”

Bilindiği üzere 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesinde; “Bu Kanun’un 5 ve 6’ncı maddelerinde yazılı tarifelerde yer alan; a) Karayolları Trafik Kanunu’na göre trafik şube veya bürolarına kayıt ve tescil edilmiş bulunan motorlu kara taşıtları, b) Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne kayıt ve tescil edilmiş olan uçak ve helikopterler, motorlu taşıtlar vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır.

Kanun’un 5’inci maddesinde (I) sayılı tarifeye yer verilmiş olup söz konusu tarifede otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri ile motosikletlerin yıllık vergi tutarları belirtilmiştir. Kanun’un 6’ncı maddesinde ise, (I) sayılı tarifede yazılı taşıtlar dışında kalan motorlu kara taşıtlarının (II) sayılı tarifeye göre; uçak ve helikopterlerin (Türkkuşu, Türk Hava Kurumuna ait olanlar hariç) ise (IV) sayılı tarifeye göre vergilendirileceğine ilişkin hükümler mevcuttur.

Bunun yanı sıra Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun “Yetki” başlıklı 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasında, “Her takvim yılı başından geçerli olmak üzere önceki yılda uygulanan vergi miktarları o yıl için Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca tespit ve ilan olunan yeniden değerleme oranında artırılır.” hükmüne yer verilmiştir.

474 sıra no’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde 2016 yılı için yeniden değerleme oranının % 3,83 (üç virgül seksen üç) olarak tespit edildiği hususu 11/11/2016 tarihli ve 29885 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Bunun üzerine, 01/01/2017 tarihinden itibaren, motorlu taşıtların vergilendirilmesine ilişkin 197 sayılı Kanun’un 5 ve 6’ncı maddelerinde belirtilen (I), (II) ve (IV) sayılı tarifeler ve bu tarifelerde yer alan motorlu taşıtlara ilişkin yıllık vergi tutarları yeniden değerlenmiş olup, yeni tutarlar 27/12/2016 tarihli ve 29931 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 47 seri no’lu Motorlu Taşıtlar Vergisi Genel Tebliği’nde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir.

 

1

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre motorlu taşıtlar vergisinin mükellefi, trafik sicili ile Ulaştırma Bakanlığınca tutulan sivil hava vasıtaları sicilinde adlarına motorlu taşıt kayıt ve tescil edilmiş olan gerçek ve tüzel  kişilerdir. Yine söz konusu Kanun’un 9’uncu maddesinin dördüncü fıkrasında yer aldığı üzere, motorlu taşıtlar vergisi her yıl ocak ve temmuz aylarında iki eşit taksitte ödenir.

Dolayısıyla, 2017 yılına ilişkin MTV ilk taksit ödemesinin son gününün bugün (31/01/2017) olduğunu hatırlatmakta fayda var.

Örnek: Bay (A), motor silindir hacmi 1600 cm³ olan 2015 model bir otomobile sahiptir. Buna göre 2017 yılında Bay (A)’nın sahip olduğu otomobil 3 yaşında olacaktır. (Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesinin son fıkrası hükmü gereğince, taşıtların tescil belgesinde yazılı olan model yılında bir yaşında olduğu kabul edilir.) Dolayısıyla Bay (A), sahip olduğu otomobile ilişkin yıllık 1.035 TL motorlu taşıtlar vergisi tutarını ocak ve temmuz aylarında iki eşit taksitte ödeyecektir. (Söz konusu tutar 2016 yılında 997 TL idi.)

Gelir İdaresi Başkanlığının hizmete sunduğu aşağıdaki link üzerinden aracınızın tipini, yaşını ve motor silindir hacmini belirterek motorlu taşıtlar verginizi hesaplayabilirsiniz.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_HSP_MTV

Motorlu taşıtlar verginizi Gelir İdaresi Başkanlığının anlaşmalı olduğu bankaların ödeme kanalları ile veya doğrudan vergi dairesine ödeyebilirsiniz. Ayrıca isterseniz Gelir İdaresi Başkanlığı İnternet Vergi Dairesine ait aşağıdaki link üzerinden aracınızın plakasını, tescil tarihini ve T.C. kimlik numaranızı girmek suretiyle kredi kartınızla da ödeme yapmanız mümkün.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_MTV_SORGU

 

01-Ocak, 2017 içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

VERGİ BORÇLARINA YENİDEN YAPILANDIRMA İMKANI

Vergi ve vergi cezaları, gecikme faizleri, gümrük vergileri, SGK ve belediye alacaklarını yeniden yapılandıran kanun teklifi TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Getirilen düzenlemeyle Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerince takip edilen vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, askerlik, sigorta primleri, genel sağlık sigortası prim alacakları gibi alacaklar ile bu alacaklara ilişkin her türlü faiz, zam, gecikme zammı, gecikme faizi, cezai faiz ve gecikme cezaları yeniden yapılandırılacak. Buna ek olarak, belediyelerin idari para cezaları, su, atık su ve katı atık ücreti alacakları, belediyelere ödenmesi gereken paylar hariç, beyana dayanan vergiler ve 2016’ya ilişkin 30 Haziran’dan önce tahakkuk eden vergi ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları da yeniden yapılandırma kapsamında yer alacak.

KANUNUN ÖNEMLİ NOKTALARI

  • Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, getirilen düzenleme ile kesinleşmiş kamu alacaklarının asıl tutarlarından vazgeçilmeyecek. Yani vergi asıllarında herhangi bir indirim veya af söz konusu olmayacak. Ancak bu asıllara uygulanan gecikme faizi, gecikme zammı ve gecikme cezası gibi alacaklar silinecek; bunun yerine, yurt içi ÜFE esas alınarak belirlenecek olan daha düşük bir tutar ödenecek.
  • Bu suretle hesaplanmış olan yeni tutar iki ayda bir ödenmek koşulu ile 6, 9, 12 veya 18 taksitte, yani 36 aya varan vadelerle ödenecek. Bu yeniden yapılandırma işleminde alınacak olan faiz de oldukça düşük bir faiz olacak.
  • Ayrıca borcunu peşin ödeyene faiz ve gecikme zammının %50’si oranında ilave bir indirim daha yapılacak.
  • Düzenleme, 30 Haziran 2016 tarihine kadar olan borçları kapsayacak.
  • Yapılandırmadan yararlanmak isteyenler Ekim 2016 sonuna kadar ilgili vergi dairelerine, sosyal güvenlik kurumlarına ve belediyelere başvuracak olup, vergi borçluları Kasım 2016 sonuna kadar, SGK borçluları ise Aralık 2016 sonuna kadar ilk taksitlerini ödeyecekler.
  • İlk iki taksitin süresinde tam ödenmemesi ya da süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen diğer taksitlerin kanunda belirtilen şekilde ödenmemesi veya bir takvim yılında ikiden fazla taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde yapılandırma hakkı kaybedilecek.
  • Diğer taraftan, gelir ve kurumlar vergisi ile KDV mükelleflerinin geçmiş 5 yıla ilişkin olarak daha önce beyan ettikleri tutarları belli oranlarda artırmaları halinde matrah veya vergi artırımında bulunulan yıllara ilişkin herhangi bir vergi incelemesi yapılmayacak.
  • Bu düzenlemelerden yararlanmak isteyen borçluların dava açmamaları, açılmış davalardan vazgeçmeleri ve kanun yollarına başvurmamaları şartı aranacak.

Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra, işletme kayıtlarının düzeltilmesi ve bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılmasına ilişkin düzenlemeleri de kapsayan bu yapılandırma hakkında, Gelir İdaresi Başkanlığından ayrıntılı bilgiye ulaşılabilecek.

08-Ağustos içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

MOTORLU TAŞITLAR VERGİSİNİN İKİNCİ TAKSİT ÖDEMESİNDE SON GÜN UYARISI

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesine göre, motorlu taşıtlar vergisi (MTV) her yıl ocak ve temmuz aylarında iki eşit taksitte ödenmektedir. Bunun yanı sıra bu yıl 31 Temmuz 2016 günü hafta sonuna denk geldiği için araç sahipleri, 2016 yılına ilişkin motorlu taşıtlar vergilerinin ikinci taksitlerini en geç bugün (01 Ağustos 2016 Pazartesi) akşama kadar ödemekle yükümlüdürler.

(I), (II) ve (IV) sayılı tarifeler ve bu tarifelerde yer alan motorlu taşıtların 2016 yılına ilişkin yıllık vergi tutarları aşağıdaki gibidir. (Tablolarda yer alan tutarların yarısı olan ilk taksitlerini ocak ayında ödeyen araç sahipleri ikinci taksitlerini, yukarıda da değinildiği üzere en geç bugün ödeyeceklerdir.)

 (I) SAYILI TARİFE

Motor Silindir Hacmi  (cm³) Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)
1 – 3 yaş 4 – 6 yaş 7 – 11 yaş 12 – 15 yaş 16 ve

yukarı yaş

 1-Otomobil, kaptıkaçtı, arazi taşıtları ve benzerleri
 1300 cm³ ve aşağısı 623,00 434,00 243,00 184,00 66,00
 1301 – 1600 cm³ e kadar 997,00 748,00 434,00 307,00 118,00
 1601 – 1800 cm³ e kadar 1.760,00 1.376,00 810,00 495,00 192,00
 1801 – 2000 cm³ e kadar 2.772,00 2.136,00 1.255,00 748,00 295,00
 2001 – 2500 cm³ e kadar 4.158,00 3.019,00 1.886,00 1.127,00 446,00
 2501 – 3000 cm³ e kadar 5.797,00 5.043,00 3.151,00 1.696,00 623,00
 3001 – 3500 cm³ e kadar 8.828,00 7.943,00 4.785,00 2.389,00 877,00
 3501 – 4000 cm³ e kadar 13.880,00 11.985,00 7.059,00 3.151,00 1.255,00
 4001 cm³ ve yukarısı 22.716,00 17.035,00 10.089,00 4.535,00 1.760,00
 2-Motosikletler 
   100 –   250 cm³ e kadar 118,00 89,00 66,00 42,00 17,00
   251 –   650 cm³ e kadar 243,00 184,00 118,00 66,00 42,00
   651 –  1200 cm³ e kadar 623,00 371,00 184,00 118,00 66,00
  1201 cm³ ve yukarısı 1.508,00 997,00 623,00 495,00 243,00

 (II) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve Oturma Yeri /

 

Azami Toplam Ağırlık

Taşıtların Yaşları ile Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)
1 – 6 yaş 7 – 15 yaş 16 ve yukarı yaş
 1) Minibüs 748,00 495,00 243,00
 2) Panel van ve motorlu karavanlar (Motor Silindir Hacmi)
  1900 cm³ ve aşağısı 997,00 623,00 371,00
  1901 cm³ ve yukarısı 1.508,00 997,00 623,00
 3) Otobüs ve benzerleri (Oturma Yeri)
  25 kişiye kadar 1.886,00 1.127,00 495,00
  26 – 35  kişiye kadar 2.262,00 1.886,00 748,00
  36 – 45  kişiye kadar 2.517,00 2.136,00 997,00
  46 kişi ve yukarısı 3.019,00 2.517,00 1.508,00
 4) Kamyonet, kamyon, çekici ve benzerleri (Azami Toplam Ağırlık)
   1.500 kg’a kadar 672,00 446,00 220,00
   1.501 –   3.500  kg’a kadar 1.357,00 787,00 446,00
   3.501 –   5.000  kg’a kadar 2.037,00 1.696,00 672,00
   5.001 – 10.000  kg’a kadar 2.262,00 1.922,00 902,00
   10.001 – 20.000  kg’a kadar 2.717,00 2.262,00 1.357,00
   20.001 kg ve yukarısı 3.399,00 2.717,00 1.580,00

(IV) SAYILI TARİFE

Taşıt Cinsi ve Azami Kalkış Ağırlığı Taşıtların Yaşları İle Ödenecek Yıllık Vergi Tutarı (TL)
1 – 3 yaş 4 – 5 yaş 6 – 10 yaş 11 ve yukarı yaş
 Uçak ve helikopterler
   1.150 kg’a kadar 12.616,00 10.089,00 7.566,00 6.051,00
   1.151 –   1.800 kg’a kadar 18.929,00 15.139,00 11.355,00 9.083,00
   1.801 –   3.000 kg’a kadar 25.241,00 20.192,00 15.139,00 12.113,00
   3.001 –   5.000 kg’a kadar 31.554,00 25.241,00 18.929,00 15.139,00
   5.001 – 10.000 kg’a kadar 37.866,00 30.291,00 22.716,00 18.171,00
   10.001 – 20.000 kg’a kadar 44.178,00 35.341,00 26.502,00 21.197,00
   20.001 kg ve yukarısı 50.489,00 40.388,00 30.291,00 24.232,00

Örneğin, Bay (A)’nın, motor silindir hacmi 1600 cm³ olan 2014 model bir otomobile sahip olduğunu düşünelim. Buna göre 2016 yılında Bay (A)’nın sahip olduğu otomobil 3 yaşında olacaktır. (Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 9’uncu maddesinin son fıkrası hükmü gereğince, taşıtların tescil belgesinde yazılı olan model yılında bir yaşında olduğu kabul edilir.) Dolayısıyla Bay (A), sahip olduğu otomobile ilişkin yıllık 997 TL tutarındaki motorlu taşıtlar vergisinin ikinci taksiti olan 498,50 TL’yi en geç bugün akşama kadar ödemekle yükümlüdür.

Gelir İdaresi Başkanlığının hizmete sunduğu aşağıdaki link üzerinden aracınızın tipini, yaşını ve motor silindir hacmini belirterek motorlu taşıtlar verginizi hesaplayabilirsiniz.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_HSP_MTV

Motorlu Taşıtlar Verginizi, Gelir İdaresi Başkanlığının anlaşmalı olduğu bankaların ödeme kanalları ile veya doğrudan vergi dairesine ödeyebilirsiniz. Ayrıca isterseniz Gelir İdaresi Başkanlığı İnternet Vergi Dairesine ait aşağıdaki link üzerinden aracınızın plakasını, tescil tarihini ve T.C. kimlik numaranızı girmek suretiyle kredi kartınızla da ödeme yapmanız mümkün.

https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/template.jsp?page=IVD_MTV_SORGU

Önemli Not: İnternet üzerinden yapılacak ödemelerde herhangi bir mağduriyetin oluşmaması için (dolandırıcılık amacıyla gönderilen e-postalar, sahte internet adresleri vb.) www.gib.gov.tr veya anlaşmalı bankaların resmi internet adreslerinden işlem yapmaya dikkat ediniz.

08-Ağustos içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın